top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Türk Futbolunu Şüphe Kemiriyor

Yıllar önce Psikiyatri Profesörü Dr. Mehmet Hakan Türkçapar bana bir kâğıda şu cümleyi yazıp uzatmıştı:

“Türklerin Avrupalılardan en büyük farkı kuşkucu olmalarıdır.”

Bugün Türk futboluna baktığımda bu cümleyi daha iyi anlıyorum.

Çünkü Türk futbolunu artık sadece ekonomik sıkıntılar, kötü yönetimler ya da saha içindeki başarısızlıklar değil, şüphe de kemiriyor.

Şüphe büyüyor, güvensizlik büyüyor ve sonunda koskoca camialar “Bizi bu yıl da şampiyon yapmayacaklar” duygusuna kapılıyor.

İşte asıl tehlike burada.

——-

Meryl Streep’in oynadığı Şüphe filmindeki bir sahneyi hatırlıyorum.

Rahip, dedikodu yapan kadına bir yastığı parçalayıp içindeki tüyleri rüzgâra bırakmasını söyler. Ardından bütün tüyleri geri toplamasını ister.

Kadın bunun mümkün olmadığını söyler.

Rahip de şöyle der:

“İşte dedikodu da böyledir.”

Türk futbolunda yıllardır yastıkları parçalıyoruz.

Ama burada çok önemli bir ayrıntı var:

Uçuşan tüylerin hepsinden kulüpleri, taraftarları veya medyayı sorumlu tutamayız.

Çünkü o yastığı parçalayan bazen doğrudan sahadaki skandal karardır.

Bir hakemin verdiği anlaşılmaz karar…

VAR’ın devreye girmediği ya da yanlış müdahale ettiği bir pozisyon…

Haftadan haftaya değişen standartlar…

Ve bunların üzerine gelen açıklanamayan uygulamalar.

İşte bunlar koskoca camiaların içine şüphe düşürüyor.

Dolayısıyla bugün hakemleri ve MHK’yı eleştirenleri “Şüphe yayıyorlar” diyerek suçlamak kolaycılık olur.

Hayır. Şüphenin oluşmasında en büyük paylardan biri, bizzat sahadaki yönetimlerin ve onları yöneten sistemin üzerindedir.

Açık konuşalım:

Hakemler kötü.

Bazı kararlar gerçekten skandal.

MHK artık güven vermiyor.

Ve bunu söylemek hakem düşmanlığı değildir.

Tam tersine, Türk futbolunun sağlığı için gerekli bir tespittir.

Koskoca kulüplerin, milyonlarca taraftarın içine daha ligin ikinci haftasında,

“Bizi bu sene de şampiyon yapmayacaklar.”

duygusunu sokamazsınız.

Buna kimsenin hakkı yok.

Çünkü bir hakem hatası yalnızca 90 dakikayı etkilemiyor.

Bazen bir camianın bütün sezonuna yayılan bir psikoloji yaratıyor.

İşte o nedenle uçuşan yastık tüylerinin önemli bir bölümünün sorumlusu, o tüyleri havaya savuran kararlardır.

Ancak burada ikinci bir soruyu sormamız gerekiyor:

Madem hakemler ve MHK bu kadar kötü, neden 20 yıldır aynı şeyi yaşıyoruz?

Son 20 yılda kaç MHK başkanı değişti?

Kaç hakem değişti?

Kaç kez “Yeni dönem” ilan edildi?

Kaç kez “Hakemlik sistemi yeniden yapılandırılacak” denildi?

Ve bugün hâlâ aynı tartışmaların içerisindeyiz.

Demek ki yalnızca hakemi değiştirmek çözüm değil.

MHK başkanını değiştirmek de çözüm değil.

Çünkü sorun kişilerin ötesinde, sistemin kendisinde.

Burada TFF’yi korumak gibi bir niyetim kesinlikle yok.

Tam tersine.

Çözümün merkezinde TFF yönetimi var.

Hakemler de MHK da bu sistemin içerisinde.

