top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Kartal Sahada Uçarken, Ekonomik ve Finans Alanında da Uçabilecek mi?

Topu kaybettiğin yerde kazanacaksın.

Futbolda bazı takımlar vardır; topu kaybettiklerinde geriye koşarlar.

Bazıları ise topu kaybettiği anda rakibin üzerine koşar.

Aradaki fark yalnızca pres yapmak değildir.

Bu, bir futbol felsefesidir.

Beşiktaş’ın Zalgiris karşısında 3-0 kazandığı maçta özellikle ilk yarıda ortaya koyduğu futbolun bana uzun zamandır özlediğimiz bir şeyi hatırlatmasının nedeni de bu:

Topu kaybettiğin yerde geri kazanacaksın.

Ve daha önemlisi:

Rakibe nefes alacak zaman vermeyeceksin.

Bu Beşiktaş başka bir şey deniyor

Maçın ilk yarısına bakıyorsunuz.

Beşiktaş’ın savunma oyuncuları bile rakip yarı sahada.

Bekler neredeyse hücum oyuncusu gibi oynuyor.

Orta saha çizgisi önde.

Stoperler önde.

Rakip topu aldığı anda karşısında bir Beşiktaşlı var.

Top bir yere gidiyor, Beşiktaş oraya gidiyor.

Rakip bir pas veriyor, Beşiktaş o pasın üzerine gidiyor.

Rakip biraz nefes almaya çalışıyor, Beşiktaş tekrar basıyor.

Bu futbolun adı yalnızca yüksek pres değil.

Bu:

Rakibin oyun kurmasına izin vermemek.

Klopp’un Liverpool’unu hatırlatmasının nedeni bu

Bir zamanlar Klopp’un Liverpool’unda çok sevdiğimiz bir görüntü vardı.

Liverpool topu kaybediyor.

Salah, Mané, Firmino…

Hepsi bir anda topun etrafında beliriyordu.

Ama amaç:

“Geri koşalım.”

değildi.

Amaç:

“Rakip daha topu kontrol edemeden topu geri alalım.”

Buna futbol literatüründe gegenpressing deniyor.

Gegenpressing’in özeti aslında çok basit:

Topu kaybettiğin yerde geri kazanmak.

Rakip daha topu kontrol edip oyununu kuramadan üzerine gitmek, pas seçeneklerini kapatmak ve topu yeniden kazanıp hücuma devam etmek.

Yani top kaybı, savunmaya geçiş anı değil; yeniden hücum etme fırsatı olarak görülüyor.

Beşiktaş’ın Zalgiris karşısında gösterdiği görüntü de tam olarak bunu düşündürdü.

Ve üçüncü gol müthiş bir örnek

Üçüncü golü sağ bek Murillo atıyor.

Ama mesele sadece gol atması değil.

Adam neredeyse rakip ceza sahasından çıkmıyor.

Bir sağ bek düşünün.

Normal futbol anlayışında:

“Ben savunmacıyım, önce arkamı kontrol edeyim.”

dersiniz.

Burada ise başka bir anlayış var:

“Rakip burada sıkıştıysa ben de buradayım.”

Ve daha da ilginç olan oluyor.

Golün hazırlık aşamasında sol bek Rıdvan da hücumun içinde.

Bir sağ bek gol atıyor.

Sol bek hücumun içinde.

İki bek de rakip ceza sahası çevresinde.

Bu tesadüf değil.

Bu, takımın nasıl konumlandığının sonucu.

İşte “takım” dediğimiz şey bu

Bir takımın beklerinden biri gol atabilir.

Elbette.

Ama:

sağ bek rakip ceza sahasında,

sol bek hücumun içinde,

stoperler orta sahaya kadar çıkmış,

orta saha rakibin üzerine basıyor

ise artık tek tek oyuncuların hücum yapmasından söz etmiyoruz.

Takım halinde rakip yarı sahaya yerleşmekten söz ediyoruz.

Ve bu çok önemli.

Çünkü böyle bir takım rakibin üzerine yalnızca hücum oyuncularıyla gitmez.

11 kişiyle gider.

Rakibi kendi yarı sahasında hapsetmek

Zalgiris’in yaşadığı problem tam olarak buydu.

Topu kendi yarı sahasında alıyor.

Karşısında Beşiktaş.

Pas seçenekleri daralıyor.

Bir oyuncu topu kontrol ediyor.

Üzerine başka biri geliyor.

Pas veriyor.

Yeni oyuncu baskı altında.

Bir süre sonra:

Top kaybı.

Ve Beşiktaş yeniden hücum ediyor.

Yani Beşiktaş’ın hücum sayısını yalnızca kendi yaptığı organize ataklar belirlemiyor.

Rakibin hatalarını da hücumun bir parçası haline getiriyor.

Bu, üst düzey pres takımlarının en önemli özelliklerinden biri.

Fakat burada çok ince bir çizgi var.

Bu futbol romantik olduğu kadar tehlikelidir.

Çünkü bütün takım öne çıktığında:

Pres kırılırsa arkada çok büyük alan kalır.

Klopp’un Liverpool’u da bunu yaşadı.

