“Hoca 3-5-2’de neden israr etti anlamadım. Adamın futbol felsefesi yanlış. İşin matematiğini bilmiyor, Dön 4-4-2’ye, çıkar şunu, al sağ tarafa fuleli, driplingci filancayı, besle tandemi… Ah biraz tarih bilseler, bak 80’de şu maçta ne olmuştu…Vizyon yok bunlarda… halbuki dünya futbolunda…”
Çok iddialıyız ve “İddia” oynarıyız ya. İşin ucunda para kazanmak da var artık, bilmediğimiz lig, bilmediğimiz takım kalmadı, neredeyse dünya çapında oynanan tüm maçlar hakkında yorum yapabilecek durumdayız!
Hal böyle iken önümüzdeki 10 ay boyunca futbolun felsefesi, tarihi, matematiği havada uçuşacak.
Sonra ligler bitecek, dönüp arkaya baktığımızda, o tartışmalardan geriye hiçbir şey kalmamış olacak. Sadece “bu lig güzel geçti mi, kimin maçından, oyunundan, yönetiminden zevk aldım?” diye düşüneceğiz.
O sezonun sonunda, o anları yaşamış olmamın hazzı, eğlendiğimiz, coştuğumuz, güldüğümüz, ağladığımız, kızdığımız zamanlar, kısaca duygularımız ve duyumsadıklarımız bir hoş seda olarak kalacak.
Üçün beşin ikinin, matematiğin, felsefenin hesabını yapmadan, gönül verdiğiniz renklerin, sevgilinin seyir zevki ile hayatımızın bir eğlencesi olarak gördüğümüzde bir şeyleri ıskalamamış olacağız.
Şu ölümlü dünyada futbolu anlamlandırmaya çalışmaktan daha çok, futbolu hayatı yaşar gibi güler yüzle yaşamak bizi mutlu kılacak.
Kayıkçının denize düşen filozofa dediği gibi, “ömrümüzün tamamını boşa geçirmemek” için, futbolu sadece futbol olarak, bu “basit” zevkleri ile yaşacağımız bir sezon diliyorum.