Parayı Veren Düdüğü Çalar: Bir Nüfuz Kazanma Sanatı Olarak Sportwashing
x
Buradasınız >> Ana Sayfa HABERLER & MAKALELER Genel Diğer Yazarlar Parayı Veren Düdüğü Çalar: Bir Nüfuz Kazanma Sanatı Olarak Sportwashing

Parayı Veren Düdüğü Çalar: Bir Nüfuz Kazanma Sanatı Olarak Sportwashing

4.4.4.4.4.26

Olgu  Aydın -29 Ocak 2026 Babamın beni uyandırmasıyla 1999 yılının sonbaharında, bir gece yarısı alelacele hazırlanıp havalimanının yolunu tutmuştuk.

O dönemde koyu bir Galatasaray taraftarı olan babam hem iç saha hem de deplasman maçlarını kaçırmazdı. Milan ile oynayacağımız Şampiyonlar Ligi grup maçı için bana sürpriz yaparak beni de yanında götürüyordu. Bu sıralar küllenmeye yüz tutmuş futbol tutkumu, bir kıvılcımdan kor ateşe çeviren seyahatlerden biri de böylece başlamış oldu.

 

Bir Sonbahar Anısı: Milano Yolculuğu

 

Ekibimiz oldukça renkliydi; tur rehberimiz Bilgin Gökberk iken, Ahmet Çakar ve dönemin tribün liderlerinden Mehmet Kızılay da bizimleydi. Maç günü Kenan Doğulu ve Mahsun Kırmızıgül de ekibe dahil olmuştu. Buradan bir itirafta bulunmuş olayım: Galatasaray’ın golüne sevinirken elimdeki yiyecek fırlayıp Mahsun Bey'in kafasına isabet etmişti. Kendisi bunu üst tribündeki Milan taraftarlarının yaptığını sanarak epey sinirlenmişti. İyi oynadığımız o maçı kaybetsek de rövanşında Milan’ı yenerek o meşhur UEFA Kupası hikâyesinin meşalesini yakmıştık.

 

Milan Ekolü: Sahadan Siyasete

 

O gün Milan kadrosunda izlediğimiz Andriy Shevchenko, 2012’de ülkesinde siyasete atılmış, beklediği başarıyı yakalayamasa da sonrasında Ukrayna Futbol Federasyonu başkanlığı koltuğuna oturmuştu. Sonradan takım arkadaşı olan Kakha Kaladze, Gürcistan’da Enerji Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerinde bulunduktan sonra, şu an halen Tiflis Belediye Başkanı olarak görevine devam ediyor. Zvonimir Boban ise bu kadroya katılmadan hemen önce, bir polise attığı uçan tekmeyle Hırvat bağımsızlık hareketinin sembolü olmuş, akabinde Milan’a transfer edilmişti. Maçta sahada olan o meşhur 9 numara ise milletvekilliğinden "vatan hainliği" suçlamalarına uzanan geniş bir spektrumda çalkantılı bir siyasi hayat sürdü.

Bu isimler arasında en özgün hikâyelerden biri şüphesiz George Weah’e ait. Dünyanın ilk Ballon d'Or sahibi devlet başkanı olan Weah, ülkesi Liberya’yı yıllarca yönetti. Milan takımının adeta bir "siyasetçi altyapısı" gibi çalışması aslında sürpriz değil. Çünkü hepsinin "babası" ve Milan kulübünün sahibi Silvio Berlusconi de sportif başarılarla büyüttüğü itibarının meyvelerini siyasette toplamayı başarmıştı.

 

"Scendo in Campo": Milan Bir Mesele Değil, Hayatın Ta Kendisidir

 

İtalya’nın ilk özel medya holdingi olan; Canale 5, Italia 1 ve Rete 4 gibi kanalları bünyesinde barındıran Mediaset’in sahibi Silvio, 1986 yılında borç batağındaki Milan’ı satın aldı. Takımı tanıtmak için stadyuma helikopterle indiğinde, aslında siyasi kariyerinin de fragmanını izletiyordu. Kısa sürede takımı İtalya ve Avrupa şampiyonu yaptı. 1988–1990 yılları arasında iki kez üst üste olmak üzere toplamda 3 Şampiyon Kulüpler Kupası/Şampiyonlar Ligi ve 1990’ların başında dominasyon kurarak sayısız lig şampiyonluğu kazandı.

Bu başarıları takiben artan popülaritesi sayesinde "Forza Italia" partisini kurup seçimlere girdi ve yolsuzluk soruşturmalarıyla (Temiz Eller) çalkalanan İtalyan siyasetinin "yeni ve başarılı yüzü" olarak merkeze oturdu. Parti kurulduktan sadece 60 gün sonra seçim kazanarak bir rekora imza attı. Arada muhalefete düşse de Berlusconi, 1994’ten 2011 yılına kadar İtalya siyasetine damga vurdu ve en uzun süre başbakanlık yapan kişi olarak tarihe geçti. Bu dönem boyunca Milan kulübünün başkanlığını da eş zamanlı yürüten Silvio, tıpkı vaat ettiği gibi İtalya’yı da Milan’ı yönetir gibi yönetti. Büyük oyuncu transferleri, medya yoluyla yaptığı demografik kuşatma ve siyasi kariyeri ne zaman zora girse kulüpten gelen halkla ilişkiler desteğiyle dünya tarihinin en meşhur figürlerinden biri oldu. İlk seçim sloganı "Milan gibi bir ülke yaratmak" olan Silvio, bugün literatüre "Sportwashing" olarak geçen; sporla itibar aklama ve kazanma sanatının ilk ve en başarılı uygulayıcısıydı.

