Olimpiyatlardaki Meşale Olimpizm için mi, Yoksa Para İçin mi Yanıyor?
x
Buradasınız >> Ana Sayfa HABERLER & MAKALELER Genel Tuğrul AKŞAR Olimpiyatlardaki Meşale Olimpizm için mi, Yoksa Para İçin mi Yanıyor?

Olimpiyatlardaki Meşale Olimpizm için mi, Yoksa Para İçin mi Yanıyor?

22.02.2026Olimpiyatlar

Tuğrul AKŞAR- 22 Şubat 2026 Olimpiyat meşalesi, bir zamanlar sadece antik idealleri, amatör ruhun saflığını ve zeytin tacının mütevazı onurunu aydınlatırken; bugün artık trilyon dolarlık bir küresel ekonominin vitrinini ışıklandırıyor.

Modern dünyada bu kutsal ateş, sadece sporcuların tutkusuyla değil; milyarlarca dolarlık yayın hakları, devasa sponsorluk ağları ve jeopolitik güç savaşlarının yakıtıyla varlığını devam ettiriyor. İnsanoğlunun tarihsel olarak en eski ve saf sportif rekabeti olan olimpiyatlarla, küreselleşmenin rüzgarını arkasına alan neo-liberal politikaların yönlendirdiği piyasa ekonomisinin acımasız gerçekleri arasındaki denge her geçen gün paranın lehine bozuluyor.

Artık, olimpiyat meşalesi ideallerin spora dönüşen hali olimpizmi mi, yoksa sadece maliyetli bir illüzyonu mu aydınlatıyor? İşte, günümüz olimpiyatları ve spor tarihinin en büyük finansal çelişkisine bu yazımızda yanıt aramaya çalışacağız.

Zeytin Tacından Milyar Dolarlık Arenaya Uzanan Büyük Paradoks

Bir zamanlar olimpiyat şampiyonlarına verilen ödül yalnızca bir zeytin tacıydı; sembolik, sade ve ideallerle yüklü. Bugün ise aynı zafer, milyon dolarlık ödüllerle, milyarlarca dolarlık yayın anlaşmalarıyla ve dev sponsorluk gelirleriyle çevrili küresel bir ekonomik sahnede kutlanıyor. İşte modern olimpizmin en derin çelişkisi tam da burada yatıyor: Amatör ruhu, evrensel barışı ve eşit rekabeti temsil eden bir sportif ideal; varlığını sürdürebilmek için giderek daha fazla ticarileşen, finansallaşan ve küresel sermaye akışına bağımlı bir sistemin içinde yaşıyor. Yani, günümüzde olimpiyat ateşini yakan şey sporcuların tutkusu olmaktan öte;  medya gelirleri, sponsorluk ağları ve milyar dolarlık organizasyon ekonomisi olarak karşımıza çıkıyor. 

Antik çağlardan günümüze yaklaştıkça olimpiyatlar, masum rekabetçi idealler ile piyasanın gerçekleri arasında kurulan kırılgan bir dengeyi temsil ediyor. Bir tarafta insanlığın en saf haliyle sportif rekabet, diğer yanda ise yüz milyarlarca dolarlık spor ekonomisinin en prestijli vitrini bulunuyor. Bu nedenle olimpizm artık sadece bir spor felsefesi olmaktan daha çok; küresel ekonominin, şehir markalaşmasının ve jeopolitik görünürlüğün en güçlü araçlarından biri haline gelmiş bulunuyor. Ne var ki bu büyüme, beraberinde kritik bir soruyu da beraberinde getiriyor: Parasal gelişim arttıkça olimpik idealler güçleniyor mu, yoksa giderek daha fazla ticarileşerek özünden mi uzaklaşıyor?

