Stefano D’Anna “Tanrılar Okulu” kitabında en etkilendiğim cümlelerden birisi “dünya çiğnediğin bir sakız parçasıdır, dişlerinin izini alır.”
D’Anna’nın sözünü günlük yaşamımızda birçok yerde kullanabiliriz. Ama bana kalırsa en çok da futbolumuzda yaşanan olaylara baktığımızda karşımıza şöyle bir hüküm cümlesi çıkar: Futbol hepimizin çiğnediği bir sakız parçasıdır ve hepimizin dişlerinin izini aldı.
Artık bıkkınlık derecesine gelen kronik hakem hataları ile birlikte gündeme oturan Trabzon taraftarlarının açtığı “Günahlar takımı Fenerbahçe” pankartı çerçevesinde koparılan fırtınalardan dolayı bunları yazdım.
Ağzımıza doldurduğumuzu sakızı çiğneyip duruyoruz. Sakız gibi esneyen, çiğne çiğne bitmeyen bu tartışmalara dişlerimizin yani futbol algımızın, futbol dünyamızın, futbolu yönetenlerin diş izi çıkıyor.
Günahların boyumuzu aştığı futbol ortamında geçit yapanların arasından bir günah keçişi
çıkıyor.
Gazete sütunlarında yeteri kadar tartışılan bu yazıların detayına girmeden düşüncelerimi aktarmak istiyorum. Ne acı ki, bu feryat sesinin sahipleri ile Türk futbolunun bu sağlıksız yol alışına sebep olanlar da aynı kişiler. Sebepsiz sonuç olmaz, pankartlarla aylardır tahrik edilen, haksızlığa uğradığı hissi verilen, yani medya ile birlikte kulüp yöneticilerinin hazırladığı bir ortamda bir tepki olarak doğmuştur.
Her satırına imza atacağım bu yazıya ben de bir ilave yapmak istiyorum. Bu kadar dejenere olmuş futbol dünyasında en masum kişilerin taraftarlar olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar şiddet yasasından ceza almış bir tane kulüp yöneticisi, bir tane medya mensubu gördünüz mü?
Bu dejenerasyonun önüne geçecek olanlar değil mi asıl bu dejenerasyonu da tetikleyenler.
D’Anna diyor ki “Hep aynı olaylarla karşılaşıyorsun, çünkü sende hiçbir şey değişmiyor! Her şey benzerini kendine çeker. Cennet parçacığı cennete doğru, cehennem parçacığı cehenneme doğru yol alır.”
Bizim futbolumuzu cehenneme çevirenlere kim dur diyecek.
Futbolun patronu Futbol Federasyonu önümüzdeki ay içerisinde bir seçim yaşayacak. İster Mahmut Özgener devam etsin, ister derinlerde sessiz sedasız çalışmalar yürüten Mehmet Atalay gelsin, isterse bir başkası, ağzımıza sakız ettiğimiz bu problemlerden kurtulmak için bu düzenin böyle devam etmemesini sağlamalıyız.
Stefano D’Anna ile yazıya başladık yine onun İstanbul’da katıldığı bir konferansta söyledikleriyle bitirmek istiyorum.“İstiklal Marşı’nıza bakın çocuklara korkusuzluğu öğretin. Marşınız ‘Korkma’ diye başlıyor. İşte İstiklal Marşı’nın başlangıcındaki bu mesaja bakın.”
D’Anna’nın çocuklarımız için önerdiğini ben de Futbol Federasyonu Başkanları ve adayları için öneriyorum: ‘Korkma’{jcomments on}