 

Modeli o kadar iyi kurguladı ki, oğluna ismini verdiği (vaftiz ettiği) Sheva, Kaladze ve Weah başkanlarını takip ederek ülkelerinde siyasete atıldılar. "Siyasette de aynen Milan’daki gibi ol Kakha" dediği Kaladze, yıllardır Gürcistan’ın önde gelen siyasetçilerinden. Weah’in ifadelerine göre ise, Silvio daha o futbolcuyken "Sende bir başkan havası var" diyerek geleceği görmüştü; bu öngörü en azından profesyonel anlamda övgüyü hak ediyor.

 

Krampon Elçileri ve Modern Kolezyumlar

 

Futbolun yumuşak güç olarak kullanılması yeni bir konu değil. 1998 yılındaki ABD-İran Dünya Kupası maçı veya 2008’deki Türkiye-Ermenistan maçı gibi örnekler, futbolun uluslararası ilişkilerde buzları eritmek için bir araç olarak kullanıldığını gösterir. Didier Drogba’nın 2005’te maç sonu yaptığı çağrıyla ülkesindeki iç savaşı durdurması ya da Boban’ın 1990 Dinamo Zagreb–Kızılyıldız maçındaki tekmesiyle iç savaşı tetiklemesi, futbolun kitleleri yönlendirme gücünü net bir şekilde ortaya koyuyor. Tabi bazen tersi durumlarda olmamış değil, 1969 da Honduras ve El Salvador arasındaki milli maçtan sonra oluşan gerginlik iki ülkeyi savaşa götürmüştür.

Elbette bu potansiyel gerek piyasanın gerekse siyasetin ilgisini çekerek çoktan metalaştı. Çin devleti, sahip olduğu devasa üretim ve inşaat kapasitesiyle dünyanın birçok ülkesine; diplomatik sadakat, petrol takası ve ihalelerde öncelik gibi imtiyazlar karşılığında stadyumlar hibe ediyor.

 

Tablo 1: Çin'in Stadyum Diplomasisi ve Hibeleri

 

 1.1.1.26

 

Bunlara ek olarak Çin devletinin daha küçük ölçekli stadyumlar, altyapı, idman tesisleri ve spor kompleksleri gibi dünya çapındaki hibelerinin sayısı yüzü geçmiş durumda. Bu stadyumlar ev sahibi ülkelere uluslararası prestij kazanabilecekleri bir sahne sunarken, o ülkelerdeki iktidarlara da "eser siyaseti" yürütme imkânı veriyor. Çin’in bu hibeleri yaptığı ülkelerin, ihtilaflı BM oylamalarında %78 oranında Çin lehine oy kullanmış olmasının yarattığı küresel nüfuzun parasal değerini hesaplamak zor. Ancak yatırım alan ülkelerin neredeyse hepsinin Tayvan’ı tanımadığını, hatta bazılarının yatırımlardan hemen sonra Tayvan ile ilişkiyi kestiğini not etmek gerekir.

 

 

Aşağıda stadyum diplomasisinin örnek birkaç ülkede yaklaşık hesaplarla nasıl bir ticaret hacmi çarpanı yarattığını görebiliriz:

 

 

Tablo 2: Stadyum Sonrası Ticaret Hacmi Değişimi

 

 2.2.2.26

 

Çin'in dünyanın kalanıyla ticaret hacmi aritmetik artarken, stadyum hibelerinin olduğu ülkelerle geometrik artmış görünüyor. Çin'in bu ülkelerle yaptığı ticaretin yüz milyarlarca dolar olduğunu düşünürsek, stadyumların yatırım getirisi oldukça kârlı duruyor.

 

 

Tablo 3: Çin'in Ticari Kaldıraç Etkisi (2010-2022)

 

 3.3.3.26.3

Çin, genel futbol medyasının dikkatinden uzak bir şekilde, futbol endüstrisini kendi lehine en iyi metalaştıran örneklerden biri olmayı başardı.

 

 

Konuşulanları Beğenmiyorsan, Konuşmayı Değiştir

 

 

Arap dünyasının imajı Batılıların gözünde çok uzun süre, en kibar tabirle "oryantalist" bir bakış açısına hapsolmuştu. Petrol zengini şeyhler, "Bedevi" klişesine sıkışıp kalmıştı. Irak Savaşı, 11 Eylül, Madrid ve Londra gibi Avrupa başkentlerinde yaşanan terör saldırıları da bu duruma hiç yardımcı olmuyordu. Özellikle zengin Arap körfez devletleri, bu imajı kırmak için ciddi bir "rebranding" (yeniden markalama) hamlesine ihtiyaçları olduğunun farkındaydı.

