top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Önce Kendimizle Yüzleşelim!

Bu ülkede erkekleri iki konuda eleştiremezsin: Birincisi futbol, ikincisi siyaset.


Hani işin bilgi boyutunu geçtim, söyleyecekleri şeylere itiraz edip, üstelik bilgi alanınız olmasına rağmen bir kelimelik bir şey söylesen kavga çıkar.


Bu ülkede bilgiyle kimsenin bir sorunu olmadığı için, cesurca fikir beyan etmek sanki zorunlu hâle geldi. Üstelik içi boşaltılmış kavramları süsleyerek sunmak, tamamen bir algı manipülasyonundan başka bir şey olmamaktadır. Son günlerde millî takım için yorum yapanların, millî forma giyerek eleştirilerde bulunmaları; bir kimlik beyanıyla birlikte, kendilerini haklı çıkarmak için milliyetçi bir söylem kullanarak had bildirmeleri oldukça revaçta. Ne yazık ki teknik analiz yapamamalarına rağmen manipülasyona yönelip durumdan vazife çıkartıyorlar.


Ama ülkedeki tüm sorunları pas geçerlerken, bu tavır aslında bir sisteme entegre olmalarından ve sistem tarafından beslendikleri için bir savunma mekanizması oluşturma zorunluluğundan başka bir şey değil. Popüler kültür insana istemediği şeyleri yaptırır.


Biraz durum tespiti yapalım ki nereye varacağımız belli olsun.


Süper Lig takımlarının borcu yaklaşık 100 milyar TL. Bunun 85 milyarı 4 büyük takımlara ait.

Borç artık özkaynaklarla karşılanacak durumda değil…


Her yıl bedelli sermaye artırımı yaparak insanlardan para toplayıp, tekrar transfere kaynak yaratıp yeniden borçlanıyorlar.


Bunun neye sebep olduğunu dert edecek bir taraftar veya millî takım formalı grup var mı?


Diğer bir konu: En önemli mevkilerde oyuncu yetişmediği gibi, yetişen oyuncular gelişim sürecini tamamlamayıp eksikliklerle üst seviyeye gelerek o rekabet ortamına girip mücadele ediyorlar. Barış, Kerem, Abdülkerim, Merih, İsmail, Samet, Eren… Kimi sayarsanız sayın, hepsi eksik altyapı eğitimiyle, sadece yarışmacı uygulamasıyla yetiştirildikleri için tüm eksiklikleriyle yukarıya geldiler. Ve bunlarla takım kurulup başarılı olunması isteniyor. Doğru pozisyon almak temel prensip olmasına rağmen, bunu kaçıran bir oyuncu kitlesiyle nasıl başarıyı istikrarlı hale getirilebilinir? Turnuva takım olabilmek, ancak 26 kişinin mevkilerinde aynı yetenekleriyle tamamlayıcı tüm donanımlara sahip olmasıyla oluşturulur. Ve hâlâ bu yüzden çok basit goller yiyoruz.


Bunları altyapılarda yetiştiren hocalar özeleştiri yapabiliyorlar mı?


Bu Montella’nın sorunu değil. O gider, sorun ise bizimle yaşamaya devam edecek.


Veya Arda Güler’i yetiştiren hocalar, Arda’nın neden bir sene Real Madrid’de altyapı eğitimi aldığı konusunda özeleştiri yapabiliyorlar mı?


Ama hepsi sosyal medyalarında yetiştirdikleri sandıkları oyuncular hakkında kendi çıkarları adına paylaşımlarda bulunabiliyorlar. Messi’yi, Ronaldo’yu, Pedri’yi, Yamal’ı yetiştirenler ortalıkta görünmez; bu iş onların mecburiyeti ve doğruyu uygulamakla mükellef oldukları için, bu aynı zamanda onların ahlaki sorumluluklarıdır. Çünkü insan yetiştiriyorlar.


