Futbolda Şampiyonluğun Psikososyal Dinamikleri
x
Buradasınız >> Ana Sayfa HABERLER & MAKALELER Genel Prof. Dr. Fuat Tanhan Futbolda Şampiyonluğun Psikososyal Dinamikleri

Futbolda Şampiyonluğun Psikososyal Dinamikleri

10MAY 2026 FT

Fuat Tanhan- 10 Mayıs 2026 Başarı, özellikle uzun yıllara yayılan kolektif başarı, yalnızca teknik beceriyle açıklanamaz. Futbolda bunun en somut göstergesi şampiyonluktur.

 

Çünkü şampiyon olmak; rakiplerinizden daha az hata yapmak, kriz anlarında daha dayanıklı kalabilmek, korku ve kaygıyı daha iyi yönetebilmek, daha fazla sorumluluk almak, daha güçlü kenetlenmek ve sezon boyunca takım olma duygusunu koruyabilmek demektir. Bu yüzden şampiyonluk yalnızca iyi futbol oynamanın, güçlü bir kadroya sahip olmanın ya da ekonomik üstünlüğün doğal sonucu değildir.

 

Uzun ve yıpratıcı bir lig maratonunda belirleyici olan asıl unsur, takımın sezon boyunca istikrarlı performans üretebilmesidir. Çünkü her takım yenilgiler yaşar, krizlerden geçer, formsuzluk dönemleriyle karşılaşır. Asıl farkı yaratan şey ise bu sorunların ortaya çıkması değil; takımın bu sorunlar karşısında nasıl bir karakter gösterdiği, baskı altında ne kadar dayanıklı kalabildiği ve ortak hedefe ne ölçüde bağlı kalabildiğidir. Bu nedenle futbolu yalnızca saha içindeki taktiksel organizasyonla açıklamak eksik kalır. Futbol aynı zamanda psikolojik, sosyal ve kültürel süreçlerin iç içe geçtiği kolektif bir mücadeledir. Doksan dakikalık bir maçın arkasında yalnızca fiziksel performans değil; kulübün tarihsel hafızası, geçmiş başarıları ve travmaları, yarım kalmış hikâyeleri, korkuları, kaygıları, inançları, değerleri ve zihinsel kodları vardır. Sahaya yansıyan her teknik detayın arkasında ise çok daha derin bir psikososyal yapı bulunur: Teknik direktörün liderliği, yönetimin “kulübeye” yaklaşımı, oyuncular arasındaki güven ilişkisi, taraftarın beklentisi, aidiyet duygusu, özgüven, kaygı ve kolektif inanç… Kısacası sahada gördüğümüz performans, çoğu zaman görünmeyen psikolojik altyapının dışavurumudur. Futbol yalnızca ayaklarla değil; zihinle, duygularla ve ortak inançlarla da oynanan bir oyundur.

 

Spor psikolojisi, futboldaki başarıyı yalnızca fiziksel performans ya da taktiksel beceriyle açıklamaz. Uzun vadeli başarı; psikolojik dayanıklılık, kolektif öz-yeterlik, takım kimliği, beklenti etkisi ve bilinçdışı dinamikler gibi görünmeyen ama son derece belirleyici süreçlerle şekillenir. Çoğu zaman bir takımı şampiyon yapan da, kriz anlarında dağıtan da tam olarak bu psikolojik altyapıdır.

 

Psikolojik dayanıklılık, sporcuların yoğun baskı altında performanslarını koruyabilmesi, başarısızlık sonrasında hızla toparlanabilmesi ve hedeflerinden kopmamasıdır. Ancak futbol bireysel değil, kolektif bir oyundur. Bu nedenle bireysel dayanıklılığın takım düzeyindeki göstergesi kolektif öz-yeterliktir. Yani takımın, birlikte hareket ederek başarıya ulaşabileceğine dair geliştirdiği ortak inançtır. Oyuncular birbirlerine ne kadar güvenir, aynı hedef etrafında ne kadar güçlü kenetlenirse; saha içindeki mücadele gücü, iş birliği ve performans sürekliliği de o kadar artar. Bu yapının merkezinde ise takım kimliği yer alır. Oyuncuların kendilerini takımın gerçek bir parçası olarak hissetmeleri, ortak hedefler etrafında birleşmeleri ve aynı aidiyet duygusunu paylaşmaları başarıyı sürdürülebilir hale getirir. Albert Bandura’nın öz-yeterlik kuramına göre bireylerin ve grupların bir hedefe ulaşabileceklerine dair inançları, davranışlarını doğrudan şekillendirir. İnsanlar çoğu zaman başarabileceklerine inandıkları ölçüde mücadele ederler. Zorluklar karşısında gösterilen direnç, başarısızlık sonrası toparlanma kapasitesi ve hedefe bağlılık da büyük ölçüde bu inançtan beslenir. Bu nedenle “güçlü” bir kadro tek başına başarı için yeterli değildir. Takım içinde “biz bunu başarabiliriz” duygusu oluşmamışsa, teknik kalite sürdürülebilir başarı üretmekte yetersiz kalır. Sezon boyunca yaşanan birçok kırılmanın temelinde de bu görünmez psikolojik zayıflık bulunur.

