Futbolda Cari Açık
- Ömer GÜRSOY

- 11 dakika önce
- 3 dakikada okunur

Ekonomide “cari açık” diye bir kavram vardır.
Basitçe anlatırsak; dışarıdan aldığınız mal ve hizmete, dışarıya sattığınız mal ve hizmet yetmiyorsa aradaki fark cari açığınızdır.
Şimdi bunu futbola uyarlayalım.
Diyelim ki bir ülke ya da kulüp, bir sezonda dışarıdan futbolcu almak için 100 milyon euro harcıyor.
Buna karşılık kendi altyapısından yetiştirdiği, ya da genç yaşta alıp geliştirerek değer kazandırdığı futbolcuları Avrupa’ya toplam 30 milyon euroya satabiliyor.
Ne oldu?
70 milyon euro açık.
Futboldaki cari açık tam da budur.
Ama mesele yalnızca “100 milyon harcadık, 30 milyon kazandık” hesabından ibaret değil.
Asıl mesele bundan çok daha derinde.
Çünkü siz sürekli hazır futbolcu satın alıyorsanız, yüksek bonservis ödüyorsanız, üstüne bir de yüksek maaşlar veriyorsanız ve buna karşılık genç futbolcu yetiştirip dünya piyasasına satamıyorsanız, artık sadece transfer yapan bir ülke değilsiniz.
Aynı zamanda futbolcu ithalatına bağımlı hale gelmişsiniz demektir.
Yani futbolun sanayisini kuramamış, sadece mağazasını açmışsınızdır.
Parayı veriyorsunuz, ürünü alıyorsunuz.
Üstelik aldığınız ürünün değerini de başkasının üretim sistemi belirliyor.
Bizim açımızdan asıl soru burada başlıyor:
Türk futbolu Avrupa’nın futbolcu müşterisi mi olacak, yoksa Avrupa’ya futbolcu satan bir futbol ülkesi mi?
Çünkü futbolcu yetiştirmek yalnızca sportif bir mesele değildir.
Bir çocuk altyapıya girer.
Eğitim alır.
Teknik kapasitesi gelişir.
Profesyonel futbolcu olur.
Kulübünde oynar.
Sonra Avrupa’dan bir kulüp gelir ve o oyuncu için milyonlarca euro öder.
O para sadece bir transfer geliri değildir.
Döviz geliridir.
Ekonomik değerdir.
Ve daha önemlisi, bir üretim modelinin sonucudur.
İşte bizim yıllardır yeterince yapamadığımız şey tam olarak burada yatıyor.
Futbolcu üretmek yerine futbolcu tüketiyoruz.
Genç oyuncuya sabretmek yerine hazır oyuncuya para veriyoruz.
Altyapıya yatırım yapmak yerine transfer dönemini bekliyoruz.
Bir oyuncuyu 18 yaşında oynatıp 23 yaşında Avrupa’ya satmak yerine, 29 yaşındaki futbolcunun geçmişte ne kadar büyük oyuncu olduğunu konuşuyoruz.
Sonra da kulüplerin neden borç içinde olduğunu tartışıyoruz.
Bu sistemin neresinde ekonomi var?
Neresinde sürdürülebilirlik var?
Neresinde üretim var?
Dünyanın güçlü futbol ekonomilerine baktığınızda yalnızca iyi futbolcu satın almadıklarını görürsünüz.
İyi futbolcu yetiştirirler.
Geliştirirler.
Pazarlamasını yaparlar.
Ve sonunda ihraç ederler.
Yani futbolu bir tüketim alanı olmaktan çıkarıp üretim ekonomisine dönüştürürler.
Biz ise hâlâ “Bu sezon hangi yıldızı alacağız?” diye heyecanlanıyoruz.
Oysa belki de sormamız gereken soru şu:
Bu sezon hangi yıldızı yetiştireceğiz?
Çünkü bir kulübün başarısı yalnızca kasasından çıkan parayla ölçülmez.
Kasasına giren parayla da ölçülür.
Daha doğrusu, o parayı nasıl ürettiğiyle…
Altyapıya yatırım yapıp oyuncu yetiştiriyorsanız, aynı anda iki şey üretiyorsunuz:
Futbolcu ve ekonomik değer.
Üstelik iyi yetiştirdiğiniz futbolcuyu Avrupa’ya sattığınızda, yalnızca bonservis geliri elde etmiyorsunuz.
Bir sonraki futbolcunun da yolunu açıyorsunuz.
Bir oyuncu gider, diğeri gelir.
Bir kulüp oyuncu satar, başka bir kulüp aynı modeli uygular.
Zamanla bir futbolcu üretim ekosistemi oluşur.
İşte o zaman futbol ekonominiz güçlenmeye başlar.
Yoksa her transfer döneminde bavulla para çıkartıp, sezon sonunda “Neden borçlarımız arttı?” diye sormanın ekonomik bir açıklaması yok.
Bu nedenle futbolda cari açık meselesi, transfer dönemlerinin magazin konusu değildir.
Türk futbolunun geleceğiyle doğrudan ilgilidir.
Mesele “Bu yıl kaç futbolcu aldık?” değildir.
Mesele şudur:
Kaç futbolcu yetiştirdik?
Kaçını geliştirdik?
Kaçını Avrupa’ya gönderdik?
Ve en önemlisi, bu oyuncuları ne kadar yüksek değerle ihraç edebildik?
Çünkü futbolcu ithal eden ülke, futbol ekonomisinin müşterisidir.
Futbolcu ihraç eden ülke ise üreticisidir.
Türkiye’nin önünde aslında çok basit bir tercih var.
Avrupa’nın futbolcu pazarında iyi bir müşteri olarak kalmak…
Ya da o pazara futbolcu satan ülkelerden biri olmak.
Bence Türk futbolunun çözmesi gereken asıl ekonomik mesele budur.
Çünkü transfer piyasasında en pahalı kulüp olmak marifet değildir.
Marifet, herkesin almak istediği futbolcuyu sizin yetiştirmenizdir.






















Yorumlar