Recep Cengiz- 3 Temmuz 2024 Avusturya karşısında, derin nefes almayı beceremediğimiz bir kariyer maçı oynadık.
Bu maç bir kez daha gösterdi ki; takımda hangi oyuncunun oynayacağı teknik direktörün tercihi, futbol yorumcularının isteği veya taraftarların beklentisine göre değil, müsabaka tasarımına göre belirlenen oyun biçimine bağlıdır. Eğer bu biçimlendirme “doğru analizlerle” yapılmışsa tasarlanan oyun anlayışına uygun oyuncunun “kimin” olacağı bellidir. Bu durumda, sorun oyuncunun “kim” olacağı değil “nasıl” oynayacağıdır.
Mert Günok’un maçın son dakikasında “cana can katan” bir kurtarış yaparak berberliğe izin vermemesi bizlere, Galatasaray-Arsenal (2000), UEFA kupası final maçının uzatma dakikasında Thierry Henry’nin kafa vuruşunu “muhteşem” kurtaran Taffarel’i hatırlattı.
Merih Demieal kariyer maçını iki golle tamamladı.
Abdülkerim, Kaan Ayhan ve Mert Müldür maç boyunca doğru zamanda doğru yerde ve doğru hamleler yaptı.
Orhun, kapı kapanırken arkadan devreye giren otomatik kapı kilidi gibi güven verdi.
Ferdi Kadıoğlu, hücum ve savunma futbolunu bütünlük ve büyük bir tutarlılıkla oynadı.
Hakan Çalhanoğlu “yokluğunda” önemli bir oyuncu olduğunu gösteriyor.Sahadaki hareket özgürlüğü oyunu zenginleştiriyor. Ayrıca, yıldız futbolcu olduğu ölçüde alçak gönüllü olmayı da öğretiyor.
Arda, İsmail, Kenan, Samet ve Barış gelişmeye ihtiyacı olan yetenekli oyuncular olarak göze çarpıyor;
Arda, Tanrı vergisi yetenekleriyle farkındalık yaratıyor, “abartmazsak” fazlasıyla yetiyor. Ancak, “abartma” takım bütünlüğü ve oyun disiplinine zarar verme riski doğuruyor.
Barış Alper’in, kendisini tutan oyuncuyu iyi analiz ederek hangi tarafa hareket ederse boşluk bulacağını öğrenmesi ve gol vuruşu yeteneğini geliştirmesi gerekiyor.
İsmail’in mücadele ederken herhangi bir sorunu yok, ama mücadele etmediği zaman dikkat dağınıklığı var çok pas hatası yapıyor.
Kenan, çok yetenekli ve gerekli bir oyuncu ancak oyunu daha olgun oynaması gerekiyor. Bazen ne yapmak istediğini “kendisi de” anlamıyor.
Samet, “yaptığı” ile “yapması gerektiği” arasındaki farkı bilmiyor. İhtiyacı olmayan işleri kendine ihtiyaç haline dönüştürüyor. Rakibe sarılmak, rakibi itmek veya formasından çekmek bir savunma oyuncusunun ihtiyacı değildir. Zorunluluk halinde bu faullü hareketleri kullanılır. Samet, bunları ihtiyaca dönüştürmüş alışkanlık haline getirmiş. Gerekli gereksiz her pozisyonda el ve kollarını kullanıyor. Ayrıca, cesaret kırıcı tezahürat ve eleştiriler olunca rakip oyunculara karşı değil, kendi taraftarı ve futbol yorumcularına karşı savunma yapmak zorunda kalıyor.
Son olarak, Milli takımın başarısında, Montella’ya ait olmayan bir şeyler varmış algısı yaratılıyor. Ancak, savunma zaaflarımız olsa da teknik direktörüne güvenmiş, ne yapabileceğine inanmış dürüstçe mücadele eden bir oyuncu grubu var. Bu nedenle skora bakmadan bu takıma saygı duymak gerekiyor. Göreceli bir oyunda fikir ayrılıkları olsa da, bu takımın önem derecesi “çok yüksek” kalite değerlendirmesi “çok iyi” olasılık başarı seviyesi “kesinlikle” var. {jcomments on}