top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Zaman Çalmak da Bir Tür Fauldür!

Bir futbol maçı 90 dakika sürer deriz.


Oysa futbolu belirleyen yalnızca kronometrenin gösterdiği süre değildir. Maçın gerçek değeri, topun oyunda kaldığı süreyle ve iki takımın eşit koşullarda mücadele edebildiği anlarla ölçülür.

Hakemin düdüğüyle başlayan karşılaşmanın önemli bir bölümü taç atışlarını bekleyerek, ağır ağır kullanılan kale vuruşlarını izleyerek, gereğinden uzun süren oyuncu değişikliklerini seyrederek ya da en küçük temasta dakikalarca yerde kalan futbolcuların oyuna dönmesini bekleyerek geçer.


Böyle anlarda kaybedilen yalnızca zaman değildir. Futbolun akıcılığı, seyir zevki ve en önemlisi adalet duygusu da yavaş yavaş aşınır.


Bu nedenle FIFA'nın son yıllarda zaman kaybını azaltmaya yönelik yaptığı kural değişikliklerini yalnızca oyunu hızlandırma çabası olarak görmek eksik bir değerlendirmedir. Taç atışları, kale vuruşları ve oyuncu değişiklikleri gibi oyunun sık durduğu anlara ilişkin düzenlemeler ile sağlık ekibinin sahaya girmesi hâlinde oyuncunun kısa süre oyun dışında beklemesini öngören uygulamalar, ilk bakışta tempoyu artırmayı hedefliyor gibi görünse de asıl amaç çok daha temeldir: Oyunun adaletini korumak.


Bir futbol maçının en büyük rakibi çoğu zaman karşısındaki takım değil, kuralların etrafından dolaşarak elde edilmeye çalışılan haksız avantajdır. Bir taç atışını gereksiz yere geciktirmek, kale vuruşunu ağırdan almak ya da sakatlığı oyunu durdurmanın bir aracına dönüştürmek her zaman açık bir kural ihlali sayılmayabilir. Buna rağmen bu davranışlar, futbolun yazılı olmayan en temel ilkesini; her iki takımın da eşit koşullarda mücadele etme hakkını zedeler.


Futbol yalnızca kurallarla oynanmaz. Oyunun özünde adaleti, eşit mücadeleyi ve rakibe saygıyı esas alan bir fair play anlayışı vardır. Kurallar oyunun sınırlarını belirler; fair play ise o kurallara anlam kazandırır.


FIFA'nın son düzenlemeleri de bu anlayışı güçlendirmeyi amaçlıyor. Amaç, kazananın zamanı en iyi tüketen değil, futbolu en iyi oynayan takım olmasıdır. Oyunun hızlanması bu yaklaşımın doğal sonucudur; asıl hedef ise adaletin korunmasıdır.


Ne var ki uzun yıllar boyunca futbol kültüründe zaman geçirmek "tecrübe", hakemi aldatmak "uyanıklık", oyunun ritmini bozmak ise "maçın gereği" olarak görüldü. Oysa bunların hiçbiri futbol becerisi değildir. Bunlar rakibin oynama hakkından çalınan dakikalardır.


Yeni kurallar bu nedenle yalnızca hakemlere değil, futbol kültürüne de güçlü bir mesaj veriyor: Kurnazlıkla elde edilen avantaj, futbolun ruhuyla bağdaşmaz.


Belki de artık kendimize farklı bir soru sormanın zamanı gelmiştir: Futbolu gerçekten daha iyi mi oynuyoruz, yoksa yalnızca zamanı daha ustaca mı tüketiyoruz?


Bu soruya verilecek cevap, futbol anlayışımızın da özeti olacaktır.


Sonuçta futbol yalnızca gol atarak kazanılan bir oyun değildir. Rakibin de oynama hakkına saygı gösterildiğinde gerçek anlamını bulan bir mücadeledir.


Topu rakibinizden çalabilirsiniz...Maçı da kazanabilirsiniz.


Ama zamanı çalmaya başladığınız anda yalnızca rakibinizden değil, futbolun kendisinden de çalmış olursunuz.


Bu yüzden zaman çalmak da bir fauldür.

Yorumlar


bottom of page