Kaybettiğimiz İçin Kazanalım
- Ömer GÜRSOY

- 10 Şub 2023
- 3 dakikada okunur
Yıl 1999, Türkiye’nin tarihinde o tarihe kadar yaşadığı en büyük felaketlerden birisi 17 Ağustos depreminde dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ile birlikte ilk dakikasından itibaren yaşadım.
Bugünden o günlere baktığımda deprem konusunda ve böylesine büyük bir depremi koordine edecek kadar bir tecrübeye sahip değildik ülke olarak; kamu kuruluşları , belediyeler, halk ve hatta medya da bu tecrübeden yoksundu..
Böylesine büyük bir felakete hazırlıksız yakalanmıştık.
Uykusuz geceler birbirini kovalarken bir yandan ülke içinde koordinasyonu kurmaya çalışıyor, diğer yandan da dünyanın her tarafından çadırlar getirmek için adeta seferberlik ilan etmiştik.
Yıl 2002, Türk futbolunun fırtına gibi estiği yıllar. Dünya Futbol Şampiyonası’nın en gözde takımlarınızdan birisiyiz.
Güney Kore’de oynadığımız eleme grubu maçları sonrası soluğu Japonya’da aldık.
Tokyo, Osaka tekrar Tokyo derken, dönemin Spor Bakanı Fikret Ünlü ve 20’ye yakın milletvekili ile birlikte yaklaşık 20 gün Japon kültürünü öğrenmeye çalışıyorduk.
Büyülenmiş bir şekilde havaalanı ve metroyu gezdik, yerin altında kurulan şehirlerde yürüdük, hızlı trenlere bindik. Depreme meydan okuyan dev gibi binaları gördük.
Ak Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da, A Milli Takımımızın Brezilya ile oynayacağı yarı final maçı için 10 saat uçarak Tokyo’ya gelmişti. Erdoğan da, TFF kafilesinin bulunduğu Okura Otel’de kalmıştı.
Maç dışında Tokyo’da başta metro olmak üzere bir çok yeri inceleme fırsatı bulmuştu.
Zamanında rahmetli Özal’ı etkisi altına alan Japon kalkınma hamlesi ve kültürünün Erdoğan’ı da etkilediğini öğrenmiştim.
Bir gün heyetle birlikte Tokyo Büyükelçimizin rezidansında yemeğe davetliydik. Büyükelçimiz Yaman Başkurt’a 2. Dünya Savaşı’nda yerle bir olan Japonya’nın kısa bir sürede böyle bir kalkınmayı nasıl başardığını sordum; cevap tek bir cümleydi: “Biz kaybettiğimiz için kazandık”
Tüm Japon halkı 2. Dünya Savaşı’nın travmasını bu sloganın etrafında oluşturdukları dayanışma ile aşmışlardı.
İşte o an gözümün önüne 17 Ağustos depremi geldi ve içimden ‘biz de kaybettiğimiz için kazandık diyebilecek miyiz’ dediğimi hatırlıyorum.
Biz de tıpkı Japonlar gibi büyük bir dayanışma içerisinde depremin yaralarını sarabilmeyi başarabildik.
Ama yine Japonların yaptığı gibi bir daha kaybetmemek için gerekli çalışmaları yaptık mı?
Yıl 2023, Türkiye tarihinin gördüğü en büyük felaket bu kez 10 ilde 13,5 milyon vatandaşımızı etkileyen peş peşe iki deprem ile tekrar sarsıldık.
Burada sözü Türk spor basının en güçlü kalemlerinden Ercan Güven’e bırakmak istiyorum ‘Ağla Volkan Ağla’ yazısından alıntı yaparak: “Yer ve gök birlikte çullandı üzerimize… Toprak kırıldı canlarımızı aldı, kara kış yarım kalan işi bitirmek için enkazlara sızdı. Zaman aleyhimize çalışıyor bir yandan.
Öyle feci bir manzara ki, hayatını kaybedenleri belirlemek bile günler alacak. Evi kalmayan, evine giremeyen kışı nasıl atlatacak, bu soğukta ne yiyecek ne içecek.
Felaket.
Bir tek yaralı sayısı belli…85 milyon!”
Evet Ercan Güven’in dediği gibi; yaralı sayısı 85 milyon ve bu 85 milyon kişi dayanışma içerisinde bu felaketin yaralarını sarmak için devletinin yanında hareket ediyor.
Yerli yabancı tüm sporcularda bu seferberliğe katılıyor. TFF Başkanı Büyükekşi’nin kariyerini Türkiye’de sürdüren yabancı futbolculara ‘lütfen acımıza ortak olun’ çağrısı da çok önemli..
Bu çağrılara artık bizden olmuş ve Türk vatandaşı olması konusunda benim de karınca kararınca katkım bulunan Shane Larkin kurduğu vakıf üzerinden depremzedeler için yardım kampanyası başlatması beni çok duygulandırdı.
Dün küçük küçük onlarca tenisçinin aileleri ile birlikte berelerini, atkılarını, eşortmanlarını, kışlık kıyafetlerini depremzedeler için değerli bir yardım kampanyası yapan Topspin Tenis Spor Kulübü’ne getirdiklerine şahit oldum.
Yine içlerinde oğlum gibi bir çok genç TOHM ( Türkiye Olimpik Hazırlık Merkezi) sporcusunun maaşlarını , kıyafetlerini depremzedeler için gönderirken yüreklerini dağlayan acıyı yakından gördüm.
Zifiri karanlıkta içimizde diri tutmaya çalıştığımız kırmızı umutlarımız bunlar.
Ama bundan sonra tekrar bu acıları bir daha yaşamamak için de yarın değil hemen kolları sıvamalıyız.
Yaralarımızı sararken gösterdiğimiz bu dayanışmayı deprem kuşağında olan güzel ülkemizi yeni depremlere hazırlamak birinci önceliğimiz olmalıdır.
Bunu sadece devletten de bekleyemeyiz.
2. Dünya Savaşı’nda yerle bir olan Japon halkını bir arada tutan slogan bize de ilham olsun:
Kaybettiğimiz için kazanalım…Bilimin prensipleri, milletin inançları, toplumsal ahlak ve etik değerler korunsun. Binlerce yıllık birikimlerimiz heba olmasın.






















Yorumlar