top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Fatih Terim, Federer ve Dama Çıkmak İsteyen Türk Futbolu




Bazı insanlar sadece futbol konuşmaz; bir ülkenin geleceğine dair de söz söyler.

Bir ülkenin spor hafızasını anlatır.

Fatih Terim’in YouTube’da yayımlanan programlarının dördüncüsünü izlerken bunu bir kez daha düşündüm.

Milli Takım Teknik Direktörlüğü’nün ikinci ve üçüncü dönemlerinde, benim de Türkiye Futbol Federasyonu Engelliler Futbolu Koordinasyon Kurulu Başkanlığı görevini yürüttüğüm yıllarda, Fatih Hoca ile birçok kez bir araya gelme fırsatımız olmuştu. O yıllarda yakından gözlemlediğim bir özelliği vardı; sadece günü kurtaran çözümlerle ilgilenmez, sistem üzerine düşünürdü.

Ampute futboluna verdiği desteği ise başka bir yazıda ayrıntılarıyla anlatmak isterim.

Programlarının ilk bölümünde “Türk futbolunda ne oldu, ne oluyor ve ne olmalı?” sorularına cevap arayacağını söylemişti. Dördüncü programda ise rotasını Fransa’ya çevirdi ve yıllar önce ziyaret ettiği Clairefontaine Futbol Akademisi üzerinden bir sistemi anlattı.

Aslında anlattığı şey bir futbol tesisi değildi.

Bir ülkenin gelecek tasarımıydı.

Programdan sonra Clairefontaine üzerine yeniden okumalar yaptım.

Orada çocuklara sadece top oynamayı öğretmiyorlar.

Teknik eğitim var.

Taktik eğitim var.

Fiziksel gelişim var.

Mental hazırlık var.

Beslenme var.

Yabancı dil var.

Okul var.

Karakter eğitimi var.

Yani futbol, hayatın içinden ayrılmıyor; hayatın kendisinin bir parçası hâline geliyor.

Bu köşeyi takip edenler bilir.

Ben yıllardır sporcu yetiştirmeyi çiftçiliğe benzetirim.

Hiçbir çiftçi en verimli tohumu gelişigüzel toprağa atmaz.

Toprağını hazırlar.

İklimini hesaplar.

Sulamasını planlar.

Sabır gösterir.

Çünkü bilir ki iyi ürün, iyi tohum kadar iyi sistemin de eseridir.

Clairefontaine tam olarak budur.

En değerli tohumların, en doğru toprağa emanet edildiği büyük bir üretim merkezi…

Bugün Fransa’nın dünya futboluna armağan ettiği onlarca yıldızın ortak adreslerinden biri olması tesadüf değildir.

Fatih Hoca’nın anlattıklarını dinlerken yıllar önce yazdığım “Federer Türkiye’de doğsaydı” başlıklı yazım geldi aklıma.

Roger Federer henüz 14 yaşındayken İsviçre Tenis Akademisi’ne kabul ediliyor.

Sabah dokuzdan akşam beşe kadar tenis…

Teknik…

Taktik…

Fiziksel hazırlık…

Mental gelişim…

Ardından aynı kampüs içerisinde iki saat okul eğitimi…

Çocuk ne servis atmayı okuldan çalıyor ne de okulunu spordan.

Sistem ikisini birlikte inşa ediyor.

Fatih Hoca’nın anlattığı model ile Federer’in yetiştiği sistemi ne kadar benzer bulduğumu kendisine de bir mesajla ilettim.

Sonra düşündüm…

Asıl benzerlik akademilerde değil.

Devlet aklında.

Fransa’da yetenekli bir çocuğun kaderi yalnızca ailesinin maddi imkânlarına bırakılmıyor.

İsviçre’de de bırakılmıyor.

Devlet, federasyon ve eğitim sistemi aynı hedefe birlikte yürüyor.

Daha da ilginci…

İsviçre Tenis Federasyonu’nun akademi dışında kalan üstün yetenekli sporcular için oluşturduğu programın adı “Kader.”

Ne kadar anlamlı…

Çünkü onlar kaderi, tesadüfe bırakmıyor.

Tam bu noktada Mevlânâ’nın o unutulmaz sözü geliyor aklıma:

Yüz ayak merdivenin iki basamağı noksan ise dama çıkmak isteyen dama çıkamaz.”

Türk futbolu yıllardır dama çıkmaya çalışıyor.

Ama bazı basamaklarımız eksik.

Birini tamamlıyoruz.

Diğerini unutuyoruz.

Altyapıyı konuşuyoruz, eğitimi ihmal ediyoruz.

Yetenek buluyoruz, gelişimini planlayamıyoruz.

Fizik çalışıyoruz, zihinsel eğitimi ikinci plana atıyoruz.

Sonra da neden Avrupa ile aramız açılıyor diye şaşırıyoruz.

Bugün hâlâ fiziksel gelişimini konuştuğumuz Arda Güler’i düşünün.

Eğer çocuk yaşta Clairefontaine benzeri bir sistemin içinde yetişmiş olsaydı…

Belki bugün sadece dünyanın en özel sol ayaklarından birine sahip olmayacaktı.

Belki iki yabancı dili akıcı konuşan, güçlü bir eğitim almış, spor psikolojisini tanıyan, fiziksel gelişimi çocuk yaşından itibaren bilimsel yöntemlerle planlanmış çok daha donanımlı bir sporcu profiliyle karşı karşıya olacaktık.

Mesele Arda değil.

Mesele, Arda gibi binlerce çocuğun bu sistemin dışında kalması…

Yıllardır yazılarımda tekrar ettiğim bir düşünceyi burada yeniden hatırlatmak istiyorum:

“Tohumlar yola düşerse kuşlar onları yer. Tohumlar iyi toprağa düşerse ürün verir. Tohumlar sadece iyi topraklarda verimlidir.”

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Türkiye’de neden daha fazla Arda Güler çıkmıyor? sorusundan önce…

Türkiye’de çıkan Arda Güler’leri nasıl yetiştiriyoruz?

Çünkü mesele yıldız keşfetmek değildir.

Mesele, yıldızları söndürmeyecek bir gökyüzü inşa edebilmektir.

Fransa bunu yaptı.

İsviçre bunu yaptı.

Fatih Terim de yılların tecrübesiyle tam da bunu anlatmaya çalışıyor.

Yetenek elbette önemlidir.

Ama yeteneği dünya çapında bir başarıya dönüştüren şey, onu doğru yaşta doğru sistemle buluşturabilmektir.

Bugün Türk futbolunun ihtiyacı olan şey, yeni kahramanlar aramak değil; yeni bir sistem inşa etmektir.

Çünkü iyi sporcular zaman zaman tesadüfen yetişebilir.

Ama büyük spor ülkeleri asla tesadüfen kurulmaz.

Yorumlar


bottom of page