Bugünlerde Rus tiyatro kuramcısı ve yönetmeni Konstantin Stanilavski’nin “Bir Rol Yaratmak” kitabını okuyorum.
Bu büyük sanat adamı kitapta bir oyunun öyküsünün oyuncu açısından nasıl tekrar ele alınabileceğini anlatır.
Kitabın zengin ve derinlikli anlatımları üzerinde düşünürken bir yandan da futbolda yaşanan “demeç düellosunu” izliyorum.
Sığ sularda yüzen demeçleri…
Şimdi burada tekrar bu “çarşaf çarşaf” demeç düellosundan bahsedip, kim haklı, kim haksızın peşine düşmeyeceğim.
Ama şu kadarını söyleyeyim, oyun aynı, oyuncular aynı, sahne aynı, replikler aynı hatta ışıkçı(spor basını) bile aynı.
Futbolda sahnelen bu oyuna baktığımızda Stanilavski’yi bile kıskandıracak bir şekilde oyunun kurgusu, olguları ve olaylarını görürüz. Stanilavski’nin tiyatro oyuncuları ve tiyatro öğrencileri için bir kaynak olan kitabında örnek olay olarak Shakspear’in Othello’sunu ele alırken sanırım bizim futbolumuzun önde gelenlerinin tiyatro oyunu karşısında şaşkınlığını gizleyemezdi.
Stanilavski’yi okumuşlar mıdır bilmem ama yöneticilerin maharetleri hep “bir rolyaratarak” bu oyunları farklı farklı gösterip kapalı gişe oynayabilmelerinde.
Şimdi hatırlatayım, iki yıl önce Aralık ayında Eskişehir deplasmanından sonra Aziz Yıldırım’ın Merkez Hakem Kurulu’na güvenmediğini ilan ederek Federasyon Başkanı Mahmut Özgener’e adeta bir ültimatom vermişti. “Yıldırım’ın oku Özgener’in topuğu” başlıklı yazımda “bugün anladık ki, Özgener’in aşil topuğu hakemlermiş” demiştim.
2010 Nisan ayında:
“Türk spor tarihinde ilk kez bir kulüp başkanı, federasyonun genel sekreteri ve yardımcısı ile ilgili iddiaları gündeme getirdi. Daha sonra da doğrudan Özgener’in şahsını hedef alarak federasyonun 3 gün çalışmayla yürütülemeyeceğini bile söyledi.”
Şimdi bu “Ok Atma Oyunu”na hedef saptırmayı ele alan yeni bir “Aaa kuşa bak” bölümü de eklenerek perdelerini daha erken açtı. Nisan ayı gelmeden, Demirören geçen yılkinden “daha güçlü” salvolarını savunuyor, “faşist”i, “diktatör”ü, “soyunma odası basması” sürüp gidiyor…
Ama yine de “Atı alan değil, ilk oku atan Üsküdar’ı çoktan geçti”.
Herkes rolüne yeni bir yorum, yeni bir “duygu” katıyor.
Stanilavski’nin yönteminde yoğun olan duygudur, yaratıcı oyuncu duygularını, ifade eder.
Bugün bu oyunculuk yüzünden futbol dünyamızda yaratılan duygu iklimi, rasyonel düşünceyi ve çözümleri kuliste bırakmıştır.
O nedenle bugün “cezaları arttıracağız” diyen Özgener, “bunca zaman bu kadar ok atışı altında niye beklediğini de kamuoyuna anlatmalıdır” şeklinde bir replik perdede asılı kalır.
Unutmayalım her tiyatro oyunun da futbol maçının da seyircisi(taraftarı) vardır.
Burada bizim de canımızı yakan, her seferinde yeniden rol kesenlerin sergilediği bu oyunun seyircilerinin, bu gerilimden fena etkilenmesi, tahrik olmalarıdır.
Rol yaratanlara bunu unutmamalarını salık veririm!{jcomments on}