Sporda demokrasi
- Ömer GÜRSOY

- 26 Ağu 2011
- 2 dakikada okunur
Büyük yapı ve kadro değişimi ile son günlerin en dikkat çekici kurumu Gençlik ve Spor Bakanlığı.
Kurum içinden dört Genel Müdürlük çıktı. Bunların en dikkat çekeni, Gençlik Genel Müdürlüğü’nün kurulması ve devletin sporla ilgili işlerinin artık Spor Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek olması.
Kısa sürede Bakan’dan başlayarak, yardımcısı, müsteşarı ve onun da yardımcıları ile yukardan aşağıya olmak üzere bir yapılanma gerçekleştirildi.
Bu şablona baktığımızda yıllarca savunduğum “devletten bağımsız spor olmaz” ilkesi çerçevesinde merkeziyetçilik ayağı tamamlanmış oldu.
Zaten hangi spor yönetim modeli olursa olsun vazgeçilmez iki temel ilkeden birisi “merkezcilik”tir, diğer ve daha önemli ilke ise “demokrasi”dir.
Merkeziyetçi yapılar bir günde yasa değişiklikleri oluşturulur. Ama demokratik örgütlenme için doğru bir felsefeniz olması gerek. Bu iki ilke değişmezdir, değişen koşullar ilkelerin özünü değil, aralarındaki dengenin nasıl olacağını etkiler.
Örneğin sporda, binlerce amatör sporcuya Türkiye’nin her yerinde spor yaptıran ülkemizin en önemli, etkin yapılarından biri olan Amatör Spor Konfederasyonu’nun “sahayı çok iyi bilen” Başkanı Mehmet Baykan’ın yeni kurulan Spor Genel Müdürlüğü’nün başına atanması, demokratik merkeziyetçilik adına çok iyi bir örnek olmuştur.
Bu sistem neden ‘merkezci’ olmalıdır?
Çünkü, spor, yalnızca “çağın en önemli toplumsal güçlerinden biri” durumuna gelmekle kalmamış, kulüpleri ve yerel yönetimleri çoktan, tek tek devletleri de giderek aşan ve daha şimdiden hükümetler arası dayanışma-işbirliğinin “gizli” örgütsel örneklerini vermeye başlayan bir “ekonomik-toplumsal ödev” durumuna gelmiştir. Kısacası ‘merkezcilik’ akılcı örgütlenmenin vazgeçilmez, kaçınılmaz gereğidir.
Sporun bir kamu hizmeti olması, kamu hizmetlerinin etkin akılcı ve topluma yarar sağlayan en yaklaştırıcı biçimde kitleye dönüştürülmesi zorunluluğunu doğurur. Pekiyi, yukarıdan aşağıya örgütlenen devlet ile aşağıdan yukarıya örgütlenen sporcu-kulüp- federasyonlar arasındaki hiyerarşi nasıl kurulacaktır?
“Spor yaptırma” hiyerarşisinin (federasyonlar) “sporun maddi ortamını hazırlama” hiyerarşisi (devlet) karşısındaki bağımsızlığını ilkece savunduktan sonra devlete “spor işlerine karışma ve spor örgütüne nüfuz etme” yetkisinin verileceği de açıktır.
Nisan ayında “Spor Bakanlığı” başlıklı yazımda da belirttiğim gibi, ne kadar mükemmel bir “ulusal spor yönetim” modeli kurarsak kuralım mutlaka bir yol haritasına mutlaka bir “spor planına” ihtiyaç duyacağız. “Yönetim yapımızı değiştirdiğimizde sorunlarına da çözüm buluruz” demek reformu eksik bırakmaktır. Bu nedenle en az 10 yıllık spor planı ile spor yönetiminde yapılacak değişikliklerin eş zamanlı yürürlüğe girmesi daha sağlıklı olanıdır.
İster Spor Yüksek Kurumu olsun, ister Spor Bakanlığı, isterse de Spor Bakanlığı altında Müsteşarlık olsun spor politikası olmadan başarılı olma şansı yoktur.
Burada sadece bir örnek vermek istiyorum: Yıllardır okul-spor ikilemi arasına sıkışmış 17 milyon öğrencinin sorunlarının çözüm yeri yine askıya bırakıldı. Hâlbuki spor politikasından kastettiğim, hükümetin bu konuda bir tercih yapması ve bu sorumluluğu ve yetkiyi yasayla Spor Bakanlığına vermesi gerekirdi, tabii bir de en az dört saat beden eğitimi kararını da ekleyerek.
Spor teşkilatında ardı ardına yaşanan değişikliklerin sadece isimler üzerinde kalmamasını diliyorum.






















Yorumlar