top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Vasatlık Toplumu Çürütür!

 

Renk aşkını, formanın ulviyetini her türlü yüceltme anlayışı kabul edilebilir bir durumdur. Buna karşın sırf forma giydiği için çocukları ve yanlarındaki büyükleri aşağılamak, onlara hakaretler etmek-ki geçtiğimiz yıllar içerisinde bunun da çok örneğini yaşadık-hiçbir şekilde kabul edilebilir bir davranış şekli değildir. Spor sahasındaki rakibiniz sizin düşmanınız veyahut kanlı bıçaklınız değildir; saygı ve takdir görmeyi hak eden sahadaki ortağınızdır sadece...


Cumartesi gecesi Ankara’da Eryaman Stadyumunda oynanan Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçına damgasını vuran olay 4 yaşındaki çocuğun üzerindeki Fenerbahçe formasının çıkartılmasına dönük görüntülerdi. Bu olay içerisinde pek çok sorunun yansımasını göstermesi açısından ilgi çekici bir görünüm arz etmektedir. Çünkü yaşananların tribünlerle sınırlı olduğunu zannediyorsanız çok ama çok yanılırsınız. Burada ölçüsünü yitiren ve kendisi dışındakilere insanca muamele etmeyi zül olarak gören bir anlayışla karşı karşıyayız. Asıl önemli olan husus ise bu durumun bir anda ortaya çıkmamış olmasıdır bir başka ifadeyle bu hale zaman içerisinde yavaş yavaş geldik.


Dört yaşındaki çocuğun formasından rahatsız olma hali aslında tek başına rakip formasını istememe şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu durum hayatın her alanının tekçi bir anlayış üzerinden tahkim edilmesinin ve kendisinin düşüncelerinden farklı olan bütün düşüncelere kapıların ardına kadar kapatılmasının bir sonucudur. Farklılığı, çeşitliliği söylem üzerinde dahi sevmiyoruz mümkün olduğu ölçüde tekçiliği ve ortak bir paydada bir arada buluşmayı seçiyoruz. Bu ise eleştirel bir bakış açısının gelişip yaygınlaşmasını ve farklı fikirlerin savunulabilmesini daha en başından engelliyor. Tribünde rakip takımın formasını üstelik dört yaşındaki bir çocuğun üzerinde bile görmek istemeyenlerin, kendi semtlerinde-caddelerinde-kentlerinde görmek istediklerini mi sanıyorsunuz? Her yıl şampiyonluk kutlamalarında veyahut dört büyüklerin kazandığı başarıların kutlanması esnasında Türkiye’nin pek çok kentinde olaylar çıkmıyor mu? İnsanlar tutmuş oldukları takımın formalarını giyerek sokaklara çıktıkları için dayak yemiyorlar mı zannediyorsunuz? Hatta bu durumda üzerinde kutlama yapan takımın forması olduğu için geçmiş yıllarda hamile bir kadının bile darp edildiği haberleri sosyal medyaya yansımıştı.


Yine futbol üzerinden devam edeyim; geçmiş yıllarda bu ülkede rakip takımın kaşkolünü taşıdığı için öldürülen taraftarlar oldu. Kocaeli’nde, İzmir’de, İstanbul’da kısacası Türkiye’nin hemen her kentinde potansiyel olarak anlatılan bütün taraftar hikayelerinin pusu kültürü üzerinden yürüdüğü gerçeğini niçin es geçmek istiyorsunuz? Geçmiş yıllarda Konya’da Galatasaray forması giyen bir gencin üzerinden formanın zorla nasıl çıkartıldığı gerçeği orta yerde durmaya devam ediyor. Futbolun bütün bu olup bitenleri görünür kılan ve aidiyet denilen kavram üzerinden bambaşka bir konuma yükseltme gibi bir farklılığı söz konusu sadece. Milyonlarca insanı etkileyebiliyor ve burada olup bitenler sadece orada kalmıyorlar, gündelik hayata da transfer ediliyorlar. İşte tam bu noktanın altını kalın çizgilerle çizmek durumundayız çünkü futbol, gündelik olanı beslediği gibi gündelik olandan da besleniyor.


Bir başka ifadeyle futbol, bizim sıradan alışkanlıklarımızın görünür hale dönüştürüldüğü bir alan olarak içinde yaşadığımız toplumda son derece önemli bir yere karşılık geliyor. Üstelik içinde yaşadığımız ülkede eğlenme kültürünün ve bir araya gelebilme olasılığının son derece düşük olduğu gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda futbol, bu açıdan müthiş bir katalizör görevini üstleniyor. Vasatlık denilen kavramın toplumsal hayatın bütün alanlarına sirayet ettiği gibi futbol denilen alanda da fazlasıyla karşılık bulduğu gerçeğini es geçmememiz gerektiğini hatırlatmak durumundayım. Çünkü futbol, değerlerin de transfer edildiği bir alandır. Yani futbol üzerinden toplumsal hayata birtakım kavramlar, uygulamalar transfer edilebilir. Bunun tersi de yani gündelik hayatın içerisindeki kavramların, uygulamaların futbol sahasına transferi de mümkündür.


