Sarı Gelinden Sarı Torbaya
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 1 saat önce
- 2 dakikada okunur

Sarı Gelin…
Sevda, ayrılık ve özlemin türküsü.
Şimdi aynı “sarı”, bir futbol tribününde bambaşka bir anlamla karşımıza çıkıyor: Sarı torba…
Biri insanları aynı ezgide buluşturuyor, diğeri ölüm ve tehdit çağrışımıyla insanları karşı karşıya getiriyor.
Sarı Gelin’den sarı torbaya nasıl geldik?
Futbolun bize öğretmesi gereken, centilmence oynayarak rakibi yenmekti; rakibinden nefret etmek değil.
Rekabetti; düşmanlık değil.
Coşku idi; tehdit değil.
Kocaelispor–Amedspor karşılaşmasında Kocaelispor tribünlerinde bazı taraftarların rakip tribüne doğru sarı poşetler sallaması, futbolun bu temel değerleri açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir görüntü ortaya çıkardı.
Olayın ardından Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Görüntüler üzerinden kimlikleri belirlenen beş kişi hakkında gözaltı talimatı verildi. Başsavcılık, eylemle ilgili olarak Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesi ve 6222 sayılı Kanun kapsamında soruşturma yürütüldüğünü açıkladı. Hukuki süreç elbette kendi mecrasında ilerlemeli, kişilerin hukuki sorumluluğu yargı süreci sonunda belirlenmelidir. Ancak mesele yalnızca birkaç kişinin hukuki sorumluluğundan ibaret değildir.
Asıl soru şudur:
Böyle bir davranış bir futbol tribününde nasıl ortaya çıkabiliyor?
Aynı Renk, İki Farklı Anlam
“Sarı Gelin”, Anadolu’nun ve çevre coğrafyaların ortak kültürel hafızasında yer etmiş, farklı yorumları bulunan köklü bir türkü geleneğinin parçasıdır. Türkünün taşıdığı sarı; sevdayı, özlemi, güzelliği ve ayrılığı çağrıştırır.
“Sarı torba” ise futbol tribünlerinde ortaya çıkmış bir sembol değildir. Türkiye’de bazı siyasi söylem ve eylemlerde, ceset torbası çağrışımı üzerinden ölüm ve tehdit imgesiyle ilişkilendirilmiştir.
Kocaeli tribünlerinde yaşanan olayın düşündürücü tarafı da burada ortaya çıkıyor. Aynı renk, iki farklı anlam dünyası…
Sarı Gelin’de sevdanın ve özlemin, sarı torbada ise ölümün ve tehdidin çağrışımı. Ne acıdır ki insanları aynı türküde buluşturabilecek bir renk, bu kez bir futbol tribününde insanları birbirine karşı konumlandıran bir sembole dönüşebiliyor.
Türkülerde insanları birbirine yaklaştıran sarı, tribünlerde insanları birbirinden uzaklaştıran bir simgeye dönüşüyorsa, burada yalnızca bir tribün davranışını değil, futbolun dilini ve kültürünü de sorgulamak gerekir. Çünkü semboller yalnızca taşıdıkları nesneyi değil, taşıdıkları mesajı da anlatır.
Bir tribünde kullanılan sembol, rakibe “sen benim rakibimsin” demek yerine “sen benim düşmanımsın” mesajına dönüşüyorsa, futbolun sınırları çoktan aşılmış demektir.
Mesele Sadece Bir Tribün, Kocaelispor ya da Amedspor değildir. Mesele, hangi takımın tribününde olursa olsun, rakibi hedef alan ölüm, tehdit ve düşmanlaştırma çağrışımlı sembollerin futbol kültüründe kendisine yer bulabilmesidir.
Futbol, farklılıkların aynı statta buluşabildiği nadir toplumsal alanlardan biridir.
Aynı tribünde binlerce insan aynı heyecanı yaşar.
Aynı gol için ayağa kalkar.
Aynı takımın başarısı için sevinir.
Fakat rakip tribün söz konusu olduğunda bu ortak heyecan, düşmanlık diline dönüşmeye başladığında futbolun birleştirici gücü zayıflar.
Rakip, düşman değildir.
Rakip, oyunun diğer tarafıdır.
Onun varlığı, sizin rekabetinizin anlamını oluşturur.
Rakip olmadan rekabet olmaz. Rekabet olmadan da sporun heyecanı eksilir. Bu nedenle futbolun temel öğretisi rakibini yok saymak değil, rakibiyle birlikte oyunun değerini yükseltmektir.
Futbolun Sarısı Hangi Sarı Olacak?
Bu sorunun cevabı yalnızca Kocaelispor veya Amedspor tribünlerinin değil, bütün Türk futbolunun sorumluluğudur. Toplumda barış ve kardeşlik duygusunun güçlendirilmesine ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, futbolda hangi dili ve hangi sembolleri yaşatmak istediğimizi yeniden düşünmeliyiz.
Sarı Gelin’in insanları buluşturan sarısını mı, yoksa sarı torbanın insanları birbirinden uzaklaştıran gölgesini mi?





















Yorumlar