Peki, gelelim bizim yerel antrenörlerimize: ayrım yapmaksızın hepsine, bir ekolü ve sistem kurgusu olmayan ülkede, antrenörlerin donanımına kalmış futbolda, yıllarca bu ülkede futbola çok şey kattığını sandığımız antrenörlerin aslında sistemden nasıl beslendiğini ve futbola bir şey katmak yerine kendilerine katkıda bulundukları konusunda, taraflı tarafsız bir ortak noktada buluşup özeleştiri yapabiliyor muyuz?


Hiçbir futbol prensibi olmayan, hiçbir kültürel derinliği olmayan bir ülkede, futbola siyasi atamalarla yönetilmesi konusunda Süper Lig kulüpleri bir özeleştiri yapabildiler mi? İşte federasyon başkanları… Hepsini kulüpler onayladı!


Türkiye’de futbolun politik bir oyun olmasına rağmen bir tavır alındı mı?


Kulüp başkanlarının atandığı bir ülkede o takımın taraftarı bu konuda bir tavır ortaya koyabildi mi?


Kulüplere atanan antrenörler için taraftarlardan veya kulüp içinde bir tavır konulabildi mi? İşte en son Fenerbahçe örneği…


Ben Beşiktaşlıyım. Orkun’un en son maçta başlaması gerektiği konusunda Montella’yı eleştiririm. Ama benim önceliğim kulübün içinde bulunduğu kriz ve artık tıkanma noktasına gelen borç sarmalı… Bu konuda bir yüzleşme yaşanıyor mu? Ya da öncelik bakımından hangisi ön sırada? Yaz transferi, kış transferi ve yeniden yaz transferi üçlemesiyle artık elindeki özvarlıkları satar duruma gelmişken kim bunlara engel olabilecek? Bu kadar başarısızlığın sorumlusu yok mu? Hâlâ uçak mı karşılanacak?

Ülkenin tek çıkış yolunun altyapı işletme modelinin uygulamaya geçmesi dışında başka bir seçenek olmamasına rağmen, neden bu kadar büyük paralar harcanıyor ve ne için? Bu servet transferleri başarı üzerine olmadığına göre kimlere çalışılıyor? Bir buçuk takımlı ligde ne kovalanıyor ki?


Şampiyonlar Ligi’nde final oynayan takımımız var mı? Ya da her yıl Benfica ve Porto gibi milyonlarca avroluk transfer geliri mi elde ediliyor?

∗∗∗

Ve sonuç: Şimdi, uluslararası rekabet ortamında, bir stoper, bir santrafor bile yetiştiremeyen ülkede tek suçlu Montella mı? Bir topu üç hamlede kontrol eden millî takım oyuncusunun kaybettirdiği zamanın kıymetini kiminle tartışacaksın? Kimi bu sürecin mağlubiyete neden olan etkenlerden biri olduğunu anlatıp ikna edeceksin?


İki mağlubiyetin sorumlusu da Montella’dır. Belki de en büyük hatası son iki hazırlık maçındaki hatalara rağmen oyunculara çok güvenmesiydi. Bu onu kötü bir antrenör yapmaz.


Turnuvalarda en kısa zamanda ilk 11’i belirleyip sürece dahil olmak gerekir. Çok arayış dengeleri bozabilir. Montella bu riske girmeden süreci beraber götürdüğü takımla devam etmeyi tercih etti.


Orkun’un oynatmaması, değişiklikler, müdahaleler; bunlar tartışılabilir. Ama ekolü ve prensipleri olmayan bir ülkede, kendi ekolü çerçevesinde prensipleriyle kalıcı bir şey yapmaya çalışan bir antrenör vardı. Bu bizim için çok kıymetliydi. Bunu tekrar yakalamak çok zor.

Montella istifa etmeli ve gitmeli!


Fatih Terim, Şenol Güneş, Abdullah Avcı, Emre Belözoğlu… Evet, kendi kısır döngümüze dönelim

Yorumlar


bottom of page