Beşiktaş şampiyon olmaya layık olmayan kötü bir oyun ile Fenerbahçe’ye yenilip lige havlu atarken, sezon boyunca formsuzlukları ile takımların kaderiyle oynayan hakemlerimizin de “eşsiz” bir örneğini izledik.
Federasyon şimdi de Beşiktaş oklarının açık hedefi haline gelmiş durumda.
Geçtiğimiz Aralık ayında Aziz Yıldırım’ın Eskişehir maçı sonrası yaptığı açıklamalar sonrası çıkan yazımda şunu demiştim:
“…Bugün anladık ki, Mahmut Özgener’in aşil topuğu da hakemlermiş. Gelişmiş bir ülkenin futbol dünyasının başındaki bir kişinin sadece hakem hataları yüzünden görevden uzaklaştırılmak istenmesini anlayamam ve kabul etmem mümkün değil. Ama o başkanın içi boş bir güven söylemine sarılıp bir türlü çözüm üret(e)memesini de!... Oyun kurucu Özgener gereğini yapmazsa ona daha çoook ok atılır.”
Bu ok atma savaşını Aziz Yıldırım hakemler üzerinden başlatmıştı. Peşinden Türk spor tarihinde ilk kez bir kulüp başkanı, federasyonun genel sekreteri ve yardımcısı ile ilgili iddiaları gündeme getirdi. Daha sonra da doğrudan Özgener’in şahsını hedef alarak federasyonun 3 gün çalışmayla yürütülemeyeceğini bile söyledi.Sonra ne oldu, Yıldırım’ın hedefinde olanlar bugün hala görevinin başında değil mi? Yoksa yılların başkanı Yıldırım “aaa kuşa bak kuşa” misali hedef mi saptırmıştı?
Şimdi burada bir nokta koyalım ve gelelim Beşiktaş’a. Beşiktaş yönetiminin Türk futbolunun yönlendirilmesi ve federasyonların oluşumunda ki pasif tutumu bugünkü sonucu doğurdu. Federasyonun Genel Kurul’a gitmesi ve güven tazelemesi gibi çok ciddi bir konuda Başkansız yapılan açıklama dipsiz bir kuyuya bağırıp beyhude bir yankı beklemek. Karavana. Bundan sonraki bağırış çağırışların bir yararı olmayacaktır, sadece tribünlerin gazını almaya yöneliktir. Önemli olan oku hedefine doğru zamanda atmak ve tutturmaktır.
Kısacası Aziz Yıldırım ileriyi gördü ve gerektiği zaman konuştu. Söylenen söz kadar söyleyenin de önemi var kuşkusuz. Bugün aynı cümleleri Aziz Yıldırım, Adnan Polat ve Demirören söylesin, federasyon üzerindeki etki oranlarını tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek.
Seçim gezilerinde Ankara’ya gelen Demirören’le bu konuları konuşmuştum. 20 yıllık arkadaşı Özgener’i takdir ederken tek eksiğinin kendisinin kur(a)madığı bir yönetim kurulu ile çalışmak olduğunu söylemişti.Kulüpler Birliğine başkan olmasını önerdiğimde de bunu düşünmediğini ifade etmiş, Federasyon üzerinde etkilerinin olduğunu ancak bunu açık açık yapmadıklarını söylemişti. Son kavgayı görünce aklıma ironik bir şekilde “Tenhalarda sen benimsin ben senin, el içinde düşmanımsın sen benim…” sözü geliyor ama neticeye bakarsak bu sözün hiç geçerli olmadığı ortaya çıkıyor.
Atı alan değil oku atan Üsküdar’ı geçmiştir. Geçmiş olsun.