Türkiye futbol sahnesinde “saçmalıklar tragedyası” sergileniyor.
Replikler, iddialar.
Ahmet Çakar’dan yeni bir iddia.
Erman Toroğlu’nun iddiaları.
Reha Muhtar’dan şike iması.
Gökmen Özdenak’dan başka bir iddia…
Son bir ayda Türk futbolunda iddiaların ardı arkası kesilmiyor.
Hakemlerle ilgili bitmek bilmez, çoğunluğu haklı bir kısmı haksız eleştirileri, suçlamaları bir tarafa koyalım, son günlerde cerahat futbolculara sıçradı.
“Bobo, Alex’in arkadaşı olduğu için penaltıyı kaçırdı.”
“Murat Şahin’in yediği gol şaibeli.”
“Keita, Fenerbahçeyi şampiyon yapmamak için bilerek gol atmadı.”
“Bakalım bu kadar gol kaçıran Sercan gelecek yıl nerede oynayacak.”
Geçen önemli bir organizasyondaydım. Memleketin çok önemli bir konusu hakkında konuşuluyor, gündem bambaşka, katılımcıların profili bambaşka kahve aralarında konuşulan konu ise Murat Şahin’in yediği gol vesaire…Aslında Çakar’ın hepimizin aklını karıştıran yorumu bizleri konuşturan..
Tragedya ustası Shakespeare’i bile kıskançlıktan mezarından kaldıracak senaryolar fink atıyor. Tragedya keçi ezgisi demek. Kalburüstü spor yoru(m)cularımız bir keçi inadı ile, şedit, hamasi, kışkırtıcı bir dille futbolun güzelleşmesini engellemek için adeta el birliği yapmış gibi.
Bu saçmalıklar tragedyasına inanan vardır mutlaka da benim merak ettiğim, bir bakıma yarışa dönen bu iddialara acaba ortaya atanların kendilerinin ne kadar inandığıdır.
Duygularla, sanrılarla bir futbolcunun bugünü ve geleceğini zan ve tehlike altında bırakmak o kadar kolay inanılacak bir şey olmasa gerek. Kalpleri mühürlenmiş mi nedir bunların?
Hadi o zaman bende şöyle bir iddia da bulunayım:
Tüm bu iddiaları ortaya atarken yorumcular aslında kendi piarlarını yapıyorlar. Ağızdan çıkan her sözün ardında yaşanan gerçeklikleri nesnel bir zeminde analiz etmek, birikimi çözümleme yeteneği ile harmanlayarak olan ve olması gerekeni aktarmak gibi bir saik yol bu retorikte. Temel gaye izlenme, okunma, tıklanma, konuşulma ve tüm bunların sonuncundamaddi bir gelir sağlama gayesi var.
Bir yorumcunun değeri neyle ölçülür? Sözleri ile kamuoyunda yarattıkları etki kadar kamuoyunda ne kadar yer aldığı da önemlidir.
Hiçbir yorumcu, bildiğim kadarıyla bir reklam ajansı veya halkla ilişkiler şirketi ile çalışmıyor. Öyleyse kendi reklamlarını ve piarlarını kim yapacak? Elbette kendileri... Ürün ne? Kendileri.. Kabul etmek lazım ki çok başarılı olduklarını da görüyoruz. Bakalım hangi yorumcunun bu yılki saçmalıklar tragedyası performansından sonra önümüzdeki yılki kontratlarına etkisi ne olacak? Hep birlikte göreceğiz.
Shakespeare derki, “Bazı yıkılışlar daha büyük kalkınışların temsilcisidir”
Umarım bu yıkıntının içinden Türk sporu ve yorumculuğu adına bir yeniden doğuş, kalkınış yaşanacaktır.