top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Ofsayt Bilen Kadınlar


Erdem Göktürk’ün İletişim yayınlarından yeni çıkan kitabı Ofsayt Bilen Kadınlar Türkiye’de Kadın Futbolunun Tarihi başlığını taşıyor. Dünya kupası heyecanının devam ettiği şu günlerde üstelik A milli takımımızın yirmi dört yıl sonra katıldığı turnuvada futboldan çok tartışmalar sonrasında eve dönüşünün gerçekleştiği ve tartışmaların bitmediği günlerde zihin açıcı bir kitapla karşınızdayım. Aslında sevgili dostum Tanıl Bora’nın ‘kıymetli bir iş, sen de o kıymeti bileceksindir’ dediği eseri okuduğumda bir taraftan kadın futbolunun hem dünyadaki hem de ülkemizdeki yolculuğuna ilişkin bilgilerim tazelenmiş oldu. Bir diğer önemli nokta ise ülke futbolunun zaman içerisindeki yönetimsel boşluğun her daim var olduğunu yöneticilerin kadın futbolunun kurumsallaşamama yolculuğundaki katkıları ile bağlantılı düşünmeme yol açtı. Elimizde son derece kolay okunan ve bir sonraki sayfada yazılanları merak içinde bıraktığı için de elinizden bırakamadığınız bir çalışma var.


Birinci bölüm Zamane Kızları başlığını taşıyor ve modern futbolun doğduğu İngiltere’de 1863 yılında kurulan İngiliz Futbol Birliğine karşın “1869 yılında Harper’s Bazaar dergisinde yayımlanan bir çizim, ilk dönemlerden itibaren kadınların da futbola ilgisi olduğunu göstermektedir. ‘Zamane Kızları Top Oynuyor’ başlıklı sayfada şık giyimli kadınlar futbol oynamaktadır” (s.15). Bu bölümde kadın futbolunun yükselişe geçmesiyle birlikte yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde yaygınlık kazanması ve bu durumun erkek futbol birliğinin işine gelmediği üzerinde duruluyor. “Futbolun en kuvvetli federasyonu olarak görülen İngiliz Futbol Birliğinin yasaklaması, Avrupa’da da kadın futbolunun gelişmesinin önüne dev bir engel olarak çıktı. 1950’lere kadar geçen otuz yılda, kadın futbolu çok sınırlı çabalarla devam edebildi” (s.21).


Kadın futbolunun ülkemizdeki yolculuğu esnasında ise 1954 yılında İzmir’de oynanan bir maçta kadınların ilk kez sahaya çıktığı görülmektedir. “Sart Gençlik ve Bankacılar Kulübü takımları arasındaki karşılaşmada altı kadın oyuncunun ismi vardı. Kadınların Türkiye’de de futbol oynadığına dair ilk haberdi. Bankacılar takımında, Türkiye kadın futbol tarihinin bilinen ilk isimleri olan Bayan Marika kalede oynamış, Bayan Müşerref de takımı adına bir gol kaydetmişti. Hemen, İzmir takımı ile İstanbul’da oluşturulacak bir takımın oynayacağı kadınlar maçı programına dahil edildi” (s.25). Bu başlangıç kısa sürede sonlanmış “gösteri niteliğinde ve bir festival kapsamında da olsa, Türkiye’de kadınların sahada gözüktüğü ilk dönem 1955 yılında kapandı. On dört ay içinde oynanan üç karşılaşmanın ardından kadınların tekrar sahaya dönebilmesi, kayıtları bulunabilen futbol bir müsabakası için on dört yıl daha belemek gerekecekti” (s.30).


