Zidane’ın Libra’sı, Montella’nın terazisi

Ben Türkiye–Fransa maçlarını artık sadece kadrolar üzerinden okumayı biraz sıkıcı buluyorum. Mbappé mi daha iyi, Arda mı? Fransa’nın kadrosu mu daha kaliteli, Türkiye’nin orta sahası mı daha dengeli? Bunların hepsi doğru sorular ama bana kalırsa asıl hikâye başka yerde.
Bu kez sahada iki takım kadar, iki futbol karakteri de karşı karşıya gelecek: Zinedine Zidane ve Vincenzo Montella.
Ben Zidane’ın futbolunu düşündüğümde aklıma ilk gelen kelime denge oluyor. Hatta son günlerde bunu zihnimde “Libra” diye adlandırıyorum. Burç anlamında değil elbette. Terazi anlamında. İki kefenin birbirini sürekli tarttığı, bir taraf ağırlaştığında diğer tarafın karşılık verdiği bir denge hali…
Zidane’ın futbolunda beni en çok etkileyen şey de bu.
Onun dengesi, “herkes görevini eksiksiz yapsın” türünden mekanik bir denge değil. Tam tersine, oyunculara özgürlük verirken takımın dağılmasına izin vermemek. Bir oyuncu çizgiden içeri giriyor, başka biri onun açtığı alanı kapatıyor. Bir yıldız özgürleşiyor, takımın başka bir bölgesi onun yükünü taşıyor.
Yani Zidane’ın terazisinde kefeler eşit değil. Doğru anda doğru kefenin ağır basması önemli.
Fransa’nın kadrosuna baktığımda bunu daha net görüyorum. Mbappé, Dembélé, Olise, Camavinga, Rabiot, Koné… Bu kadar büyük yeteneği bir araya getirmek kolay. Asıl mesele, bu yeteneklerin birbirlerinin alanına basmadan oynayabilmesi.
Zidane’ın “dört forvetle oynamayacağız” mesajını bu nedenle önemsiyorum. Bana göre burada verdiği mesaj şu: “Yıldızları üst üste koymayacağım; onları birbirini tamamlayacak şekilde yerleştireceğim.”
Mbappé’yi solda kullanma isteği de aynı düşüncenin devamı. Mbappé’yi merkeze hapsetmek yerine, ona hareket edebileceği daha doğal bir alan bırakıyor. Arkasında bek, yanında orta saha desteği, içeride diğer hücumcular… Yani Mbappé’nin özgürlüğü, takımın geri kalanının dengesiyle satın alınıyor.
İşte benim Zidane okumasındaki “Libra” tam olarak bu. Montella’nın terazisi ise biraz farklı.
İtalyan teknik adamın Türkiye’sinde önce yapı, sonra özgürlük geliyor. Arda Güler’i düşünelim. Montella’nın Arda’ya “çık ve ne istiyorsan yap” diyeceğini düşünmüyorum. Arda’nın yeteneğini özgür bırakmak için önce ona alan açacak bir takım kurmak istiyor.
Hakan Çalhanoğlu’nun yokluğu burada işleri daha da ilginç hale getiriyor. Hakan sahadayken Türkiye’nin doğal bir denge noktası vardı. Top sıkıştığında ona dönebiliyorduk. Oyunu sakinleştirebiliyor, yön değiştirebiliyor, tempoyu ayarlayabiliyordu. Şimdi o ağırlık merkezinin yerine Salih Özcan–Orkun Kökçü ikilisini koymak gerekiyor. Ben burada Salih’i terazinin sabit kefesi, Orkun’u ise ileriye doğru ağırlık veren taraf olarak görüyorum. Ve onların önünde Arda… Arda’nın özgürlüğü ise Ferdi Kadıoğlu ile daha da anlam kazanıyor.
Ferdi’yi sadece sol bek olarak düşünürsek bu maçın önemli bir detayını kaçırırız. Ferdi içeri girdiğinde Türkiye’nin orta sahasına fazladan bir oyuncu ekleniyor. Çizgide kaldığında genişlik veriyor, içeri geldiğinde bağlantı kuruyor, topu taşıdığında takımın nefesini açıyor. Bu yüzden benim gözümde Ferdi–Salih–Orkun–Arda dörtlüsü, Montella’nın Fransa’ya karşı kuracağı terazinin temelini oluşturuyor.
Ama Zidane’ın da bu teraziyi rahat bırakacağını sanmıyorum. Fransa’nın asıl amacı belki de Türkiye’nin savunmasını tek tek oyuncular üzerinden değil, kararlar üzerinden zorlamak olacak. Mbappé içeri giriyor. Ferdi ne yapacak?
Olise içeri kat ediyor. Salih onu mu takip edecek, merkezde mi kalacak?
Dembélé pozisyon değiştiriyor. Orkun ne kadar geriye gelecek?
İşte Zidane’ın istediği oyun burada başlıyor. Çünkü iyi hücum bazen bir oyuncunun adam eksiltmesi değildir. Rakibe yanlış karar verdirmektir.
Montella’nın buna vereceği cevap ise bence çok önemli: Oyuncuyu değil, alanı savunmak. Türkiye Mbappé’nin peşine sürüklenirse Fransa’nın istediği oyun ortaya çıkar. Türkiye kendi şeklini korursa, bu kez Fransa sabır sınavına girebilir. Ve burada Türkiye’nin başka bir kozu var: Barış Alper. Barış’ın Fransa’ya karşı yapacağı her savunma arkası koşuyu ben yalnızca bir gol pozisyonu olarak görmüyorum. O koşu aynı zamanda Fransa’nın savunma çizgisini geriye iter. Fransa’nın bekleri daha temkinli çıkar. Arda’nın önü açılır. Orkun rahatlar. Yani Barış’ın koşusu, Türkiye’nin terazisinin bir başka kefesidir.
Bana göre maçın en güzel tarafı da burada.
Zidane’ın terazisi yetenekleri özgürleştirmek için kurulmuş. Montella’nın terazisi ise özgürlüğü mümkün kılmak için.
İki yaklaşım birbirine çok uzak değil aslında. İkisi de yaratıcılığı öldürmeden kontrolü istiyor. Fark, o kontrole nereden başladıkları. Zidane oyuncudan takıma gidiyor. Montella takımdan oyuncuya. Bu nedenle Kocaeli’deki maçta ben ilk olarak skora değil, terazinin hareketine bakacağım.
Fransa ne zaman ağırlık kazanacak? Türkiye ne zaman karşı ağırlık koyacak?
Zidane, Türkiye’nin yapısını ne zaman hareket ettirmeye başlayacak? Montella ne zaman oyunun dengesini değiştirecek?
Belki de maçın sonucunu belirleyecek olan şey, kimin daha fazla yeteneğe sahip olduğu değil.
Kimin dengesini daha uzun süre koruyabildiği olacak.
Çünkü futbol bazen hücum etmekle değil, ne zaman hücum edeceğini bilmekle kazanılıyor.
Ve benim gözümde bu maçın asıl hikâyesi tam olarak burada: Zidane’ın Libra’sı mı ağır basacak, Montella’nın terazisi mi?






















Yorumlar