top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Federasyon Başkanının Açıklamaları ve Ötesi

Türkiye milli takımının dünya kupasındaki iki karşılaşma sonucunda eve dönecek olması sonrasında başlayan tartışma, bitecek gibi gözükmüyor. Hatta ‘bu pilav daha çok su kaldırır’ deyiminde olduğu gibi daha çok bu tartışmaları dinlemeyi sürdürürüz. Peki olay nasıl başladı?


Fatih Terim’in Avustralya maçı sonrasında yaptığı açıklamalarda şöyle diyordu: "Dünya Kupası'nda biraz daha toleranslı, hataları görmeye, hazırlayan olalım. Öldürmeyin ya. O çocuklara, hocaya, federasyona ve orada bizi destekleyenlere moral olmamız lazım. Onlar bizim canlarımız. Üzülmeyi, sevinmeyi turnuvadan sonraya bırakmalıyız. Hatta hesap sormayı da”. Bu sözleri üzerine alınan futbol federasyonu başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu ise kameralar karşısına geçerek şu sözlerle yanıt veriyordu: “Yani kimden hesap soracaksın? Bu Fatih Terim duruşuna, o bilgeliğine yakışmadı. Kimden, çocuklardan mı, teknik kadrodan mı, yönetimden mi, başkandan mı hesap soracaksınız? Bari söyleyin de hazırlık yapsın, o hesap verecek... Burası hesap sorma, hesap verme yeri değil. Onun için hiç yakıştıramadım kendisine.”


Olay tabii ki burada kalmadı ve bu kez Fatih Hoca ikinci maçın ardından bir kez daha kameralar karşısına geçti ve şöyle söyledi: “Konunun içine girmek istemiyorum. Ne dendiği çok açık. Benim söylediklerimi tüm ulus, yüzde 99 da değil, yüzde 100 doğru anlamış. Ben 55-56 senedir Türk futbolunun içerisindeyim. Çok şükür tam da merkezindeyim.Yarım asırlık bir külliyattan bahsediyoruz. Kolay değil. Biz Türk futbolunun sorunlarına kafa yoralım. Rica ediyorum. Buralarda zaman kaybetmeyelim. Daha büyük bir şeyden bahsediyorum ben. Geçelim buraları”.


Federasyon başkanı bir kez daha yanıt verdi ve bu kez kimsenin beklemediği bir şekilde adalet bakanını göreve çağırdı: “Kendisi Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle Adalet Bakanı olarak görevlendirildi ve bu ülkeye üstün hizmetleri olacağına inanıyorum. Elbette yorum yapacağız, yazacağız, çizeceğiz ama ahlak sınırlarını aşmayacağız. Kendisinden özellikle istirhamım, dünyadaki örneklerine baksınlar, böyle bir rezillik dünyanın hangi ülkesinde var.


Toplumun ahlak çöküntüsünü önlemek ve futbolun kalkınmasını istiyorsak bu artık elzem oldu. Dünyanın hiçbir yerinde ahlak sınırlarını aşan insanlar topluluğu yok. İnanıyorum ki bu çalışmayı sayın bakanımız hemen başlatır.”

Bunun yanı sıra yine geçmişte olduğu gibi gerek kendisinin gerekse de milli takım teknik direktörü ve oyuncularını öven ifadelerini kullanmayı sürdürmüş olduğunu da gördük: “Bu takımın hocasına da sahip çıkacağız, oyuncularına da sahip çıkacağız.


Burası bir kulüp değil. Kulüp takımlarında da baktığınız zaman da devamlılık olmadığından dolayı başarısızlıklar geliyor. Siz buradan 15 tane futbolcuyu gönderip yerine 15 futbolcu alamazsınız. Hocayı gönderip yerine hoca alamazsınız. Başkanı gönderip yerine başkan alamazsınız. Onun için biz oyuncularımıza sahip çıkıyoruz. İki gündür yazıyorlar, hocaların isimlerini de yazıyorlar. Ama bizim karakterimizi bilenler şunu iyi bilir ki biz yolda yürüdüklerimizi, yolda bulduklarımızla asla değişmeyiz. Eğer iki senede bu başarıları bu hoca, bu çocuklarla beraber başardıysa onlara sahip çıkacağız, aziz Türk milleti de sahip çıkacak. Ondan sonra yine aynı başarıları yine bu çocuklar bize yaşatacak…


Bu kadar özveriyle takımına sahip çıkan 85 milyon insanı başarı yakalayarak sevindirmek isterdik. Ama her şerde hayır vardır, her hayırda da bir şer vardır; Cenab-ı Allah nasip etmedi. Buradan öncelikle futbolculara teşekkür ediyorum. Buralara bizi taşıyan onlar, Avrupa Şampiyonası'nda çeyrek final oynayan onlar, UEFA Uluslar A Ligi'ne çıkaran onlar, 24 senenin ardından Dünya Kupası'na taşıyan da onlar ve başlarındaki Montella hocamız. Onlara da teşekkür ediyorum…Ben kalbiyle dili bir olan bir insarım. Arkamda bagajım o yüzden böyle konuşurum. Anlamadığım konuşmalara gelince, kalbindekini diline yansıtamayanlar ancak sinsice konuşmaların arasında cümleleri sokarlar. Sırtındaki bagajın ağırlığının altında ezilenler, kalbindekini diliyle söyleyemeyenler, eliyle cevap verirler. Kalbimizden geleni dilimizden söylemeye devam edeceğiz.”


