top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Çatlağı Makyajla Kapatmak Mümkün mü?

1 gün önce
2 dakikada okunur

Türk futbolunda teknik direktör istifaları yine gündemde.


Önce Fatih Tekke istifa etti. Trabzonspor yönetimi istifayı kabul etmedi. Ancak birkaç gün sonra ligde alınan yenilginin ardından yollar ayrıldı.


Şimdi de İsmail Kartal…


Fenerbahçe’nin Roma karşısında, özellikle ikinci yarısında galibiyeti kaçıran bir oyun ortaya koymasının ardından Kartal’ın istifa etmesi herkesi şaşırttı.


Daha da ilginci, istifanın yönetim tarafından önceden bilinmemesiydi. Başkan ve yöneticiler gelişmeyi statta olmalarına rağmen kamuoyuyla birlikte öğrendi.


İlk açıklamalarda istifanın kabul edilmediği ve Kartal’ın görevinin başında olduğu belirtildi. Sonra yeni bir açıklama geldi: İsmail Kartal görevine devam edecek ve yarın takımın antrenmanında sahada olacak.


İşte tam bu noktada mesele daha da ilginç bir hâl alıyor.


Çünkü artık sadece “Teknik direktör neden istifa etti?” sorusunu değil, “Bir teknik direktör istifa ettikten sonra neden görevine devam eder?” sorusunu da sormamız gerekiyor.


Bizde bu sorunun cevabı genellikle çok kolay veriliyor:

“Duygusal davrandı.”

“Çok üzüldü.”

“Camiasına olan sevgisi ağır bastı.”

“Baskıya dayanamadı.”

Ben bu açıklamaları fazlasıyla amatörce buluyorum.


Çünkü 300 milyon euroyu aşan kadro değerlerinden, milyonlarca taraftardan, büyük ekonomik ve sportif hedeflerden söz ediyoruz. Böyle yapılarda teknik direktörün istifasını yalnızca duygusal nedenlerle açıklamak, sorunun kendisini analiz etmek değil; sorunun üzerini örtmektir.


Üstelik mesele sadece kulüplerin teknik direktörleri kolay harcaması da değil.


Türk teknik direktörlerinin de kriz anında görevlerinden bu kadar kolay vazgeçmeleri üzerinde düşünmemiz gerekiyor.


Elbette teknik adamın yaşadığı baskıyı, yalnız bırakılmasını veya yönetimle yaşadığı sorunları küçümsemiyorum. Ancak teknik direktörlük biraz da kriz yönetme mesleğidir.


Kötü sonuç, taraftar baskısı, medya eleştirisi, yönetim tartışması… Bunların hepsi bu işin içinde.


O zaman soru şu: Teknik direktör hangi noktada “artık olmuyor” demeli, hangi noktada “hayır, bu krizi ben yöneteceğim” diyebilmeli?


İşte burada aklıma Japonların Kintsugifelsefesi geliyor.


Kırılan seramiği çöpe atmıyorlar. Çatlağı gizlemiyorlar. Tam tersine, kırılan parçaları altınla birleştiriyorlar.


Çünkü Kintsugi’de kusur, saklanması gereken bir eksiklik değil; parçanın hikâyesinin bir parçası.


Bence Türk futbolunun da ihtiyacı olan şey bu.

Çatlağı saklamak değil, çatlağın neden oluştuğunu anlamak.


Fatih Tekke’nin istifası neden gündeme geldi?

İsmail Kartal neden Roma maçının ardından istifa etti?


Ve daha önemlisi, istifa eden bir teknik adamın istifası kabul edilmiyorsa, neden istifa noktasına kadar gelindi?


Yönetim ile teknik heyet arasında ne oldu?


Beklentiler gerçekçi miydi?


Transfer politikası doğru muydu?


Teknik direktör gerçekten destekleniyor muydu?

Ve yarın yeniden antrenmana çıkacak olan teknik direktör, bugün istifa etmesine neden olan sorunların çözüldüğüne inanıyor mu?

İşte bunları konuşmadan “duygusal karar” deyip geçmek, bana göre futbol yönetimi değildir.

Çünkü makyaj çatlağı onarmaz.


Yeni bir açıklama yapmak da tek başına çözüm değildir.


Asıl mesele, çatlağın neden oluştuğunu bulmaktır.


Ben Fatih Tekke’nin de İsmail Kartal’ın da istifa kararlarını anlıyorum ama onaylamıyorum.


Çünkü istifa bazen sorunu çözmez.

Sadece sorunun adresini değiştirir.

Bugün İsmail Kartal’ın istifasının kabul edilmemesi ve yarın yeniden takımın başında antrenmana çıkacak olması, aslında hepimize çok önemli bir soru bırakıyor: Bir kriz gerçekten çözüldü mü, yoksa sadece ertelendi mi?

Bunu zaman gösterecek.


Türk futbolunda bazen kristali yönetim kırıyor, bazen teknik direktör çatlağı görünce masadan kalkıyor. Biz ise oturup çatlağın neden oluştuğunu konuşmak yerine ona duygusal bir hikâye yazıyoruz.


Oysa yapılması gereken çok daha basit: Çatlağı görünür kılmak.


Sonra elimize altın tozunu almak.


Ve kristali gerçekten onarmak.


Çünkü Kintsugi’nin bize öğrettiği şey, kırılmamış gibi görünmek değil; kırıldığını kabul ederek daha güçlü bir bütün oluşturabilmektir.


Yorumlar


bottom of page