O halde yıllardır aynı problemler yaşanıyorsa, neden yalnızca hakemleri ve MHK’yı hedef tahtasına koyuyoruz?

Neden okları aynı güçle TFF yönetimine çevirmiyoruz?

Neden TFF Başkanına doğrudan,

“Bu hakemlik sistemi neden yıllardır güven vermiyor ve sizin çözümünüz nedir?”

diye sorulmuyor?

Üstelik bunun konuşulacağı yerler belli.

Daha birkaç ay önce TFF Genel Kurulu yapıldı.

Genel Kurul yalnızca formalitelerin yerine getirildiği bir toplantı değildir.

Federasyonun kurultayıdır. Futbolun çalıştayıdır.

Türk futbolunun bütün sorunlarının masaya yatırılması, çözüm önerilerinin tartışılması ve gerektiğinde oylarla tarihi kararların alınması gereken yerdir.

Peki orada hakemlik sistemi ne kadar konuşuldu?

MHK’nın yapısı ne kadar sorgulandı?

TFF Başkanına yeni dönemde hakemlerle ilgili planı soruldu mu?

Somut bir reform önerisi getirildi mi?

Ben baktım.

Sıfır.

Bugün hakemlere ve MHK’ya tepki gösterenlerin, birkaç ay önce bu konuları Genel Kurul’un merkezine taşımamış olmalarını anlamakta gerçekten zorlanıyorum.

Çünkü sorun varsa, çözüm önerisini de orada ortaya koyacaksınız.

Elinizde oy var.

Elinizde yetki var.

Genel Kurul var.

Kriz çıktıktan sonra hakeme bağırmak kolaydır. Sistemi değiştirmek için oy kullanmak zordur.

20 yıl önce de aynı senaryoyu izliyorduk.

Bugün de izliyoruz.

Oyuncular değişiyor.

Kulüp başkanları değişiyor.

TFF başkanları değişiyor.

MHK başkanları değişiyor.

Ama oyun aynı kalıyor.

Hakem hata yapıyor.

Kulüp tepki gösteriyor.

MHK hedef oluyor.

TFF baskı altında kalıyor.

Birileri istifa ediyor.

Sonra yeni isimler geliyor.

Ve birkaç ay, birkaç yıl sonra aynı hikâye yeniden başlıyor.

Artık soruyu değiştirmek zorundayız:

“Hangi hakemi değiştirelim?” değil.

“Bu sistemi nasıl değiştireceğiz?”

Türk futbolunun artık yeni bir MHK başkanına, birkaç hakemin görevden alınmasına veya sezon boyunca sürecek yeni bir kavga döngüsüne ihtiyacı yok.

Hakem hatalarıyla mücadele edilmeli.

Skandal kararların hesabı sorulmalı.

MHK güven vermiyorsa bunun gereği yapılmalı.

Ama bunun yanında TFF yönetimi de sistemin sahibi ve sorumlusu olarak hesap vermeli.

Kulüpler de yalnızca kriz anlarında açıklama yapmak yerine Genel Kurul’daki güçlerini kullanmalı.

Medya da yalnızca pozisyon tartışmak yerine sistemin neden 20 yıldır aynı hataları ürettiğini sorgulamalı.

Çünkü artık mesele bir hakemin yanlış kararı olmaktan çıktı.

Mesele güven meselesi.

Bir futbol ülkesinde insanlar daha ligin ikinci haftasında “Bizi bu yıl da şampiyon yapmayacaklar” diyorsa, ortada çok ciddi bir problem vardır.

Ve o şüpheyi küçümsemek yerine, o şüpheyi yaratan sebepleri ortadan kaldırmak gerekir.

Yastıktaki tüyler uçuşuyorsa, önce rüzgârı sorgulayacağız.

Ama o yastığı kimin parçaladığını da unutmayacağız.

Türk futbolunun ihtiyacı yeni bir suçlu değil, yeni bir sistemdir.

Yoksa oyuncular değişir, başkanlar değişir, hakemler değişir…

Ama sahne aynı kalır.

Ve şüphe, Türk futbolunu kemirmeye devam eder.

Yorumlar


bottom of page