 

Örneğin bir takım sezonun son haftalarına rakibinin altı puan gerisinde girsin. Matematiksel olarak hâlâ şampiyonluk ihtimali vardır. Ancak takımın kendi maçlarını kazanabileceğine dair inancı kadar, rakibin puan kaybedebileceğine dair beklentisi de belirleyicidir. Eğer oyuncular, teknik ekip ve yönetim zihinsel olarak “rakip zaten kaybetmez” düşüncesini içselleştirmişse, mücadele gücü giderek düşer. Motivasyon azalır, risk alma cesareti kaybolur ve performans kırılgan hale gelir. Şampiyonluk çoğu zaman sahada kaybedilmeden önce zihinde kaybedilir. Böyle durumlarda takım hedefinin yerini bireysel çıkarlar almaya başlar. Bu durum beklenti etkisi olarak bilinir.

 

Beklenti etkisi, bireyin ya da grubun geleceğe dair taşıdığı inançların; davranışlarını, kararlarını, motivasyonunu ve performansını çoğu zaman fark edilmeden biçimlendirmesidir. İnsanlar yalnızca gerçek koşullara göre değil, o koşulları nasıl anlamlandırdıklarına ve sonucun ne olacağına dair neye inandıklarına göre hareket ederler. Bu nedenle beklenti, çoğu zaman dış koşullardan bağımsız biçimde sonucun oluşumuna doğrudan etki eder. Psikolojide bu durum; Beklenti-Değer Kuramı, Pygmalion etkisi, Golem etkisi, Rosenthal etkisi, kendini gerçekleştiren kehanet ve placebo/nocebo etkileri gibi farklı kavramlarla açıklanır. Ortak noktaları ise şudur: İnsanlar ve gruplar, gerçekleşeceğine inandıkları sonuçlara uygun davranış kalıpları geliştirme eğilimindedir.

 

Olumlu beklenti performansı yükseltebilirken, olumsuz beklenti aynı performansı sessizce aşağı çekebilir. Pygmalion etkisi, bir kişiye duyulan güvenin onun performansını yükseltebilmesini ifade eder. Teknik direktörün bir futbolcuya duyduğu inanç, oyuncunun özgüvenini, risk alma cesaretini ve sahadaki etkinliğini artırabilir. Buna karşılık Golem etkisi, düşük beklentinin performansı düşürmesini anlatır. Sürekli eleştirilen, yetersiz görülen veya başarısız olacağı ima edilen bir oyuncu zamanla gerçekten daha kırılgan, çekingen ve düşük performanslı hale gelebilir. Rosenthal etkisi ise özellikle grup dinamiklerinde beklentinin dönüştürücü gücünü açıklar; bir grubun kendisine dair ortak inancı, grubun davranış biçimini ve mücadele kapasitesini doğrudan etkiler.

 

Bu süreç yalnızca bireysel performansı değil, kolektif psikolojiyi de belirler. Futbolda beklenti etkisi yalnızca futbolcuların zihninde oluşmaz; teknik ekipten yönetime, taraftardan kulüp kültürüne kadar bütün yapıya yayılır. Eğer bir takım içten içe şampiyon olamayacağına inanıyorsa, bu duygu zamanla kolektif bir psikolojik atmosfere dönüşür. Dışarıya güçlü ve iddialı mesajlar verilse bile, bilinçdışında oluşan başarısızlık beklentisi karar alma süreçlerini sessizce etkiler. Takım daha temkinli oynar, baskı anlarında geri çekilir, krizler karşısında daha kolay çözülür ve risk almaktan kaçınır. Böylece beklenti, giderek kendisini doğrulayan bir kehanete dönüşür.