 

 

Futbol, bu konuda en elverişli platformlardan biriydi. Zaten siyasetle iç içe geçmiş futbol ekosistemi, Arap sermayesini adeta bağrına bastı. 2000’lerin başından itibaren dev bütçeli anlaşmalarla büyük kulüplerin göğüs sponsoru olmaya başlayan Emirates ve Etihad gibi şirketleri takiben, yine astronomik bedellerle Arap sermayesi yayın haklarını toplamaya başladı. Avrupa’yı sarsan 2008 finansal krizinin yarattığı boşlukla birlikte Arap sermayesi Avrupa futboluna çok daha hızlı nüfuz etti.

 

 

Artık Kanduralar ve kefiyeler, önyargılardan beslenen tehlikeli bir köktendinciliği değil; parayı, gücü ve modern iş dünyasını temsil etmeye başlamıştı. Satın alınan kulüplere devasa transferler yapılıp taraftar ve medya ilgisi maksimize ediliyor; sansasyonel transferler birer "marka elçisi" gibi çalışıyor, sponsorluk ve ülke tanıtım lansmanlarında imaj güçlendirme amacıyla kullanılıyordu. Yüzlerce milyar dolar harcanan modern Arap şehirleri de aradığı ilgiyi görmeye başladı.

 

 

Bugün İtalyan ve İspanyol süper kupalarından, NBA ve EuroLeague’e kadar birçok müsabaka Riyad, Abu Dabi ve Dubai gibi şehirleri ikinci evi yapmış durumda. 2027 Fiba Dünya Şampiyonası ve 2034 Dünya Kupası gibi en prestijli turnuvalar Riyad ve Doha’da düzenlenecek. Suudi Arabistan 2036 ve 2040 olimpiyatlarının da en büyük adaylarından. Futbol ve basketbol dışında; padel, tenis ve golf gibi elit sporların en prestijli turnuvaları da artık bu şehirlerde düzenleniyor. Öyle ki PSG’nin de sahibi olan Katarlı Nasır El-Halifi, "Premier Padel" markasıyla Padel sporunun bizzat patronu oldu. Bugün dünyanın en büyük satranç kulüplerinden birinin sahibi Birleşik Arap Emirlikleri iken; en yüksek ödül havuzuna sahip satranç turnuvası olan Kral Selman Şampiyonası Riyad’da düzenleniyor ve yüzlerce "Grandmaster" bu şehri ziyaret ediyor.

 

 

Sportswashing, Arap dünyasının vitrinini tamamen değiştirdi. Yıllarca üzerlerine yapışan tehditkâr ve avam etiketleri; yerini güvenli, lüks şehirlere ve rafine zevklere sahip vizyoner yatırımcı algısına bıraktı. Avrupa’nın köklü takımları ve turnuvaları artık zengin körfez devletlerinin kontrolüne geçti. Çin ise bu yumuşak gücü, somut bir jeopolitik kaldıraca dönüştürme yolunu seçti. Pekin yönetimi, küresel hegemonya yarışındaki iddiasını modern kolezyumlarla perçinlerken; bugün Afrika, Asya ve Latin Amerika’daki milyonlarca insan, futbol tutkusunu Çin devletinin hibe ettiği stadyumların çatısı altında yaşıyor.

 

 

 

                    linkedin-logo Paylaş                        Flipboard -logo Paylaş

Bu İçerik  21  Defa Okunmuştur
 

Degerli yazarimiz Futbol Ekonomi Site Yetkilisi Perşembe, 22 Eylül 2011.

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

futbolekonomihakkimizdabanner2

esitsizliktanitim

aksartbmmraporbanner

Yazarlarımızın Son Yazıları

Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Murat  Başaran
Murat Başaran
Mete İkiz
Mete İkiz
Hüseyin Özkök
Hüseyin Özkök
Ömer Gürsoy
Ömer Gürsoy
Neville Wells
Neville Wells
Kenan Başaran
Kenan Başaran
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Lale Orta
Prof. Dr. Lale Orta
Müslüm Gülhan
Müslüm Gülhan
Tuğrul Akşar
Tuğrul Akşar
Av. Hüseyin Alpay Köse
Av. Hüseyin Alpay Köse
Doç. Dr. Recep Cengiz
Doç. Dr. Recep Cengiz
Dr. Ahmet Güvener
Dr. Ahmet Güvener
Av. Arman Özdemir
Av. Arman Özdemir
Dr. Tolga Genç
Dr. Tolga Genç
Tayfun Öneş
Tayfun Öneş
Dr. Bora Yargıç
Dr. Bora Yargıç
Alp Ulagay
Alp Ulagay
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Turgay Biçer
Prof. Dr. Turgay Biçer

Kimler Sitede

Şu anda 1235 konuk çevrimiçi

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 56118383

raporlaranas

kitaplar aksar

1

futbol ekonomi bulten

fesamlogobanner

ekosporlogo


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

futbolekonomisosyal2

 

sosyal1