Küresel Spor Ekonomisi 1 Trilyon Doları Aşıyor

Bugün spor ekonomisinin küresel büyüklüğü 1 Trilyon doları aşarken, bunun yaklaşık 250-300 milyar dolarlık bölümünü olimpik spor ekosistemi besliyor. Bu devasa ölçek, olimpiyatların artık yalnızca sportif bir organizasyon değil, küresel sermaye, medya ve marka ekonomisinin kesiştiği stratejik bir platforma dönüştüğünü gösteriyor. Bir zamanlar amatör ruhun sahnesi olan oyunlar, bugün çok uluslu şirketlerin, yayın devlerinin ve küresel şehir stratejilerinin merkezinde yer alan bir ekonomik güç alanına dönüşmüş durumda. Artık olimpiyatlar bir spor etkinliğinden çok, ekranlar ve sosyal medya aracılığıyla dünyanın dörtbir tarafına on line ve real time ulaşarak küresel görünürlük satan bir ekonomik platform niteliği taşıyor. 

Yayın Haklarının Egemenliği Giderek Artıyor, Tribünden Çok Ekran Ekonomisi Kazanıyor!

Rakamlar, olimpiyatların geçirdiği devasa dönüşümü gözler önüne seriyor: 1980 Lake Placid Kış Olimpiyatları’nda yayın gelirleri sadece 20 milyon dolar seviyesindeyken, 1984 Los Angeles Oyunları sponsorluk ve yayın haklarıyla 600 milyon dolar eşiğini aşarak finansal modelde tarihsel bir kırılma yarattı. Günümüze gelindiğinde ise bu devasa finansal büyüme, 2017–2021 döngüsünde IOC toplam gelirinin 7.6 milyar dolara ulaşmasıyla yeni bir boyuta evrildi. Bu gelirin %61’ini yayın hakları, %30’unu ise küresel sponsorluklar oluştururken; bilet ve diğer kalemlerin payı sadece %9’da kaldı. Mevcut tablo, olimpiyatların artık bilet satan geleneksel bir spor organizasyonu olmaktan çıkıp ekranlara pazarlanan küresel bir medya ürününe dönüştüğünü çarpıcı biçimde kanıtlıyor.

16 Günlük Oyunun Maliyeti 30 Yıllık Borç mu Olmalı?

Olimpiyatların ekonomik bilançosu romantik anların ve anlatıların çok ötesinde dramatik bir gerçek olarak karşımızda duruyor. 1976 Montreal Olimpiyatları’nın yaklaşık 1.6 milyar dolara ulaşan maliyeti, şehre tam 30 yıl süren vergi yükü bırakmış ve literatürde “en büyük finansal olimpiyat derslerinden biri” olarak anılmıştır. Benzer şekilde Atina 2004 için harcanan yaklaşık 8 milyar Euro kamu borç baskısını artırmış, Soçi 2014 ise 50 milyar doları aşan maliyetiyle tarihin en pahalı organizasyonlarından biri olmuştur. Bu örnekler bize şunu gösteriyor: Olimpiyatlar çoğu zaman kısa vadeli görkem üretir, fakat uzun vadeli mali sorumluluk bırakır.

Başarıya Giden Yol Doğru Modelden Geçiyor

Modern olimpiyat tarihinde doğrudan finansal açıdan net başarı elde eden en güçlü örnek hâlâ Los Angeles 1984. Bu olimpiyatlarda mevcut tesislerin kullanılması, özel finansman modeli ve sınırlı kamu harcaması sayesinde yaklaşık 200 milyon dolar net kâr elde edilmesine olanak sağlamıştır. Buna karşılık sıfırdan tesis inşa edilen, aşırı kamu harcamasına dayalı ve sonrasında düşük kullanım oranına sahip olimpik organizasyonlar ise genellikle “beyaz fil” yatırımlarına dönüşmüş, ekonomik geri dönüş üretmekte başarısız olmuştur. Bu durum olimpiyat ekonomisinin temel yasasını ortaya koyuyor: Görkemli yatırımlar değil, sürdürülebilir altyapı kazandırır.

