Fenerbahçe'de Kriz Yönetimi
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 21 Ara 2020
- 2 dakikada okunur
Ligde son altı maçta aldığı dört mağlubiyetle büyük bir düşüş yaşayan, önemli transferler sonrası oluşan geniş kadro yapısına rağmen Fenerbahçe ilgi çekmeyen oyun oynamaya devam ediyor. Bu oyun içinde oyuncularını verimli kılamıyor. Ne oyunun kalitesini, ne de mevcut oyuncularının kalitesini artırabiliyor.
Oyun planının etkisiz olması Sosa, Pelkas ve Perotti gibi oyunun gidişatını değiştirecek oyuncuları yetenek, kapasite ve becerilerini kullan(a)madığı bilinçsiz bir mücadeleye mahkûm ediyor.
Savunma (ön alanda yok gibi) hattı çok geride kuruluyor. Zamanlama ve pozisyon hatası çok yapıyorlar. Özellikle Tisserand, Lemos ve Serdar uyumsuz, riskli, dağınık ve dikkatsiz (geriye de bir şey kalmıyor ya!) oynuyor.
Takım uyumlu olmadığı için doğru ve hızlı paslarla geçiş oyunu oynayamıyor.
Orta saha oyuna sahip çıkan özgüvenli lider oyuncu olmayınca takım çabuk dağılıyor. Rakibini bunaltacak kompakt oyun kurulamadığı için takım bütünlüğü bozuluyor.
Kadro genişliği olmasına rağmen oyuna cesur, etkili ve sonuç getirici hamleler yap(a)mıyor.
Bunun yanı sıra, kriz bir takımın en zayıf halkasını açığa çıkarıyor. Caner’in oynamadığı zaman somurtması oynadığı maçlarda sürekli hakeme itiraz etmesi, Sosa’nın oyuna ağırlığını koyamaması, Serdar Aziz’in kasıtlı sertlikle oynaması, Pelkas’ın hocasına sert tepkisi, Mert Hakan’ın gerginliği ve tribüne bakıp ‘ama bittim abi ya’ diye şikâyet etmesi iyi mesajlar değil.
Bu süreçte, Erol Bulut takım yönetimi ve organizasyonu konusunda kötü bir sınav veriyor. Takımın ‘neden’ kötü sonuçlar aldığı tahmin ediliyor ama bu sorunları ‘nasıl’ çözeceği konusunda sürekli toplantı yaptıklarını ifade ediyor.
Konuşmak, fikir almak, paylaşmak, iş birliği demokratik yönetim tarzın etkili bir yöntemi olarak sorumlulukların paylaşılmasında ve sorunların çözülmesinde olması gereken bir yöntem olarak kabul edilebilir.
Takım organizasyonundaki sorunlara doğru teşhis konulabilmesi için müsabaka analizi, oyuncuların performans değerleri, takım içi iletişim, psikolojik sağlamlık, zihinsel dayanıklılık gibi bedensel ve zihinsel konular (doğru kişilerle, doğru yer ve zamanda) enine boyuna düşünme ve tartışmayı gerektirir. Ancak kriz durumlarında (sezon içerisinde karşılaşması normal olan bir durumdur) bu görüşmelerden doğru çıkarımlar sağlanması, takımın güçlü kalabilmesi ve krizin en az hasarla atlatılabilmesi için bir lider olarak teknik direktörün ‘ne’ yapması gerektiğine karar vermesi ve kararlarını cesaretle uygulaması gerekir.
Bu tarz seri mağlubiyetlerde bozulan iş nerede kalmışsa teknik kadro otorite, disiplin ve iradesini ortaya koyarak düzeltmeye oradan başlamalıdır.
Su almaya bağlayan bir gemide kaptan toplantı yapmaz, karar alma sorumluluğunu üstlenir, yetki merkezileşir ve sadece emir verir. Bu kaptanın en belirgin özeliğidir. Eğer gemi kurtarılacaksa, herkesin emirlere uyması, ne yapacağını, nereye gideceğini bilmesi gerekir ve bunlar "katılım" veya tartışma olmaksızın yapılır.
Kriz zamanlarında karar alma grubu küçüleceğinden tek çare çözüm odaklı ve hızlı düşünmektir. Erol Bulut’un bu süreçte (korku, güvensizlik, aşırı tepki, öz savunma, suçlama vb.) duygularını kontrol ederek sergileyeceği yönetsel beceriler takımı zihinsel çöküşten ve dağılmaktan kurtarır. Krizin en az hasarla atlatılmasına yardımcı olur.




















Yorumlar