Guardiola’nın takımları da yaşadı.

Her yüksek pres takımının yaşadığı problem budur.

Dolayısıyla mesele:

“Herkes ileri çıksın.”

değil.

Asıl soru:

“Herkes ileri çıktığında takım birbirini nasıl koruyacak?”

Beşiktaş’ın bugün bunu ne kadar sürdürülebilir hale getireceği sezonun çok daha önemli sorusu.

Çünkü 3-0’lık galibiyet bir oyun kimliğinin işareti olabilir.

Ama bunun sezon boyunca sürdürülebilir bir model olup olmadığını zaman gösterecek.

Rıdvan–Murillo görüntüsü gecenin fotoğrafı

Sağ bek Murillo gol atıyor.

Sol bek Rıdvan hücumun içinde.

İki bek de rakip ceza sahası çevresinde.

Bana göre bu görüntüyü sadece:

“Bekler de hücuma katılıyor.”

diye açıklamak yetersiz.

Asıl anlatılması gereken şu:

Beşiktaş rakibi kendi ceza sahasına yakın bölgede sıkıştırdığı için savunma oyuncularını bile hücum oyuncusuna dönüştürebiliyor.

İşte takım oyununun gücü burada.

Bir oyuncunun pozisyonunu değiştirmek değil yalnızca.

Takımın tamamının oyun alanını rakibin üzerine taşımak.

Şimdi işin ikinci tarafına gelelim

Hafta başında tam da bu konunun farklı bir tarafını TRT Spor’da, Erdoğan Arıkan’ın sunduğu ve Erhan Seven’le birlikte katıldığımız Spor Stüdyosu programında konuşmuştuk.

Beşiktaş Başkanı Serdar Adalı ile Tera Holding arasındaki sponsorluk ve iş birliği sözleşmesini canlı yayında ekrana getirmiş, o sırada elimizdeki bilgiler sınırlı olmasına rağmen anlaşmanın üzerinde durmuştuk.

Şimdi ise daha detaylı bilgiler ortaya çıkıyor.

İlk bakışta gelişme, futbol ve basketbol takımlarının forma sırt sponsorluğunun genişletilmesi gibi görünebilir.

Ancak iş birliğinin kapsamı bununla sınırlı değil.

Edindiğimiz bilgilere göre Tera ile Beşiktaş; forma sponsorluğunun yanı sıra bankacılık ve turizm alanlarında da iş birliği yapacak.

Bu nedenle Tera-Beşiktaş ilişkisini yalnızca bir sponsorluk anlaşması olarak değerlendirmek eksik kalıyor.

Asıl soru şu:

Kartal sahada uçarken, ekonomik ve finansal alanda da uçabilecek mi?

Tera, Beşiktaş’ın finansal çözüm ortağı olabilir

Beşiktaş’ın uzun yıllardır en önemli sorunlarından biri finansal yapı.

Kulübün yalnızca daha fazla gelir elde etmesi yetmiyor.

Mevcut kaynaklarını daha verimli kullanması, finansman maliyetlerini azaltması ve yeni gelir kanalları oluşturması gerekiyor.

Tera’nın burada sağlayabileceği katkı, doğrudan para vermekten çok finansal uzmanlığıyla ortaya çıkabilir.

Yatırım bankacılığı ve sermaye piyasaları alanındaki tecrübesi sayesinde Tera; finansman seçenekleri, sermaye piyasası araçları ve kulübün mevcut kaynaklarının daha verimli değerlendirilmesi gibi konularda Beşiktaş’a katkı sağlayabilecek bir konumda.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Şu aşamada gerçekleşmiş somut bir finansman veya borç yapılandırması olduğunu söylemek için erken.

Değerlendirilen seçeneklerle gerçekleşmiş işlemleri birbirinden ayırmak gerekiyor.

Fakat potansiyel ortada.

Beşiktaş’ın ihtiyacı yalnızca yeni bir sponsor değil.

Finansal yapısını daha akıllı yönetebileceği stratejik ortaklıklara ihtiyacı var.

Bankacılık iş birliği dikkat çekiyor

İş birliğinin önemli başlıklarından biri de bankacılık tarafı.

Beşiktaş SuperApp üzerinden TERA Yatırım Bankası aracılığıyla çeşitli bankacılık hizmetlerinin sunulması konusunda iş birliği yapılması planlanıyor.

Bu model hem Beşiktaş hem de Tera açısından önemli bir potansiyel taşıyor.

Beşiktaş, milyonlarca taraftarından oluşan geniş bir topluluğa sahip.

Tera ise finansal ürün ve hizmetlerini bu geniş kitleye ulaştırabilecek önemli bir kanala kavuşabilir.

Başarılı olması halinde bu ilişki, forma üzerindeki logo görünürlüğünün çok ötesine geçebilir.

Beşiktaş taraftarı için yeni finansal hizmetler ortaya çıkarken, Tera da yeni müşterilere ulaşma fırsatı elde edebilir.

Yani burada klasik anlamda:

“Sponsor kulübe para verir, kulüp de sponsorun logosunu taşır.”

modelinden daha farklı bir yapı kurulabilir.

