Galat-ı Meşhur, Futbolun Lügatından Evlâdır

“Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evlâdır.”
Eskiler ne güzel söylemiş…
Halk arasında yaygınlaşıp benimsenen bir söz, bazen sözlükteki doğru biçiminden daha güçlüdür. Çünkü dil yalnızca kitaplarda değil, insanların ağzında yaşar. Zaman kelimeleri değiştirir, anlamları genişletir; dünün yanlışı, bakarsınız bugünün doğrusuna dönüşür.
Yarın Galatasaray–Fenerbahçe derbisi var. Bir haftadır konuşuyoruz, geriliyoruz, tahminler yapıyoruz. Maç günü de ayrı, maç sonu da… Sonuca göre tansiyonun daha da yükseleceği muhakkak.
Gelin, bugün bütün bunlara kısa bir ara verelim. Maçı değil, futbolun dilini konuşalım. Hem düşünelim hem gülelim. Belki futbolun lügatine biz de birkaç kelime ekleriz.
Çünkü futbolun kendine has bir dili vardır. Üstelik bu dil, sözlüklerden biraz daha pervasızdır. Bir ifade tutmuşsa kimse kelimenin nüfus kaydını sormaz.
Mesela:
“Adam eksiltti.”
Kimse eksilmedi. Sahada hâlâ 22 futbolcu var. Ama biri rakibini geçince futbol dünyası buna adam eksiltmek diyor.
Sanki futbolcu değil, insan kaynakları departmanı çalışıyor.
“Kilit açtı.”
Sahada kilit de yok, anahtar da. Ama bir pas, bir çalım, bir şut rakibin kapalı savunmasını çözüyor. Bazen anahtara bile gerek kalmıyor; savunma kapıyı açık bırakıyor.
“Maçı kopardı.”
Maçın ipi yok. Ama skor öyle bir hâle geliyor ki rakibin geri dönme ihtimali kopup gidiyor. Ardından rakip takımın morali, oyun düzeni ve basın toplantısındaki cümleleri de birbirinden ayrılıyor.
“Topu dinlendirdi.”
Topun yorulduğunu hiç görmedik. Ama takım tempoyu düşürüp pas yaparak oyunu kontrol ediyor. Top dinleniyor mu bilinmez; tribündeki taraftarın sabrı sınanıyor, orası kesin.
İşte futbolun lügatı böyle oluşuyor: Kelimeler biraz eğilip bükülüyor, biraz abartılıyor, sonra da herkesin anlayacağı bir anlam kazanıyor.
Bir yorumcunun kullandığı ifade, ertesi gün başka bir yorumcunun ağzına yerleşiyor. Önce yorum, sonra klişe, ardından futbol jargonu…
Derken lügat.
Futbolda bazen teknik olarak yanlış bir ifade, anlatmak istediğini öyle iyi anlatıyor ki kimse doğrusunu aramıyor.
Anlaşılıyorsa doğrudur; herkes kullanıyorsa artık tartışmaya gerek yoktur.
Fakat futbolun dili yalnızca oyunu anlatmaz. Bazen gerçeği, incelikli cümlelerin arkasına da saklar.
Mesela başarısız bir teknik adamın hikâyesi…
Halk der ki:
“Hoca gönderildi.”
Kulüp açıklar:
“Karşılıklı anlaşarak yollarımızı ayırdık.”
Teknik adam söyler:
“İstifa ettim.”
Basın yazar:
“Teknik direktörle yollar ayrıldı.”
Cümleler farklı, sonuç aynı: Hoca artık takımın başında değil.
“Karşılıklı anlaşarak yollarımızı ayırdık” ise futbolun diplomasi alanındaki en başarılı icatlarından biridir.
Bazen kararı bir taraf verir, diğer taraf kararı kendisine nasıl bildireceklerini bekler. Yollar ayrılır ama kavşakta tek araç vardır.
Hoca gitmiştir; kulübün açıklaması ise dimdik ayaktadır.
Futbolun zarafeti de burada: Sonucu değiştiremiyorsanız, hiç değilse onu anlatan cümleyi değiştirebilirsiniz.
Gelelim yarınki derbiye…
Son düdüğün ardından futbolun başka bir sözlüğü açılacak.
Kazanan:
“Gereğini yaptı.”
Kaybeden:
“Şanssızdı.”
Beraberlik:
“İki takım da kazanabilirdi.”
Hakem:
“Maçın önüne geçti.”
Kazanan teknik adam:
“Doğru hamleleri yaptı.”
Kaybeden teknik adam:
“Planı vardı ama…”
Bir de şu unutulmaz cümle:
“Aslında oyunun kontrolü bizdeydi.”
Skor tabelası başka şey söylüyordur ama olsun. Futbolda oyunun kontrolü sizde olabilir; maçın sonucu rakipte.
İşte bu yüzden 90 dakikalık maç, ertesi gün 900 dakikalık yorum malzemesine dönüşür. Pozisyonlar tekrar izlenir, hakem kararları kare kare incelenir, teknik adamların tercihleri masaya yatırılır. Herkes maçın neden kazanıldığını ya da kaybedildiğini anlatır. Elbette kendi penceresinden.
Çünkü futbolda herkesin bir fikri vardır. Bir tek skor tabelasının fikri değişmez.
Yorum değişir, taktik değişir, teknik adam değişir. Ama tabeladaki sonuç, bütün kelime oyunlarının dışında kalır.
Belki de futbolun güzelliği burada. Her hafta yeni bir hikâye, yeni bir kahraman, yeni bir mağlup ve mutlaka yeni bir bahane çıkar. Futbol kendi sözlüğünü yazmayı sürdürür.
O hâlde derbi öncesinde biraz sakinleşelim. Bütün hafta gerildik zaten. Bugün biraz düşünelim, biraz gülelim. Çünkü futbol yalnızca 90 dakika değil; bazen bir adam eksiltmek, bazen kilit açmak, bazen de karşılıklı anlaşarak yolları ayırmaktır.
Yarın kazanan kendi doğrusunu, kaybeden kendi galatını anlatacak. Maç bittikten sonra ise hepimiz günlük hayatımıza döneceğiz.
Ta ki bir sonraki maça kadar…
Eskilerin sözüne dönersek:
“Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evlâdır.”
Futbolda da öyle. Kazandıysanız nasıl kazandığınızın hikâyesini anlatmak kolaydır. Kaybettiyseniz kelimeleri biraz daha özenle seçmeniz gerekir.
Ve sonunda o meşhur cümle gelir:
“Önümüzdeki maçlara bakacağız.”





















Yorumlar