 

Tam tersine, başarıya dair güçlü bir ortak inanç oluştuğunda kolektif öz-yeterlik yükselir. Oyuncular birbirine daha fazla güvenir, mücadele kapasitesi artar, takım kriz anlarında daha dayanıklı hale gelir. Çünkü insanlar yalnızca yetenekleri kadar değil, yapabileceklerine inandıkları ölçüde performans gösterirler. Bu nedenle yönetimin, teknik direktörün ve takım liderlerinin kurduğu psikolojik iklim son derece belirleyicidir. Yönetim biçimi yalnızca kulübün idari yapısını değil; takımın özgüvenini, aidiyet duygusunu, krizlere verdiği tepkiyi ve başarı beklentisini de şekillendirir. Güven veren, tutarlı ve dayanıklı liderlik yapıları kolektif inancı güçlendirirken; liderlik mücadelelerinin adil olmadığı, kaotik, suçlayıcı ve güvensiz ortamlar başarısızlık beklentisini büyütür. Beklenti etkisi bu nedenle yalnızca zihinsel bir durum değil, performansı doğrudan üreten psikososyal bir mekanizmadır. Futbolda birçok şampiyonluk önce zihinde kazanılır ya da kaybedilir. Çünkü takımın kendisine dair taşıdığı inanç, çoğu zaman sahadaki oyunun görünmeyen belirleyicisidir.

 

Beklentiler çoğu zaman açık biçimde ifade edilmeden oluşur ve kuşaktan kuşağa aktarılır. Bir çocuk, babası hiçbir şey söylemese bile onun hangi takımı desteklediğini, hangi takıma yakınlık duyduğunu hisseder. Çoğu zaman bu duygusal bağ üzerinden babasıyla özdeşim kurar ve aynı takımın taraftarı olur. Ancak baba ile ilişki çatışmalıysa, bu kez tam tersine yönelerek karşıt bir takım üzerinden kendi kimliğini kurabilir. Psikolojide “ters kimlik” olarak açıklanan bu durum, kimliklerin yalnızca bireysel tercihlerle değil; duygusal ilişkiler, aidiyetler ve bilinçdışı özdeşim süreçleriyle şekillendiğini gösterir. Futbol taraftarlığı bile çoğu zaman bilinçli bir seçimden çok, psikolojik aktarımın ve duygusal mirasın sonucudur.

 

Benzer bir süreç futbol takımlarında da işler. Takımlar yalnızca sahada mücadele eden sportif yapılar değildir; aynı zamanda kendi tarihlerini, travmalarını, başarı anlatılarını ve kolektif hafızalarını taşıyan psikolojik organizmalardır. Sürekli şampiyon olan takımlar zamanla yalnızca sportif üstünlük kurmaz; lig üzerinde görünmez bir psikolojik bir baskı da kurarlar. Daha sezon başlamadan birçok takımın zihninde “nasıl olsa yine onlar kazanacak” düşüncesi yer etmeye başlar. Bu görünmez beklenti, güçlü takımın kolektif özgüvenini artırırken rakiplerin inancını sessizce zayıflatır. Çünkü insan zihni, çoğu zaman taşıdığı inançları doğrulama eğilimindedir. Kendimize, başkalarına ve geleceğe dair kurduğumuz varsayımlar; davranışlarımızı, kararlarımızı ve motivasyonumuzu fark edilmeden yönlendirir. Bu nedenle beklentiler zamanla kendini gerçekleştiren kehanetlere dönüşür. Başarısız olacağına inanan bir takım, farkında olmadan korkuya, çekingenliğe ve güvensizliğe dayalı davranış kalıpları üretmeye başlar. Buna karşılık başarabileceğine gerçekten inanan takımlar, kriz anlarında bile mücadeleyi sürdürme, oyunun içinde kalma ve baskıya direnme kapasitesi gösterebilir. Çünkü futbolda sonuçları çoğu zaman yalnızca fiziksel güç değil, zihinsel inanç da belirler.

