top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Su Şişesiyle Taraftarlık Olmaz!

6 dakika önce
2 dakikada okunur

Sakın futbol bilginden ve koyu Fenerbahçeli oluşundan bahsetme; senin gibilere en basitinden bir soru sorulsa susar kalırsınız. Mesela, “Fenerbahçeli nasıl olunur?” diye sorulsa bütün futbol bilgin tribünde kalır.


Maç başlar, taraftar olursun; on beş dakika sonra teknik direktörlüğe terfi eder, ilk yarıda sportif direktörlüğe, ikinci yarıda kulüp başkanlığına yükselirsin. Maç bitmeden yönetim kurulunu toplar ve hükmünü verirsin: “Hoca istifa!”


Ne taktik tahtasına ihtiyacın vardır ne maç analizine... İki pozisyon, üç slogan, biraz öfke ve elinin altında duran bir su şişesi yeterlidir. Sonra kendini koyu Fenerbahçeli, söylediklerini de futbol bilgisi sanırsın. Oysa mesele futbolu ne kadar bildiğin değil, bildiğini sandığın şey uğruna nasıl davrandığındır.


İsmail Kartal’ın futbol tercihlerini beğenmeyebilir, yanlış bulduğun kararlarını eleştirebilir, taktik anlayışını ve oyuncu değişikliklerini sorgulayabilir, takımın oyununu yetersiz bulabilir, hatta “İstifa!” diye bağırabilirsin. Bunların hepsi futbolun doğasında vardır. Takımın oyununu, hocanın kararlarını, yönetimin politikasını, transferleri ve oyuncuların performansını eleştirmek taraftarın hakkıdır. Fakat eleştiri yerini saldırıya bıraktığında, futbol kültürü de anlamını kaybeder.


İsmail Kartal’a atılan su şişesi tam da burada anlam kazanıyor. Şişe sahaya atılmıştır; fakat görünür hâle gelen yalnızca bir öfke değildir. Taraftarlık ile fanatizm arasındaki ince çizgi de ortaya çıkar. Çünkü kontrolsüz öfke, tribünde kalmayıp hakarete, küfre, tehdide ve saldırıya dönüşebilir. Bir su şişesi küçük bir nesnedir; fakat taşıdığı zihniyet küçümsenecek kadar küçük değildir.


Taraftarın eleştirme, tepki gösterme ve hesap sorma hakkı vardır. Ancak bilet almak sana maçı seyretme hakkı verir; bir başkasına saldırma hakkı vermez. Kulübü sevmek aidiyet kazandırır; öfkeni başkasına yöneltme imtiyazı vermez.


Sevginin gerçek sınavı galibiyetin coşkusunda değil, mağlubiyetin öfkesinde saklıdır. Takım kazandığında herkes sever, oyuncu gol attığında herkes alkışlar. Asıl taraftarlık, işler ters gittiğinde başlar. Kötü günde de duruşunu ve karakterini koruyabilmek, iyi günde sevinmekten daha değerlidir.

 

Fenerbahçeli olmak, Fenerbahçe adına yapılan her davranışı meşru görmek değildir. Kendi takımına kızdığın anda bile ölçüyü kaybetmemektir. Rakibe, futbolcuya, teknik direktöre ya da hakeme duyduğun öfke, sana saldırma hakkı vermez.


Takım kötü oynadığında su şişesini fırlatmak için eline alma. Suyunu iç, biraz serinle ve düşün.


Takım neden kötü oynadı?

Teknik direktör nerede hata yaptı?

Yönetimin sorumluluğu ne?


Bunları sorup, cevaplarını arayan taraftar, öfkesini değil futbolu büyütür.


Teknik direktöre su şişesi fırlatmak futbolu düzeltmez, yanlış taktiği değiştirmez, kötü oyunu iyileştirmez, kaybedilen puanı geri getirmez. Yapabileceği tek şey, öfkeyi görünür kılmaktır. Sahada işler kötü gittiğinde takımın ihtiyacı öfkenin gösterisi değil, hoşgörü ve sağduyu ile destektir.


Taraftarın elindeki en güçlü araç su şişesi değil, nitelikli eleştiridir. Bir kulübü gerçekten sevmek, yanlışını söylerken bile nezaket ve ölçüyü koruyabilmektir.


Fenerbahçelilik tam da burada sınanır: Skor tabelasının önünde değil, öfkenin karşısında...Takım kazandığında değil, kaybettiğinde...Herkes alkışlarken değil, herkes öfkeyle bağırırken...


Öfke sözden çıkıp davranışa dönüştüğünde, taraftarlıkla fanatizm arasındaki çizgi de belirginleşir.


İsmail Kartal’a atılan o su şişesi birkaç saniyede sahaya düştü. Fakat geride daha uzun süre tartışılacak bir soru bıraktı: Biz futbolu mu seviyoruz, yoksa yalnızca kazanmayı mı?


Cevap tribünde attığımız sloganlarda değil, puan kaybettiğimiz anda sergilediğimiz duruşta saklıdır.

Yorumlar


bottom of page