Padel İstanbul’da Sahne Almaya Hazırlanıyor
- Ömer GÜRSOY

- 19 Mar
- 2 dakikada okunur

Padel uzun süredir dünya genelinde hızla yükselen bir spor dalı.
Özellikle Avrupa ve Orta Doğu’da esen bu güçlü rüzgârın, coğrafi olarak iki bölgenin kesişim noktasında yer alan Türkiye’yi etkilememesi zaten düşünülemezdi. Daha açık bir ifadeyle; Avrupa ve Orta Doğu’yu kasıp kavuran padel rüzgârının tam ortasında duran Türkiye, iklimi, tesisleşme potansiyeli ve stratejik konumuyla bu iki coğrafyayı padel diplomasisi üzerinden buluşturabilecek belki de en kritik ülke. Doğru adımlar atılırsa, Türkiye’nin bu oyunda sadece yer alan değil, oyunu kuran ülkelerden biri olması işten bile değil…
Daha önceki yazılarımda da vurguladığım gibi, padelin çok branşlı organizasyonlarda yer alması bu sporun geleceği açısından kritik önemde. 2023 Krakow Avrupa Oyunları’nda yer bulan padelin, 2027’de İstanbul’da düzenlenecek Avrupa Oyunları programında olmaması zaten büyük bir eksiklik olurdu. Beklenen haber geldi ve Uluslararası Padel Federasyonu’nun girişimleri ile Avrupa Olimpiyat Komiteleri padelin oyunlara dahil edildiğini duyurdu.
Olimpiyat Yolunda Stratejik Bir Adım
Bu sürecin arkasında ise önemli bir diplomasi trafiği bulunuyor. Ev sahibi ülkelerin branş seçimindeki etkisi düşünüldüğünde, Türkiye adına yürütülen temaslar belirleyici oldu. Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ve Bakan Yardımcısı Hamza Yerlikaya’nın desteğiyle birlikte, bu süreci yürüten ve aynı zamanda Avrupa Oyunları Hazırlık Düzenleme Kurulu CEO’su olan Spor Hizmetleri Genel Müdürü Veli Ozan Çakır’ın da katkısı dikkat çekiyor. Bu koordinasyon sayesinde padel, İstanbul’da sahne alma fırsatı yakaladı.
Türkiye, sadece bir ev sahibi değil; Avrupa ile Orta Doğu arasında padelin merkezi ve köprüsü olma potansiyeline de sahip..
Ayrıca bu gelişme yalnızca bir organizasyon programına eklenmekten ibaret de değil. Aynı zamanda padelin olimpik bir branş olma yolculuğunda önemli bir adım. 2028 veya 2032 Olimpiyat Oyunları hedefi açısından bakıldığında, İstanbul’da atılacak bu adımın ciddi bir referans oluşturacağı açık.
Öte yandan padelin yükselişi bununla da sınırlı değil. 2026’da düzenlenecek Akdeniz Oyunları’nda yer alacak olması ve ilerleyen organizasyonlar için de girişimlerin sürmesi, sporun kalıcı bir ivme yakaladığını gösteriyor. Üniversite spor organizasyonlarında da yer bulmaya başlaması, tabana yayılma açısından ayrıca değerli.
Bu noktada dikkat çeken bir diğer unsur ise sürecin gösterişten uzak ama etkili bir şekilde yönetilmesi. Bazen en büyük katkılar, görünmeyen ama sistemi ayakta tutan boşluklar gibi çalışır. Küçük ama doğru dokunuşlar, büyük sonuçların önünü açar.
Artık önümüzde yeni bir sorumluluk var: Bu uluslararası gelişmeleri ülke içinde sürdürülebilir bir yapıya dönüştürmek. Sadece tesis sayısını artırmak değil, sporcu yetiştirme, antrenör eğitimi ve altyapı planlaması gibi konulara da odaklanmak gerekiyor.
Özetle, padelin olimpik yolculuğunda Türkiye de artık bir tuğla koymuş durumda. Bundan sonrası, bu fırsatı ne kadar doğru değerlendirebildiğimize bağlı olacak.





















Yorumlar