 

Curt Richter tarafından 1950’li yıllarda gerçekleştirilen ve psikoloji literatüründe çoğu zaman “umut deneyi” olarak anılan çalışma, beklenti etkisinin davranış ve performans üzerindeki dönüştürücü gücünü çarpıcı biçimde ortaya koyar. Deneyde fareler çıkamayacakları su dolu bir havuza bırakılır ve kısa süre içinde tükenerek boğulurlar. Ancak deneyin ikinci aşamasında, fareler tam güçlerini kaybetmek üzereyken sudan çıkarılır, kısa süre dinlendirilir ve ardından yeniden havuza bırakılır. Bu süreç birkaç kez tekrarlandığında, farelerin dayanma sürelerinde olağanüstü bir artış gözlemlenir. İlk aşamada dakikalar içinde tükenen fareler, artık saatlerce yüzmeye devam eder. Burada değişen şey fiziksel kapasiteleri değil, zihinsel durumlarıdır. Fareler, artık tamamen çaresiz olmadıklarını ve bir noktada kurtulabileceklerini “öğrenmiş” hale gelir. Başka bir ifadeyle, organizmanın dayanıklılığını belirleyen yalnızca içinde bulunduğu fiziksel koşullar değil, sonucun değişebileceğine dair taşıdığı beklentidir. Umut ve kurtuluş ihtimali mücadele kapasitesini belirgin biçimde artırırken, çaresizlik beklentisi organizmanın çok daha hızlı çözülmesine yol açar. Benzer şekilde insan davranışlarında da, özellikle futbolda, bir takımın kendi başarısına dair taşıdığı inanç; mücadele gücünü, kriz anlarındaki direncini ve performans sürekliliğini doğrudan etkiler. Çünkü insanlar ve gruplar çoğu zaman gerçekliğin kendisiyle değil, o gerçekliğin değişebileceğine dair inançlarıyla mücadele ederler.

 

Bilinçdışı dinamikler de bu süreçte belirleyici bir rol oynar. Sigmund Freud’un vurguladığı gibi insan davranışları yalnızca bilinçli düşüncelerle değil, bilinçdışı korkular, bastırılmış duygular ve görünmez kaygılarla da şekillenir. Bu nedenle bir takım dışarıya ne kadar güçlü ve özgüvenli bir görüntü verse bile, oyuncuların bilinçdışında rakibin daha güçlü, daha karizmatik ya da “kazanmaya daha layık” olduğu yönünde bir algı oluşmuşsa, bu durum özellikle kritik anlarda davranışlara doğrudan yansır. Risk almaktan kaçınma, baskı altında geriçekilme ve beklenmedik puan kayıpları çoğu zaman bu görünmeyen zihinsel kalıpların sonucudur.

 

Bu tablo yalnızca bilinçdışı korkularla sınırlı değildir; geçmişte tamamlanmamış deneyimlerin zihinde bıraktığı etkilerle de yakından ilişkilidir. PsikolojideBluma Zeigarniktarafından ortaya konanZeigarnik etkisi, insanların tamamlanmamış ve sonuçlanmamış süreçleri zihinsel olarak taşımaya devam ettiğini gösterir. Futbolda kaçırılan şampiyonluklar, kritik maçlarda yaşanan kırılmalar ve üst üste gelen başarısızlıklar, takımın kolektif zihninde kapanmamış bir gerilim alanı oluşturur. Özellikle tekrar eden ikincilikler ve son anda kaybedilen şampiyonluklar, bir sonraki sezonun en kritik anlarında yeniden zihinsel olarak canlanır. Takım şampiyonluğa en çok yaklaştığı anda, geçmiş kayıpların ağırlığı da en yoğun biçimde hissedilir; bu durum performansın içine sızarak hataları artırır, baskıyı büyütür ve kırılganlığı güçlendirir. Böylece daha önce yaşanmış başarısızlıklar, yeni bir anı üretmek yerine adeta kendini tekrar eder ve beklenti yeniden gerçekleşerek şampiyonluğun kaybına, çoğu zaman da ikincilikle yetinmeye dönüşür. Sonuç olarak özgüven zayıflar, baskı artar ve başarısızlık beklentisi zihinde sürekli canlı kalır.

 

Futbolda sık karşılaşılan bir diğer durum ise, güçlü rakiplere karşı disiplinli ve kontrollü oynayan takımların, daha zayıf görülen rakipler karşısında beklenmedik puan kayıpları yaşamasıdır. Spor literatüründe “trap game” olarak bilinen bu durum, çoğu zaman motivasyon dengesizliği ve psikolojik baskının yanlış yönetilmesiyle açıklanır. Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bastırılan kaygılar farklı biçimlerde ortaya çıkar; güçlü rakibe karşı gelişen çekingenlik, zayıf rakiplere karşı aşırı rahatlık, konsantrasyon kaybı ya da kontrolsüz agresiflik şeklinde performansa yansıyabilir.