Prestij mi Ekonomi mi, Hangisi Sizin İçin Geçerli? Karar Ver?

Son yirmi yılda yaz olimpiyatlarının maliyetlerinin çoğu zaman 10 ila 40 milyar dolar aralığında değişmesi, olimpiyatların artık yalnızca spor değil, ulusal strateji kararı olduğunu göstermektedir. Milano-Cortina Kış Olimpiyatları’nın yaklaşık 7 milyar Euro’ya yaklaşan maliyeti ve 2028 Los Angeles Oyunları için öngörülen 6.8–7 milyar dolarlık operasyonel bütçe, yeni dönemde daha kontrollü ve sürdürülebilir organizasyon modeline geçildiğinin işaretidir. 

Geçmişin tecrübeleri açıkça gösteriyor ki; iktisadi bir temele dayanmayan her organizasyon, görkemli bir prestij ile ağır bir mali yük arasındaki o hassas dengeyi hızla bozmaya mahkûmdur.

Madalyanın Görünmeyen Bedeli, İdeallerin Finansal Altyapısını Oluşturuyor

Her sporcu olimpiyatlarda altın için yarışır. Ülkeler de...Bu bağlamda, bugün ülkemizde altın madalya kazanan bir sporcunun  alacağı ödül 1000 Cumhuriyet altınıdır. Güncel altın ve döviz fiyatları üzerinden bu değer yaklaşık 1.1 milyon dolarlık ödüle karşılık geliyor.

Aslında altın madalya olimpiyatların yüzeyde görünen kısmıdır. Asıl büyük finansal akış, milyarlarca dolarlık yayın sözleşmeleri, küresel sponsorluk programları ve pazarlama gelirlerinden oluşmaktadır. Bu nedenle modern olimpizm, idealler ile finansal gerçekliğin iç içe geçtiği benzersiz bir yapıya sahiptir. Amatör sporun saflığını temsil eden olimpiyat ruhu, paradoksal biçimde milyarlarca dolarlık ticari bir sistem tarafından finanse ediliyor. 

Sporun Değil, Modelin Kazandığı Oyunlar

Tüm rakamsal veriler tek bir çarpıcı gerçeğe işaret ediyor: Olimpiyatları ekonomik olarak kazananlar en çok madalya kazanan ülkeler değil, en doğru finansal modeli kuran şehirlerdir. Çünkü oyunlar yalnızca 16 gün sürer; fakat yanlış planlanan maliyetlerin etkisi onlarca yıl devam eder. Bu yüzden günümüz olimpiyatları, sporcuların pistte yarıştığı bir organizasyondan çok, şehirlerin bütçelerinin, ekonomilerin dayanıklılığının ve sürdürülebilir finansman modellerinin yarıştığı küresel bir ekonomik sınav haline gelmiştir.

İdeallerin Işığı mı, Paranın Gölgesi mi?

Bugün olimpizm, tarihin belki de en büyük çelişkisini yaşıyor.

Bir tarafta amatör sporun saflığını, eşitliği ve insanlığın ortak değerlerini temsil eden bir felsefe; diğer tarafta ise  milyarlarca dolarlık yayın haklarıyla ayakta duran dev bir küresel ekonomi.

Olimpiyatlar büyüdükçe maliyetler yükseliyor; maliyetler arttıkça da ev sahibi şehirlerin paraya olan bağımlılıkları derinleşiyor. Finansal bağımlılık arttıkça da organizasyonun ruhu ile ekonomik gerçekliği arasındaki mesafe açılmaya başlıyor. Bu kapsamda artık olimpiyatlar yalnızca madalyaların değil, bütçelerin; yalnızca performansın değil, finansal sürdürülebilirliğin de yarıştığı bir küresel arenaya dönüşüyor.

Bu nedenle modern olimpizmin kaderi, idealler ile ekonomik rasyonalite arasındaki dengenin nasıl yönetileceğine bağlı görünüyor.