Neyi nasıl alıp konuşacağımızı bile kendisi belirlemek isteyen bir federasyon başkanımız var maşallah. Öte yandan aynı kişinin tıpkı bundan önceki konuşmalarında olduğu üzere bir yerlere mesaj verme adına konuşmasının içerisine kelimeler serpiştirdiğini görmeyi sürdürüyoruz. Ama en ilgi çekici olan kısım ise şu sözlerle birlikte Adalet Bakanı sayın Akın Gürlek’in göreve çağrıldığı kısımlar olduğu kesin. “Olumlu ve yapıcı yorumların başımızın üzerinde yeri var. Bizim onlara saygımız var ve futbolcunun da teknik kadronun da profesyonel çalışanların da herkesin saygı duyma zorunluluğu var. Çünkü onun faydası olur. Ama ahlak dışına çıkıp da hakarete varan cümleler kullanıp, bizim çocuklara başka çocuk adı takmaya gidecek kadar ahlaksızlaşan bu insanların hizmet ettiklerini 80 milyonun takdirine sunuyorum.


Bizim milletimiz de zaten onları anlıyordur. Biz çocuklarımıza sahip çıkacağız. Nasıl iki sene içerisinde sırasıyla başarıları yaşattılarsa, bundan sonra da o başarıları bu millete yaşatacaklardır inşallah”. Hakarete varan cümleler söz konusuysa eğer bunun yolunun hakaret davası açmaktan geçeceğini söylemeye bile gerek yok! Ancak ahlak kavramı üzerinden bir tartışma başlatacaksanız eğer işte orada işler değişmeye başlar. Kendisinin dünyanın hangi ülkesinde böyle bir durum söz konusudur dediği yerde şu sözün muhatabı olması kaçınılmaz bir hal alıverir: ‘Dünyanın hangi ülkesinde ben gelinceye kadar hakemleri kilitleyin ve çıkmalarına müsaade etmeyin’ diyebilen bir kulüp başkanı futbol federasyonu başkanlığı yapabilir? Dünyanın hiçbir yerinde ahlak sınırlarını aşan insanlar topluluğu yok cümlesi üzerinden yasal düzenleme istemek kabul edilebilir bir anlayış değildir! Neye göre ahlak sınırlarını aşıyorlar veya sizin istediğiniz sözleri söylemediği zamanlarda insanlar ahlaksız mı olmuş oluyorlar? Hangisi üzerinden yürüyeceğiz ve toplum denilen kavramın birlikte yaşama ve kuralları oluşturma durumu söz konusu olduğunda buna kim/kimler karar verecekler?

Aslında bu anlayışın futbol alanında yaşananlar sonrasında ortalığa saçılmış olmasına bakmayın olay sadece futbola ilişkin de değil.


Tüm toplumu ilgilendiren derin bir kırılma döneminin içerisinde yaşıyoruz ve birileri inatla ve ısrarla kendi doğrularının yegâne doğru ve gerçek olduğu konusunda ellerinde tutmuş oldukları medya gücüyle de yargı dağıtmaya kalkıyorlar. Bu tartışma bugünün sorunu değil ve tıpkı geçmişte olduğu gibi yarınlarda da sürecek. Ama bu tartışmanın bize gösterdiği çok ama çok mühim bir gerçeklikle karşı karşıyayız ki ahlak denilen kavramın içeriğini yeniden tartışmaya açmak durumundayız. Öyle söylendiği gibi dinsel bir yapının şekillendirdiği ahlakla iş bitmiyor! Veyahut burası tıpkı geçmişte kullanılmış olduğu gibi alnı secdeye değenlerden zarar gelmez sözlerinde olduğu üzere yaşadıklarımızı ortadan kaldırmıyor.


Federasyon başkanının sözleri, milli takımın yaşadığı hayal kırıklığının üzerinin örtülmesine yol açmıyor hatta tam aksine daha da öfkeli bir topluluğun oluşmasına yol açıyor. Takımımızın turnuvaya renk katmadığı ve başarılı olmadığı açıkken geçmiş üzerinden güzellemeler yapmanın bir karşılığı da olmuyor. Keşke başkan bütün bu söylemler yerine sadece üzgünüz diyebilmiş olsaydı. İstatistiksel sonuçlarla veyahut oynanan oyunu dinsel motiflere, kadere bağlayarak sözlerini sürdürmeseydi. Futbola dair söylemler geliştiremediğiniz her ortamda futbolun siyasetin altında daha fazla ezilmesine vesile oluyorsunuz ve zarar veriyorsunuz.


Abartılı söylemlerden gelmiş olduğumuz yerin abartılı eleştiriler olması ne yazık ki kaçınılmaz bir sondur. Bu ülkenin futbol tahayyülünü geliştiremediğimiz müddetçe futbolu değil onun etrafındakiler üzerinden yarattığımız kakafoni altında ezilmeye devam ederken futbolun, siyasetin arka bahçesi haline dönüşmesine de katkı vermeyi sürdüreceğiz gibi duruyor, siz ne dersiniz?



Yorumlar


bottom of page