Taraftarın ekonomik ekosistemin parçası haline geldiği bir modelden söz ediyoruz.

Turizm de iş birliğinin bir parçası olacak

Tera ile Beşiktaş arasındaki iş birliğinin bir diğer ayağını ise turizm oluşturacak.

Bu alan, özellikle Beşiktaş’ın geniş taraftar kitlesi ve marka gücü düşünüldüğünde farklı ticari fırsatlar yaratabilir.

Tarafların turizm alanında geliştireceği projeler, sponsorluk ilişkisinin ticari boyutunu daha da genişletebilir.

Dolayısıyla Tera-Beşiktaş ilişkisini sadece forma sponsorluğu üzerinden değerlendirmek eksik kalıyor.

Forma sponsorluğu bu ilişkinin görünen yüzü.

Asıl değer, uzun vadeli iş birliğinde ortaya çıkabilir.

Sahadaki futbol ile ekonomik model arasında bir benzerlik var

Burada ilginç bir paralellik görüyorum.

Beşiktaş sahada ne yapmaya çalışıyor?

Topu kaybettiğinde geriye çekilmiyor.

Topun üzerine gidiyor.

Rakibin oyun kurmasına izin vermiyor.

Topu mümkün olduğunca rakip yarı sahada tutuyor.

Ekonomide de buna benzer bir cesaret gerekiyor.

Sadece mevcut gelirlerin azalmasını beklemek yerine yeni gelir alanları yaratmak.

Mevcut kaynakları daha verimli kullanmak.

Finansman maliyetlerini azaltmak.

Taraftar kitlesini yalnızca tribün geliri olarak görmemek.

Onu ekonomik ekosistemin bir parçasına dönüştürmek.

Forma sponsorluğunu yalnızca forma üzerindeki reklam alanı olarak değerlendirmemek.

Onu bankacılık, turizm ve finansal hizmetlerle büyüyebilecek bir iş birliğinin giriş kapısı haline getirmek.

Başka bir ifadeyle:

Sahada topun üzerine giden Beşiktaş, ekonomide de fırsatların üzerine gitmek zorunda.

Asıl değer sponsorluk bedelinde değil

Tera açısından Beşiktaş, güçlü bir marka ve geniş bir müşteri topluluğuna erişim anlamına geliyor.

Beşiktaş açısından ise Tera, finansal uzmanlığının yanı sıra bankacılık ve turizm gibi farklı alanlarda yeni ticari fırsatlar yaratabilecek bir ortak konumunda.

Bu nedenle iş birliğinin asıl değerini yalnızca sponsorluk bedeli belirlemeyecek.

Önümüzdeki dönemde;

Bankacılık tarafındaki projeler ne ölçüde hayata geçirilecek?

Turizm alanında hangi modeller geliştirilecek?

Tera’nın finansal uzmanlığı Beşiktaş’ın ekonomik yapısına hangi somut katkıları sağlayacak?

Ve taraflar birlikte hangi yeni projeleri geliştirecek?

Asıl önemli olan bunlar.

Çünkü iyi bir sponsorluk anlaşması bugünün gelirini artırabilir.

Ama iyi tasarlanmış stratejik bir ortaklık, kulübün yarının gelir modelini değiştirebilir.

Kartal sahada uçuyor, şimdi sıra ekonomide

Zalgiris karşısında alınan 3-0’lık galibiyet elbette tek başına bir sezonun hikâyesini anlatmaz.

Ama sahada bir fikir gördük.

Top kaybedildiğinde geriye koşmayan, topun üzerine giden bir takım.

Rakibe nefes aldırmayan.

Beklerini hücuma çıkaran.

Stoperlerini öne taşıyan.

Forvetini ilk savunmacı yapan.

Kısacası bütün takımı aynı fikrin etrafında buluşturmaya çalışan bir Beşiktaş.

Şimdi kulüp açısından da benzer bir cesaret gerekiyor.

Çünkü güçlü bir futbol takımı kurmak kadar, o takımı sürdürülebilir biçimde finanse edebilmek de önemli.

Tera ile yapılan anlaşmanın gerçek değeri de burada ortaya çıkabilir.

Tera artık Beşiktaş formasındaki bir logo olmaktan çıkıp, kulübün farklı alanlarda iş yapabileceği stratejik bir ortak adayı haline geliyor.

Forma sponsorluğu bu ilişkinin görünen yüzü.

Asıl hikâyenin ise bankacılık, turizm ve finansal iş birliğinde şekillenmesi bekleniyor.

Beşiktaş sahada rakibin üzerine koşuyor.

Ekonomide de yeni fırsatların üzerine koşabilirse…

Belki de uzun zamandır aradığı dönüşüm yalnızca çimlerin üzerinde başlamış olmayacak.

Çünkü futbol bazen gerçekten bu kadar basit:

Topu kaybettiğin yerde geri kazanacaksın.

Kulüp yönetiminde ise bunun karşılığı belki şu:

Geliri kaybettiğin yerde yeni geliri bulacaksın.

Kartal sahada uçuyor.

Şimdi asıl soru:

Ekonomik ve finansal alanda da uçabilecek mi?

Yorumlar


bottom of page