Vincenzo Italiano’ya verilen savunma sorunlu kadro

Beşiktaş’ın hücumdaki zenginliğini gölgeleyen savunma zaafları, kadro planlamasının sorumluluğunu da tartışmaya açıyor. Italiano’nun oyun içindeki hataları kadar, Önder Özen’in teknik adama teslim ettiği kadronun eksikleri ve kulübün kurumsal yapı sorunu da değerlendirilmek zorunda.
Bir takımın teknik direktörle anlaşmasının temel dayanağı, kulüp ile antrenörün hedefler bakımından birbirini tamamlayan öğelere sahip olmasıdır. Bu bir ayrıcalık değil, profesyonel anlamda iş birliğinin ön koşuludur.
Italiano ile anlaşmadan önce Önder Özen’le anlaşarak profesyonel destek almaya karar veren Beşiktaş yönetimi, süreci bu yapı üzerinden yürütmeyi seçti. Önder Özen, takımın başarı hedefi, beklentileri ve istikrarı bu antrenörle yakalayabileceği kararıyla süreci başlattı. Mevcut kadroyla yapılması planlanan transferler, antrenörün oyun bütünlüğüne cevap verecek şekilde tasarlandı; olması gereken strateji de budur. Çünkü Önder Özen uzun zamandır kulüple çalışmıyor ve Beşiktaş Kulübü kurumsal anlamda yerleşik bir oyun anlayışına sahip değil. Hâliyle gelen antrenörün düşünceleri üzerinden bir yapı kurup onun stratejileriyle takımı yönlendirmek kaçınılmaz olmaktadır.
Önder Özen, profesyonel olarak anlaşma yapılan ve görev tanımı bunun üzerinden şekillenen bir isimdir. Hata yapma lüksüne sahip değildir; çünkü işi budur. Antrenöre teslim edeceği takımın eksik yönlerini bularak raporlandırmalı, değişikliklerin neler olabileceğine karar vermeli ve transferlerin yapılmasından sorumlu olmalıdır. Kulübün bütçe yapısı ve finansal yönetimi bu transferlerde sınırları belirler; arz-talep dengesi bunun üzerinden yürür. Italiano muhakkak ki takımı araştırmış, kayıtları izleyerek kendi taktiksel kurgusu doğrultusunda taleplerini belirtmiştir. Bu iş birliği sonucunda takım yeni sezona başlamıştır.
Şampiyon olabilmenin koşulları vardır; bu süreç sadece futbolcu veya antrenör üzerinden şekillenmez. Kulübün kurumsal kurgusu buna yön vermelidir. Beşiktaş’ın birinci sorunu bu kurumsal yapının eksikliğidir. Şimdilik Önder Özen üzerinden yürütülen yönlendirme stratejisinin ne kadar devam edeceği, sonuçlara ve duruma göre belirlenecektir.
Beşiktaş takımının bek ve stoper sorunu uzun süredir var olan bir problemdir. Çok fazla transfer yapılmasına rağmen bölgesel istikrar bir türlü sağlanamamıştır. Bu sezon takımın temel sorunu, ön taraftaki oyun zenginliği ile arka taraftaki zaafların birbirine zarar verir duruma gelmesidir. Bu durum, sezon başında öngörülebilirdi; önlem alınıp ona göre transfer yapılması gerekirdi.
Agbadou ve Djaló, birer yabancı oyuncu olarak takıma ve savunmaya yön verecek donanıma sahip olmadıkları gibi, özellikle Emirhan’ın gelişimine ve katkısına öğretici olabilecek konumda da değillerdir. Murillo-Taylan ikilisi sağ bekte, Rıdvan-Ouattara sol tarafta ofansif olarak belki önemsenebilecek katkılar sağlasalar da savunma zaafları skora ve oyuna olumsuz etki etmektedir. Alanya, Amed, Trabzon ve Celtic maçlarına baktığımızda, mağlubiyetlerin temel sebebinin savunma oyuncularının teknik becerileri ile doğru pozisyon alma eksiklikleri, ayrıca takım savunma kurgusundaki (özellikle arka hattaki) kırılmalar olduğu görülmektedir. Takım savunma kurgusu Italiano’nun sorumluluğudur.
Kasımpaşa maçında da benzer şekilde, iki kenar organizasyonunda kafa vuruşuyla iki gol yenmesi, takım savunmasındaki problemlerin yanı sıra orta alandan ikinci ve üçüncü koşulara cevap verilememesinden kaynaklanmıştır. Bunlar, sezon başından beri süregelen, takımın maç kaybetmesine, şampiyonluktan uzaklaşmasına ve Avrupa Ligi devamlılığını kaybetmesine neden olabilecek sorunlardır.
Şimdi bu noktada duygusal mı konuşalım, yoksa profesyonellik üzerinden mi cevap arayalım? “Kan ve gözyaşı var” söylemi üzerinden Önder Özen’e paye çıkartmak ve bir düşünür edasıyla yaklaşmak neye, nasıl bir çözüm olacak bilemiyorum. “Takım mühendisliği” denen gerçek bir kavram varken bu mühendislikten sorumlu bir profesyonel kişinin bu sorunları halletmesi gerekmez miydi? Bu denli duygusal yaklaşımlar, konuşulması gerekenlerin üzerini örtmekte ve zaman kaybına yol açmaktadır. Benzer bir tutum ve davranış, çok yüksek “avro” maaşı alan Şenol Güneş’in de eleştirilmesini sekteye uğrattı.
Italiano çok üst düzey bir antrenör değildir. Kendisi de Beşiktaş ile yükselebilecek bir ortam yakaladığı için ciddi emek vererek çabalamaktadır. Tabii ki donanım sorunları ve yorumlamadaki bazı hatalar, karar mekanizmasında yanılmalara neden olmuştur. Celtic maçındaki bir 6 (Salih), iki 10 numaradan (Trossard-Olaitan), bir 8 (Orkun), iki 10 numaraya (Trossard-Olaitan) geçiş, rakibin yaptığı hamleler karşısında sorunlu bir hamleydi; üstelik bu defans kurgusuna rağmen…
Mühim olan, bir türlü oluşamayan ve oluşması zor gözükse de bu sorunları giderecek kurumsal tutum ve davranışı sergileyerek zaman kaybetmeden çözüme yönelik hamleler yapılmasıdır.
Italiano’nun verdiği emeğin karşılığı ve neyi başarıp başaramayacağı ancak bütüncül bir kadro teslimiyle belli olur. Bu aynı zamanda kulüp için gelecek stratejisi olur.
Bu yazı ilk olarak BirGün'de yayınlanmış olup, yazarın izniyle FutbolEkonomi'de yeniden paylaşılmıştır.





















Yorumlar