Ahmet Berke Gökçeoğlu - 9 Nisan 2026 9 Eylül 2025 tarihinde TFF'nin Riva tesislerinde bir imza töreni gerçekleştirilmişti. 2. Lig ve 3. Lig yayın hakları, 85 milyon TL + KDV gibi alt ligler seviyesi için rekor kabul edilen bir bedelle iki sezonluğuna Bi Kanal ve Sıfır TV’ye devredilmişti. O gün yapılan açıklamalarda, haftada 48 maçın canlı yayınlanacağı devasa bir operasyondan bahsediliyordu. Sezonun ikinci yarısına kadar bu rekor seviyedeki yayınlar hayata geçirildi ve alt ligler için büyük bir devrim olarak nitelendirildi. Ancak bu rüya maalesef çok kısa sürdü.
Yayıncı kuruluşun yüksek operasyon maliyetlerine karşılık beklenen geliri elde edememesi sonucu, sezonun ikinci yarısında yayın takvimi haftalık 15 maça kadar düştü. Şimdi ise basında ve kulislerde; TFF tarafından yayın sözleşmesinin haklı feshedileceği, hakların başka bir kuruluşa devredileceği veya TFF’nin yayınları kendi üstleneceği gibi senaryolar konuşuluyor.
Öncelikle, sorunu sadece yayıncı kuruluşun pazarlama, mali veya operasyonel yetersizliklerine bağlamak yapılabilecek en büyük hata olur. Asıl mesele, alt liglerin ürettiği futbolun talep görmemesi ve ekonomik bir değer yaratamamasıdır.
Bunun temel nedeni ise futbol kültürümüzde yatıyor. Şehrinin, ilçesinin takımını desteklemek yerine, İstanbul'un "Üç Büyükler"ine ve mutlak başarıya endekslenmiş bir futbol sevdamız var. Yerel aidiyet duygusunun bu kadar zayıf olduğu bir ekosistemde, 2. veya 3. Lig takımları kendi şehirlerinde stadyumları dolduramıyor, forma satamıyor. Alt liglerdeki futbol ve kulüpler yerel bazda bile bir değer yaratamadıkça, yayıncı kuruluşun bunu ulusal çapta kârlı bir modele dönüştürmesi, hangi yönetsel ve operasyonel yöntem uygulanırsa uygulansın imkansız hale geliyor.
Bu yapısal problem elbette bugünden yarına çözülemeyeceği gibi, mevcut ekosistemde uzun vadede de pek çözülecek gibi durmuyor. Ancak alt liglerin ekonomik getirisinin düşük olması, maçların yayınlanmamasını kesinlikle kabul edilebilir kılmıyor. Çünkü alt lig maçlarının yayınlanması sadece bir iş modeli değil, Türk futbolunun geleceği için hayati bir meseledir. Şu açılardan kritik öneme sahiptir:
-Kulüplerin sponsorluklar bulabilmesi, dolayısıyla gelirlerini artırabilmesi için en güçlü kozdur.
-Üst ligler ve yurt dışı gözlemci ekipleri için masrafsız ve efektif bir yetenek tarama yolu sunarken, genç sporcular için keşfedilme imkanı yaratır.
-Ligleri spekülasyondan, şikeden ve saha dışı olaylardan uzak tutarak adil bir rekabet ortamı sağlar.
-O sahalarda ter döken sporcular ve onları destekleyen aileleri için paha biçilemez bir motivasyon kaynağıdır.
Gerçekçi olalım; "futbol kültürümüz değişmeden, yerel aidiyet artmadan bu iş çözülmez" deyip kenara çekilmek, alt ligleri tamamen karanlığa ve kaderine terk etmek demektir. Geldiğimiz noktada, yayın haklarının başka bir ticari kuruluşa devredilmesi de sadece geçici bir pansuman olacaktır. Kâr amacı güden hiçbir medya kuruluşu, talep görmeyen bir ürünün operasyonel zararını üstlenmez. Yayın haklarının tekrar ihaleye çıkarılması, başka bir kuruluşa devredilmesi durumunda önümüzdeki sezonlarda benzer krizler farklı yayıncı kuruluş ve kanal isimleriyle karşımıza çıkacaktır.
İşte bu noktada, Türkiye Futbol Federasyonu'nun futbolu yöneten ve geliştiren ana merci kimliğini devreye sokması gerekiyor. TFF bu krizde inisiyatif almalı ve alt lig yayınlarını bir zarar kalemi olarak değil, Türk futbolunun geleceğine yapılmış zorunlu bir altyapı yatırımı olarak görerek maliyetleri bizzat karşılamalıdır. Evet, alt ligler bugün itibarıyla kârlı bir ürün olmayabilir. Ancak federasyonun görevi o futbolu ne pahasına olursa olsun kitlelerle buluşturmaktır.