 

Bu döngünün kırılabilmesi için, takımın mevcut beklenti yapısını değiştiren güçlü psikolojik kırılmalar gerekir. Yeni bir teknik direktörün getirdiği farklı liderlik anlayışı, kulüp içi otoritenin yeniden kurulması, kritik bir maçta gelen beklenmedik bir galibiyet ya da uzun süredir devam eden başarısızlık anlatısını tersine çeviren bir başarı hikâyesi, takımın zihinsel çerçevesini yeniden şekillendirebilir. Çünkü kolektif psikoloji sabit değildir; doğru müdahalelerle yeniden inşa edilebilir. Ancak bu dönüşümün başlayabilmesi için önce takımın kendi zihinsel bariyerlerini fark etmesi ve bunlarla yüzleşmesi gerekir.

 

Takım psikolojisini zayıflatan en önemli etkenlerden biri, başarısızlıkların sürekli dışsal nedenlere bağlanmasıdır. Her yenilgiyi hakem hatasına, teknik direktör kararlarına ya da dış koşullara indirgemek kısa vadede geçici bir rahatlama sağlar; fakat uzun vadede gelişim kapasitesini ciddi biçimde sınırlar. Çünkü sorumluluğun sürekli dışarıya aktarılması, takımın kendi hatalarını görmesini, analiz etmesini ve düzeltmesini engeller. Oysa uzun bir lig maratonunda bireysel hatalar da, hakem hataları da oyunun doğal bir parçasıdır ve tüm takımlar arasında benzer biçimde dağılır. Kalıcı başarıyı belirleyen unsur, hataların varlığı değil; takımın bu hatalara nasıl tepki verdiği, sorumluluğu ne ölçüde üstlendiği ve öğrenmeye ne kadar açık olduğudur.

 

Futbol dünyasındaki örnekler bu gerçeği net biçimde ortaya koyar.Ousmane Dembélé’ninFC Barcelona’dan ayrıldıktan sonraParis Saint-Germain’de farklı bir rol, daha net bir güven ortamı ve yeniden tanımlanan bir sorumluluk alanı içinde performansını belirgin şekilde yükseltmesi, bireysel yeteneğin tek başına yeterli olmadığını gösterir. Benzer şekildeKylian Mbappégibi üst düzey bir oyuncununReal Madridgibi farklı bir takım kültüründe aynı verimliliği sürdürebilmesi, yalnızca yetenekle değil; uyum, rol paylaşımı, liderlik dengesi ve kolektif kimlikle doğrudan ilişkilidir. Dahası da transfer edilen bir futbolcunun, oturmuş bir takım kültürünü darmadağın edebilme olasılığıdır. Bu nedenle her transferde nihai sözü teknik ekip söyleyebilmelidir. Öte yandanParis Saint-Germain’in uzun yıllar boyunca Neymar, Messi ve Mbappé gibi bireysel olarak olağanüstü oyunculara sahip olmasına rağmen beklenen kolektif başarıyı istikrarlı biçimde üretememesi, buna karşılık daha dengeli, daha az yıldız odaklı ama daha uyumlu yapılarla başarıya ulaşabilmesi, futbolun özünde bireysel yeteneklerin toplamından çok daha fazlası olduğunu açıkça gösterir.

 

Tüm bu örnekler, başarının yalnızca yıldız oyunculara ya da bireysel kapasiteye dayanmadığını; uyum, liderlik, ortak hedef bilinci, ego yönetimi ve takım içi psikolojik dengenin belirleyici olduğunu ortaya koyar. Bireysel hırsların ve uyumsuzlukların kontrol edilemediği yapılarda en yüksek yetenek bile sistem içinde verimli hale gelemez. Buna karşılık ortak bir amaç etrafında kenetlenmiş, rollerin netleştiği ve güven ilişkilerinin güçlü olduğu takımlar, kâğıt üzerindeki daha zayıf kadrolarla bile daha yüksek başarılar üretebilir. Çünkü futbol, en sonunda bireylerin tek tek ne kadar iyi olduğundan değil, birbirleriyle nasıl bir bütün oluşturduklarından ibarettir.

