top of page
Varlık 2_4x_edited.png

OlimpiYAT!

Rio Olimpiyat oyunlarında hiçbir sistematik kurgusu olmayan ve “ekol” diye tarif edeceğimiz hiçbir kimlik değeri olmayan bir ülkenin spor algısı olan “anlık beklentiler” üzerine kurgulanmış duygusal reflekslerle sonuç bulmaya çalıştık.

 

Özetle;

42 farklı spor dalın 21’inde yarışmaya hak kazanabildiğimiz, şampiyona da, 1 altın, 3 gümüş, 4 bronz olmak üzere topladığı 8 madalyayla genel sıralamada 41'inci olduk.

***

Türkiye adına 17 ülkeden (ABD, Azerbaycan, Çin, Dağıstan, Etiyopya, Fransa, Güney Afrika, Gürcistan, Jamaika, Kenya, Küba,  Letonya, Rusya, Türkmenistan ve Ukrayna), 9 branş için devşirilen 29 sporcu yarıştı, 3’ ü madalya alabildiler.

Hatırlarsak; Avrupa şampiyonasında  da kaderimiz başkalarının elindeydi. İsveç ya da Belçika ya da İrlanda ya da Portekiz “bitti” demezse biz de “bitmedi” diyecektik. Neyse sonuç ne olursa olsun, kendimize dev aynasından değil, gerçeğin aynasından bakalım. Neredeyse Avrupa ülkelerinin yarısının katılacağı finallere Kazakistan Letonya’yı yenip “bitmedi” dediği için katılmıştık.

Gereğini yapacağım, çalışacağız, bir sonraki şampiyonaya gibi realiteden uzak “miş, mış” mantığı, nereden bakarsanız;  “tutarsızlık”, “sportif çıkar”, “fırsatçılık”, “saçmalık”, “saygısızlık” tan başka bir şey değil. Devşirme sporculara, Avrupa standartlarının üzerinde para ödemek… Bilgisizlik, beceriksizliğin köylü kurnazlığının daniskası… 

***

Federasyonlara aktarılan 2016 bütçesi, olimpiyat yılı dolayısıyla toplamda (tesis ödemeleri hariç) 258 milyon 300 bin TL ödemek yapılmış.  Federasyonlar bu bütçenin sadece %2’si eğitim, %5’i altyapıya harcanmış*, geriye kalan %95 “kılıfına uydurulmuş” harcamalar… Yani “gez, göz, arpacık” ve turnuvalar gözünden vuruldu! 

Avrupa futbol şampiyonasını hatırlarsak, Futbol federasyonunun davetlisi olarak 1000’e yakın kişinin “neden”, “niçin”, “neyi hak ederek” davetli olmaya hak kazandıklarının, bu güne kadar açıklanmaması da gösteriyor ki, turnuvalar da “yeme, içme, gezme ve eğlenme” önemli bir “motivasyon” aracı….

Türkiye’de spor değersizleştirilerek, taraftarlar aldatılarak yönetiliyor. İstisnaları bir kenara bırakırsak, Federasyonlarımız, kulüplerimiz kurumsal bir kimlikle değil, piyasa mantığı ile yönetiliyor. Menajer gibi çalışan, egosunu tatmin eden, reklam yapan, siyaset zemini oluşturan… Ne ararsan var.

Türk sporunun bu temel sorunlarına karşı uzun vadeli bir planlama, bir strateji, bir eğitim programı ve öngörünün oluşmamış olmasının en önemli nedenlerinden biri yıllardır “spora hizmet eden yöneticilerle, sporun hizmet ettiği yöneticiler” arasındaki büyük farkın hala anlaşılamamış olmasıdır.

***

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, spor yönetiminde birçok konuda olduğu gibi, antrenör ve sporcu yetiştirme sorununun nedenleri noktasında büyük bir kargaşa ve bilgi kirliliği yaşanmaktadır.

Başarısız olduğumuz her turnuva sonrası “çözüm” diye bilgisizliğin yürekliliğiyle konuştuğumuz “içi boş” söylem ve reel karşılıklarını analiz edersek;

“Genç bir nüfusumuz var…”,

Genç bir nüfusa sahip olmaktan çok,  genç nüfusu spora nasıl kanalize ettiğimiz önemlidir.

Hatırlarsak, Avrupa Futbol Şampiyonasında takım sayısı 24’e çıktığı için bu finallerde uygulanan statüye sığınıp belki de en iyi dördüncü üçüncü olarak son sıradan, üç milyonluk Arnavutluk’u geçerek...bir üst tura çıktık. Nereye? 330 binlik İzlanda’nın, 1,8 milyonluk Kuzey İrlanda’nın, 3 milyonluk Slovakya’nın olduğu yere…

“Yurdumuzun dört bir tarafı deniz, göl, nehir…”,

Ülkemizin her köşesi “deniz, göl veya nehir”  olmasına rağmen, su sporlarında başarısızıız.  Üç tarafın denizlerle kaplı bir ülke’de iyi yüzücü yetiştiremiyoruz, mantığı yanlış “denizde yüzücü yetişmez.

Suyu sevmiyoruz…  Denizde voleybol oynuyor,  Göl’de piknik yapıyor,  Nehir’de balık tutuyoruz.   “Yüzücü havuzdan çıkar”.   Yüzme kültürümüz yok.  Az sayıda Havuzda deve güreşi yapıyor, biribimizi batırmaya çalışıyoruz. Yani yüzmeyi  değil, suda oyun oynamayı , manzarayı ve balığı seviyoruz.  Suyu  sevmeyen bir ülkede, şampiyon yüzücü sporcular yetiştirmek, akıntıya kürek çekmekten başka bir şey değil.

“Beden eğitimi ders saatleri az…”,

Elit sporcu, Beden eğitimi derslerinden yetişmez!

Antrenman bilimine göre şampiyon bir sporcu yetiştirmek için en az 8 yıl ve 10.000 saat düzenli, planlı ve programlı antrenman zorunludur. Bu verilere beden eğitim ders müfredatı ile ulaşmak mümkün değil, üstelik beden eğitimi dersinin amacı elit sporcu yetiştirmek değildir.

“Avrupa standartlarının üstünde stadyumlarımız var…”

Tesislerin planlaması yapılırken  yaş grupları ve performans düzeylerine ihtiyaçlar belirlenmelidir. Örneğin cimnastik branşına yeni başlayan bir sporcunun antrenman malzemeleri ile elit düzey bir sporcunun kullanacağı malzeme, antrenman saatleri, performans ölçümleri farklı olması gerektiğinden, çalışma alanlarının da ayrı dizayn edilmesi zorunludur.

Elit sporcu yetiştirmeye yönelik çalışmalar hukuksal, sosyal, eğitim ve kültürel boyutlarıyla uzun soluklu, sistemli ve tavizsiz olarak aile, okul ve federasyon bünyesinde ele alınmalıdır. İlk adım sportif yaşam bilinci geliştirilmeli ve spor kültürü olmalıdır.

*Bu konunun devamı için, Mehmet Arslan’ın  “1 madalyaya 258 milyon TL

” makalesi iki kez okunmaya değer. (21 09 2016 Hürriyet)

 
 
 

Yorumlar


bottom of page