Türkiye’de kadın futbolu başlamadan sona ererken “Almanya’da 1954 yılında altı kulübü birleştiren bir ‘Alman Kadın Futbol Birliği’ kuruldu. 1956’da oynanan bir Batı Almanya-Hollanda maçı 18000 seyirci çekti. Filme alınan bu karşılaşma sinemalarda gösterildi” (s. 31). 1960’lı yılların sonuna gelindiğinde Avrupa’nın her ülkesinde kadın futbol karşılaşmaları oynanıyordu. Bu durumun ülkemizdeki yansıması ise Hanımspor kulübünün dilekçesinin Ankara Valiliğine verilmiş olmasıydı. “Turuncu -siyahlı ekipte yalnızca 40 yaşını aşmış erkekler yöneticilik yapabilecekti. Hanımlar ‘evli iseler eşlerinden, bekar iseler babalarından, babaları yoksa velilerinden bir izinname getirmek sureti ile aza olabileceklerdi. Erkekler sadece idari işlerde görev alabilecek, spor faaliyetine katılamayacaktı. Hanımspor hiç faaliyete geçmemiş olmasına karşın hem kayıtlarda yer alan ilk girişim olması nedeniyle hem de kadın sporu için erkek bakış açısını net olarak ortaya koyması yönünden önemli bir örnek olmuştu” (s.33). Kadın futbol takımları ve futbolcularından önce kadın hakemlerin yeşil sahalarda yer aldığı bir dönem başlayacaktı. Afyon’da Sema Tokat, Zongultak’ta Drahşan Arda ve Sevinç Yıldız hakemlik kursunu tamamladılar. “25 Şubat 1968’de Türkiye’de ilk kez kadınlar resmi maçlarda yardımcı hakem olarak yer aldı. Karabük’teki Demir Çelik ile Jandarmagücü maçında Drahşan Arda, Afyon’da Afyonspor ile Üniversite Gençliği maçında Sema Tokat sahadalardı” (s.34).


9 Ağustos 1969 tarihinde Balıkesir Futbol Hakem Kulübünün davetiyle Roma ACF Balıkesir Atatürk Stadında maça çıktı. “Futbol seven sevmeyen, anlayan anlamayan Atatürk Stadına koşmuştu. Maç başlamadan önce kız futbolculara çeşitli seramik eşya ve kolonyalar hediye edildi. Sonra hakemin düdüğü ile güzel bacaklar top kovalamaya başladılar. Roma’nın 4-0 kazandığı maçta, Avrupa Karmasında beş Türk kızı da yer aldı…Takımlar Balıkesir’den Bursa’ya geçtiler. Bursa Haber gazetesi ‘Atatürk Stadı’nda dişi kramponlar’ başlığıyla Roma’ya tam sayfa ayırmıştı” (s.38). Maçların tamamlanmasından sonra Hürriyet gazetesi kadın futbolcuları şu ifadelerle okuyucularına tanıtıyordu: “Güreş federasyonunda sekreter Selma, kardeşi Hülya, Devlet Tiyatrolarında oynayan Sevgi, arkadaşları arasında adı ‘şahin’ olan Aycan, driplingci Afitap, voleybolcu Meral. Kadın futbolunun bu öncüleri, ‘Kızların da futbol oynayabileceğini pekâlâ ispat ettik. Biliyoruz ki rahatça futbol oynayabilecek yüzlerce arkadaşımız var. Neden biraz cesaretli olamıyorlar? Diyerek tüm kadınları futbol oynamaya davet etmişlerdi” (s.41). 