 

Üst üste şampiyonluk yaşayan takımlar genellikle güçlü bir iç disiplin ve istikrarlı bir psikolojik yapı kurabilen organizasyonlardır. Teknik direktörün otoritesinin net olması, rol dağılımının açık şekilde tanımlanması ve kolektif yapının korunması, başarı sürekliliğini doğrudan besler. Buna karşılık yanlış transfer kararları, kulüp içi otorite çatışmaları ya da oyuncular arasında oluşan gruplaşmalar, bu bütünlüğü zayıflatarak takımın psikolojik dengesini bozar. Bu nedenle güçlü teknik liderlik ve dayanıklı yönetim yapıları, yalnızca sportif sonuçları değil, aynı zamanda takımın zihinsel istikrarını da belirleyen temel unsurlardır.

 

Benzer bir durum bireysel bağlamda oyuncular için de geçerlidir. Bir futbolcunun bir takımda sergilediği yüksek performans, başka bir takımda aynı seviyede devam edeceğinin garantisi değildir. Çünkü performans yalnızca teknik beceriyle açıklanamaz; oyuncunun kendisini değerli hissettiği bir takım kültürü, aidiyet duygusu, teknik sistemle kurduğu uyum ve kolektif hedefe duyduğu inanç, performansın sürekliliğini belirler. Aynı oyuncu, bu psikolojik ve sosyal zemini bulamadığında performansında belirgin bir düşüş yaşayabilir. Bu da başarının, bireyin yeteneği ile içinde bulunduğu takım yapısı arasındaki görünmez etkileşimin ürünü olduğunu gösterir.

 

Sonuç olarak şampiyonluk, yalnızca saha içi taktik organizasyonların bir sonucu değildir. Uzun vadeli başarı; teknik kalite, fiziksel kapasite, psikolojik dayanıklılık, kolektif öz-yeterlik, takım kimliği, bilinçdışı süreçler ve beklenti etkisinin bir araya gelmesiyle oluşan çok katmanlı bir yapının ürünüdür. Gerçek şampiyonluk, yalnızca yetenekli oyunculara sahip olmakla değil, birlikte başarabileceklerine samimiyetle inanan bir kolektif bilinç inşa edebilmekle mümkündür.

 

Bir takımın bu seviyeye ulaşabilmesi için, kendi gücüne dair gerçekçi bir özgüven geliştirmesi, rakibini ulaşılmaz bir mite dönüştürmemesi, başarısızlıklarla yüzleşebilmesi ve kolektif kimliğini sürekli olarak yeniden üretebilmesi gerekir. Çünkü şampiyonluk yalnızca sportif bir sonuç değil, aynı zamanda psikolojik, sosyal ve kültürel bir dönüşüm sürecidir. Bu dönüşümün en belirleyici fakat en görünmez unsuru ise, takımın kendi başarısına gerçekten inanıp inanmadığıdır.

 

 

 

                    linkedin-logo Paylaş                        Flipboard -logo Paylaş

Bu İçerik  25  Defa Okunmuştur
 

futbolekonomihakkimizdabanner2

FutbolEkonomi Yıllık Seckisi 2025

esitsizliktanitim

Yazarlarımızın Son Yazıları

Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Murat  Başaran
Murat Başaran
Mete İkiz
Mete İkiz
Hüseyin Özkök
Hüseyin Özkök
Ömer Gürsoy
Ömer Gürsoy
Neville Wells
Neville Wells
Kenan Başaran
Kenan Başaran
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Lale Orta
Prof. Dr. Lale Orta
Müslüm Gülhan
Müslüm Gülhan
Tuğrul Akşar
Tuğrul Akşar
Av. Hüseyin Alpay Köse
Av. Hüseyin Alpay Köse
Doç. Dr. Recep Cengiz
Doç. Dr. Recep Cengiz
Dr. Ahmet Güvener
Dr. Ahmet Güvener
Av. Arman Özdemir
Av. Arman Özdemir
Dr. Tolga Genç
Dr. Tolga Genç
Tayfun Öneş
Tayfun Öneş
Dr. Bora Yargıç
Dr. Bora Yargıç
Alp Ulagay
Alp Ulagay
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Turgay Biçer
Prof. Dr. Turgay Biçer
Av. Mustafa Batmaz
Av. Mustafa Batmaz

Kimler Sitede

Şu anda 854 konuk çevrimiçi

Videolar

Tuğrul, Tuğrul Akşar, Pusula, Ekonomi, Futbol, Futbol Ekonomi, Mali,VİDEONUN DEVAMI VE DİĞER VİDEOLAR İÇİN TIKLAYIN.

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 58511384

aksartbmmraporbanner

raporlaranas

kitaplar aksar

1

futbol ekonomi bulten

fesamlogobanner

ekosporlogo


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

futbolekonomisosyal2

 

sosyal1