Kutsallaştırılan Mağlubiyet, Rasyonelleştirilmeyen Başarı
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 1 gün önce
- 2 dakikada okunur

Uluslararası spor turnuvaları öncesinde, özellikle milli takım etrafında yoğunlaşan toplumsal beklenti ve duygusal mobilizasyon dikkat çekmektedir.
Bu süreçlerde milyonlarca insanın dua ettiği, sosyal medya platformlarında ise zaman zaman sportif başarının belirli dini pratiklerle doğrudan ilişkilendirildiği görülmektedir. Bazı söylemlerde, belirli duaların veya surelerin okunmasının maç sonucunu doğrudan etkileyebileceği yönünde yorumlara da rastlanmaktadır.
Bu tür yaklaşımlar, inanç ve ibadet pratiklerinin toplumsal motivasyon üzerindeki etkisi bağlamında değerlendirilebilirse de spor başarısının nedenselliğini açıklama iddiası taşıdığında epistemolojik bir sorun alanı doğurmaktadır. Zira sportif başarı, çok faktörlü bir yapıya sahip olup, yalnızca metafizik açıklamalarla izah edilebilecek bir olgu değildir.
Bir futbol takımının uluslararası düzeyde başarı elde etmesi; kurumsal yönetim kalitesi, teknik kadro yeterliliği, altyapı sistemlerinin sürdürülebilirliği, oyuncu seçimi, fiziksel ve taktiksel hazırlık süreçleri ile rakip analizlerinin doğruluğu gibi çok boyutlu değişkenlere bağlıdır. Bu bağlamda, hazırlık süreçlerinden bağımsız olarak başarı beklentisi rasyonel bir değerlendirme olarak kabul edilmemektedir.
Dua ise İslam inancında sonuçları mekanik biçimde belirleyen bir nedensellik unsuru olarak değil, bireyin psikolojik dayanıklılığını güçlendiren, moral ve motivasyon sağlayan bir ibadet biçimi olarak konumlanmaktadır.
Bununla birlikte, toplumsal söylem düzeyinde zaman zaman dini kavramların sportif başarı ile doğrudan ve nedensel bir ilişki içinde sunulduğu gözlemlenmektedir.
Özellikle belirli grupların duaları üzerinden galibiyetin garanti edildiği veya kayıpların dini eksikliklerle açıklandığı yaklaşımlar, dinî kavramların bağlam dışı kullanımına örnek teşkil etmektedir.
Bu yönüyle dua, İslam inancında yalnızca psikolojik rahatlama sağlayan bir uygulama, sebepleri ortadan kaldıran veya onları gereksiz kılan mekanik bir güç değildir. Allah’ın dilemesiyle fiilî sebepler yanında ilahî rahmete vesile olabilen bir ibadettir.
Bu noktada, dinî kavramların anlam alanlarının doğru belirlenmesi ve popüler kültür içerisinde indirgemeci yorumlardan korunması önem arz etmektedir. Tevekkül, dua, emek ve ilahi yardım gibi kavramlar arasındaki epistemolojik sınırların netleştirilmesi hem dinî düşünce açısından hem de toplumsal algı bakımından açıklayıcı bir işlev görecektir.
İlahi yardımın belirli bir takım, millet veya sembolik aidiyet üzerinden tanımlanması ise Kur’an’ın genel ilkesel çerçevesi ile uyumlu değildir.
İlahi yardımın ontolojik temeli, kolektif aidiyetlerden ziyade etik niteliklere dayandırılmaktadır.
Sonuç olarak, Allah'ın yardımını bir taraftarlık ilişkisi gibi düşünmek yerine, ilahi iradenin bütün tarafları kuşattığı söylenebilir.
Dini inanç ve pratikler ile sportif sonuçlar arasında doğrudan ve nedensel bir ilişki kurmak, İslam inancına göre dua ve tevekkül, fiilî sebepleri ortadan kaldıran değil; onları tamamlayan kulluk bilincidir. Bu sebeple sportif sonuçları yalnızca belirli dualara veya sembolik dinî pratiklere bağlamak hem sünnetullah ilkesini hem de İslam’ın sebep-sonuç anlayışını eksik yorumlamak olur.




















Yorumlar