Kitabın dikkat çekici yanlarından bir tanesi toplumsal tarihimiz ile kadın futbol tarihinin ilişkisinin gözler önüne konulmasında yatıyor. Bir başka deyişle kitabın her sayfasında içinden geçilen dönemi ve o dönemde olup bitenlerin kadın futboluna yansımalarını da görmeye başlıyorsunuz. Tabii burada kadınların futbol oynamasına aracılık eden isimlere de yer veriliyor. Örneğin Haluk Hekimoğlu’nun şirketi İn-Tor’un adıyla başlayan ve ardından İstanbul Kız futbol takımı olarak 1970 yılında kurulan takım bu açıdan önemli bir köşe taşı iken onu Kınalıada Kız Futbol Takımı izleyecekti. Gösteri maçları üzerinden yürüyen süreç, kadın futbolunun ülke genelinde merak uyandırmasına yardımcı olmuştu. Türkiye’de ilk adımlar atılırken dünyada kadın futbolu resmiyet kazanmaya başlamıştı. 1970’lerde Türkiye’de kadın futbolunda iz bırakan takım ise Dostlukspor olacaktı. 19 Nisan 1973 tarihinde Dostluk Spor Kulübü Derneği resmen kurulmuştu ancak kadın futbolu branş olarak tanınmadığı için spor kulübü statüsüne erişememişlerdi. Bu alanda kendisini göstermek isteyen takımlar kurulmaya başlanmış ancak bu takımlar arasında oynanan karşılaşmalar birer magazin malzemesi olarak gazetelerin ilgisini çekmiştir. “Nedim Yazır, bu tür maçların gelir ve tanınırlık etkisi olmasına karşın, spordan ziyade magazin yönüyle öne çıkmasından dolayı kadın futbolunun olumsuz etkilendiğini düşünüyor. ‘Ondan sonra bizim tüm çabalarımızı görmezden geldiler. Hep magazin gözü ile gördüler. Bizimle röportaj yapmaya geldiklerinde kızlardan makyaj yapmalarını, süslenmelerini istediler. Biz hangi şartlarda idman yapıyoruz, nasıl çalışıyoruz, nasıl maç yapıyoruz? Üstümüz, eşofmanlarımız toz, toprak, çamur. Yok. O kısmı okunmaz diye herhalde’” (s.57-58).


Ankara’da 1978 yılında İncirlispor takımı kuruldu. “İncirlispor erkek futbolunda resmi olarak faaliyet gösterirken kadın takımını kuran ilk kulüp olma özelliğini taşıyordu.  O dönemde tek bir tip sporcu lisansı vardı ve hangi branşlarda geçerli olduğu lisansın üzerine yazıyordu. İncirlispor voleybol ve basketbol takımının oyuncularıyla futbol takımı kurduğunda, lisanslarına futbol branşını da ekletti. Bu sayede, bir ligi ve lisans gerekliliği olmayan kadın futbolunda, ilk resmi lisanslar İncirlispor adına çıktı…’Azimliyiz, rakiplerimiz yeneceğiz’ parolası ile kurulan Nazendespor ise maç oynamadan tarihe karıştı…Dostlukspor rüzgârı İzmir’e 1976’da ulaştı ve ilk denemeyi İzmirspor yaptı…Futbol oynamak isteyen kızlara Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü sahip çıktı. Atatürk Stadının dış sahaları açıldı. İl Müdürü Bahri Vreskala’nın yeğeni Şehnaz (Daha sonra Şehnaz Dilan adı ile mankenlik, oyunculuk ve şarkıcılık gibi alanlarda adını duyurdu) da takımın kurucuları arasındaydı. Filizspor ismini alan takım İzmir Alsancak Stadyumunda 30 Ekim 1978 tarihinde Dostlukspor ile maça çıktı” (s.62-65).


Filizspor’un magazin basınında sıklıkla yer bulması gösteri takımı algısının güçlenmesine yol açmıştır. Tam bu noktada tanınmış birtakım isimlerin takımla olan münasebetleri bu algıyı daha da arttırmıştır. Filiz Akın’ın İzmir Fuarını ziyareti görselliği güçlendirdi. Salonda oynanan maçlarda Filizspor forması giyen yüzücü Nil Jones, manken ve fotoroman oyuncusu Mine Çelik gibi isimler sarı siyahlıları magazin sayfalarına taşımıştı. Seyyal Taner Filizspor için sahaya çıkanlar arasındaydı. Şehnaz Dilan da o dönemde bazı tanıtımlarda mankenlik yapmaya başlamıştı” (s. 66). Kentlerdeki girişimler devam ederken Dostlukspor takımı Batı Almanya şampiyonu olan SC07 Bad Neuenahr takımı ile İstanbul’da bir dostluk maçı girişiminde bulundu. İşte bundan sonra yaşananlar ise tam anlamıyla trajikomik bir duruma karşılık gelmekteydi. “19 Nisan 1979’da bir Türk kadın takımının ilk uluslararası maçı oynanacaktı. Maç saati geldiğinde yepyeni bir sorun çıktı. Maça seyirci alınması halinde, Dostlukspor’dan ücret talep ediliyordu…Türk futbol tarihinde bir ilk olan karşılaşmaya, tek bir federasyon temsilcisi dahi gelmemişti. …Maçın başlaması gecikmişti. Ankara ile yapılan yoğun telefon temaslarının ardından seyirciler ancak ilk yarının ortalarına doğru stada alınabildi ve maç 4-0 konuk ekibin galibiyetiyle sonuçlandı” (s.68). Aslında bu paragrafta anlatılan gelişmeler ülkedeki kadın futboluna nasıl yaklaşıldığını ortaya koyması açısından ibretlik bir vesika niteliğindedir.