Eğer parasal büyüme, amatör sporun gelişimini finanse eden bir araç olarak kalırsa olimpizm güçleniyor; ancak ticari çıkarlar ideallerin önüne geçmeye başladığı anda ise, olimpiyatlar bir spor şöleninden çok bir ekonomik gösteriye dönüşme riski taşıyor.

Yazımızın sonuna gelirken, belki de en can alıcı sorumuzu sormak gerekiyor:

Olimpiyatlar antik çağlarda olduğu gibi hâlâ sporcuların kazandığı bir zafer midir, yoksa giderek daha fazla finansal modelin kazandığı bir organizasyona mı dönüşmüştür? Zira, modern çağda madalyaların parıltısı geçici olabiliyor ama  kurulan ekonomik modelin bıraktığı enkaz nesiller boyunca kalıcı görünüyor.

Bugün modern olimpizmin bu derin açmazının altında,  modern olimpiyatların babası Pierre de Coubertin’in "önemli olan kazanmak değil, katılmaktır" idealinden, günümüzün acımasız ekonomik gerçekliğine evrilmiş olması yatıyor.

Efsanevi boksör Muhammed Ali’nin "Hayal gücü olmayan insanın kanatları yoktur" sözü, bugün yerini milyar dolarlık yayın hakları ve "beyaz fil" olarak anılan atıl tesislere bırakma tehlikesiyle karşı karşıya.

Nelson Mandela’nın dediği gibi "spor, dünyayı değiştirme gücüne sahiptir"; ancak bu değişim, Montreal’in 30 yıl süren borcu veya Atina’nın ekonomik krizi gibi toplumsal bir yüke dönüştüğünde, sporun birleştirici gücü yerini finansal bir enkazın gölgesine bırakıyor.

Sonuç olarak, eğer olimpiyat meşalesi sadece sponsorların kasasını doldurmak için yanıyorsa, o meşale artık sporcuların değil, sadece sermayenin yolunu aydınlatıyor demektir.

                    linkedin-logo Paylaş                        Flipboard -logo Paylaş

Bu İçerik  45  Defa Okunmuştur
 

Degerli yazarimiz Tuğrul Akşar Cuma, 02 Nisan 2010.

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

futbolekonomihakkimizdabanner2

esitsizliktanitim

aksartbmmraporbanner

Yazarlarımızın Son Yazıları

Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Kutlu Merih
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Doç. Dr. Deniz Gökçe
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Prof. Dr. Sebahattin Devecioğlu
Murat  Başaran
Murat Başaran
Mete İkiz
Mete İkiz
Hüseyin Özkök
Hüseyin Özkök
Ömer Gürsoy
Ömer Gürsoy
Neville Wells
Neville Wells
Kenan Başaran
Kenan Başaran
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Ahmet Talimciler
Prof. Dr. Lale Orta
Prof. Dr. Lale Orta
Müslüm Gülhan
Müslüm Gülhan
Tuğrul Akşar
Tuğrul Akşar
Av. Hüseyin Alpay Köse
Av. Hüseyin Alpay Köse
Doç. Dr. Recep Cengiz
Doç. Dr. Recep Cengiz
Dr. Ahmet Güvener
Dr. Ahmet Güvener
Av. Arman Özdemir
Av. Arman Özdemir
Dr. Tolga Genç
Dr. Tolga Genç
Tayfun Öneş
Tayfun Öneş
Dr. Bora Yargıç
Dr. Bora Yargıç
Alp Ulagay
Alp Ulagay
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Dr. Sema Tuğçe Dikici
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Fuat Tanhan
Prof. Dr. Turgay Biçer
Prof. Dr. Turgay Biçer
Av. Mustafa Batmaz
Av. Mustafa Batmaz

Kimler Sitede

Şu anda 2415 konuk çevrimiçi

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 56931955

raporlaranas

kitaplar aksar

1

futbol ekonomi bulten

fesamlogobanner

ekosporlogo


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

futbolekonomisosyal2

 

sosyal1