Sizlere bir görüntüyü tekrar hatırlatarak derdimi anlatmaya çalışacağım. Rahmetli Metin Oktay’ın jübilesinde Fenerbahçe formasını giydiği anda fotoğrafın diğer ucunda rahmetli Can Bartu da Galatasaray formasını giyiyordu. 1969 yılındaki bu karşılaşmada on dakikalığına Türkiye’nin en önemli iki futbolcusu ezeli rakiplerinin formalarını giymişlerdi. Aradan geçen 57 yıllık zaman içerisinde önce tribünlerde yan yana maç seyretme olayı ortadan kalktı ardından tribünlerde deplasman takımlarına dönük kısıtlamalar getirildi. Bütün bunlar değişirken tabii ki toplum da ülke de değişiyordu ve değerlerini kaybeden ülkenin insanları da yavaş yavaş kayboluyordu. Futbolda yaşadığımız vasatlığın siyasette, gündelik hayatın bütün alanlarında olmadığını mı sanıyorsunuz? Yaşı biraz daha orta yaşın üzerinde olanların nostalji denilen geçmişe özlem duygularının her geçen yıl biraz daha artıyor olması tesadüf mü sadece?


Şimdi değil rakip takımın formasını giymek yan yana maç seyretmek, rakibi anımsatan herhangi bir ürüne sahip olmak bile saldırıya uğrama sebebi olarak görülebiliyor. Çocukları ortaya atmaktan vazgeçin asıl mesele insanların birbirine olan tahammülsüzlüğüdür. Çocukların üzerindeki formalar ise bunun sadece küçük birer gösterini olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Yoksa büyüklerin giydikleri formaların zorla çıkartıldığı, eğer çıkartmazsa tekme tokat dayak atıldığı çok ama çok örnek yaşandı bu ülkede. Yöneticiler bu duruma gelinmesinde müthiş bir destek sundular. Hatırlıyor musunuz geçmişte olay çıkmasın diye rakip takım taraftarlarının tribünlere alınmadığını itiraf eden federasyon başkanlarımız bile oldu. Mikrofonlara ezeli rakip ebedi dostluk masalı anlatan yöneticilerin her seferinde tam aksi uygulamaları hayata geçirmesi gözlerden kaçmadı. Bu ülkede süper lig hakemi yumruklandığında kulüpler birliğindeki kulüp başkanları Ankaragücü başkanına sitemlerini sundular, her ne kadar yaşananlarla ilgili üzgün olduklarını beyan etseler de kapalı kapılar ardında durumun farklı işlediğini hepimiz gayet iyi biliyoruz.


Tam dokuz yıl önce 19 Eylül 2017 tarihinde Çocuklara Yapılanlar Hepimizi Utandırmalı başlıklı bir yazı yazmışım ve o yazı, Başakşehir stadyumunda Başakşehir ile Trabzonspor takımları arasında oynanan karşılaşmada 7 yaşındaki çocukların üzerinden Trabzonspor formalarının zorla çıkartılması üzerine yazılmıştı. O karşılaşmada çocukların üzerinden zorla formayı çıkartan güvenlik görevlilerinden bu kez çocuğu koruyup kollayan güvenlik görevlisine geçiş yaptık. Bu olumlu bir durum olmakla birlikte çocuklara dönük tuhaflıklar sürüp gidiyor.  Aradan geçen yıllara rağmen durum değişmiyor ve kısa süreli günü kurtaran açıklamalarla yola devam ediyoruz. Gençlerbirliği kulübü hemen bir bildiri yayınladı ve yaşananları kınadı, sosyal medyadan gelen infial sonrasında bu davranışı gerçekleştiren taraftar gözaltına alındı. Diğer tribünlerde yer alan taraftarlar birer birer bunun kabul edilemeyeceğini söylediler. Fenerbahçe kulübü küçük çocuğu ve babasını şampiyonlar ligi play off maçına davet etti.


Bütün bunlar yaşananların küçük yansımaları olarak olumlulukları bünyesinde barındırmakta. Fakat tribünlere rakip takım forması ile girmeme maddesi orada yer almayı sürdürüyor, stadyum görevlileri rakip seyircileri birbirinden ayrı oturtmakla görevliler. Bu durumu da düşünüp çözümlemek zorundasınız.


,tabii çözebilirseniz! Dokuz yıl önceki yazının son paragrafını buraya olduğu gibi alıyorum nasıl olsa bizler bir türlü ders almıyoruz:


“Renk aşkını, formanın ulviyetini her türlü yüceltme anlayışı kabul edilebilir bir durumdur. Buna karşın sırf forma giydiği için çocukları ve yanlarındaki büyükleri aşağılamak, onlara hakaretler etmek-ki geçtiğimiz yıllar içerisinde bunun da çok örneğini yaşadık-hiçbir şekilde kabul edilebilir bir davranış şekli değildir. Spor sahasındaki rakibiniz sizin düşmanınız veyahut kanlı bıçaklınız değildir; saygı ve takdir görmeyi hak eden sahadaki ortağınızdır sadece. Bu açıdan çocukların belleklerinde yaralayıcı izler bırakmayı değil tam tersine onları hayatın içinde destekleyecek sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu ve saygıyı uyandıracak davranışları öne çıkartmalıyız. Oyunun gücünü ve sınırsızlığını en çok çocuklar anlar. Nasıl bir dünya istediğinizi gösterebilmenin yegâne yolu çocuklardır ve çocuklara davranışlarınızla hem bugünü hem de geleceği biçimlendirebilirsiniz”.

 

Yorumlar


bottom of page