1982 yılında UEFA ilk kez Avrupa Kadın Futbol Şampiyonasının temellerini atarken Türkiye’de darbe sonrasında kadın futbolu yeniden arayışlar içerisine giriyordu. Dostlukspor bölünürken Deryaspor ve Atılımspor ile 27-29 Ekim 1984’te Pendik Turnuvası gerçekleştirildi. TRT’nin akşam haberlerinde turnuva ile ilgili haber vermesi hiç beklenilmeyen bir ilginin oluşmasına yol açtı. Başbakan Turgut Özal’ın eşi Semra Özal Derya Kök’ten kadın futboluna ilişkin bilgi almış ve ‘Türkiye’de bayanlar ligi kurulmalı’ düşüncesini Futbol Federasyonu Başkanı Kemal Ulusu’ya aktarmıştı. Emir tepeden gelmesine karşın o dönemde ülke futbolunun aynı zamanda siyasetle olan ilginç bağlantıları futbol federasyonunun FİFA nezdindeki itibarını da yerle bir etmişti. İş bilmez yöneticiler FİFA’nın ülke federasyonlarının üzerinde bir karar yetkisine sahip olduğu gerçeğini görmezden gelseler de son noktada FİFA’nın dediği oluyordu. Gelen giden federasyon başkanları nedeniyle kadın futbolu liginin oluşturulması projesi her defasında rafa kaldırıldı ve yeniden kadın futbolculardan kadın hakemlere dönüş yapılmış oldu. Tam bu noktada Lale Orta kadın futbol tarihinin önemli isimlerinden biri olarak ön plana çıktı. Dostlukspor’un kalecisi olarak görev yaptı ve ardından önce antrenörlük sonra da hakemlik aşamalarını tamamladı. “Asıl büyük başarısını 1995 yılında FİFA listesinde yer alan ilk Türk kadın hakemi olarak elde etti…1999 yılındaki Sakaryaspor-Ankaragücü maçında Süper ligde ilk kadın orta hakem olarak görev yaptı. 2003 yılında UEFA’nın birinci kategori listesine giren Lale Orta, 2005 yılında Almanya’da Postdam-Djurgarden arasında oynanan UEFA kupası finalinde düdük çaldı. Futboldan hiç kopmayan, akademik çalışmalarına da devam eden Lale Orta, 2020 yılında profesör oldu…2023 yılında Merkez Hakem Kurulu başkanlığına atanan ilk kadın olma başarısını gösterdi” (s.84).


1980’li yılların sonuna gelindiğinde dünyada kadın futbolu giderek daha fazla ilgi çekmeye başlayan bir alan görünümüne sahip olmaya başlamıştır. Türkiye’de ise Kadın futbol liginin başlaması kararı 22 Aralık 1993 tarihinde alınmıştır. 2 Nisan 1994 günü, Ankara Cebeci Stadında Ankara Belediye ile Acarlar arasındaki karşılaşma ile önemli bir dönemeç tamamlanmıştır. Ligin başlaması sonrasındaki en ilgi çekici husus ise siyasetin dolayımı ile kadınlar liginde oluşan etkiye ilişkindir. “Ligin başlamasından bir hafta önce yerel seçimler olmuş, Ankara’yı Refah Partisinden Melih Gökçek kazanmıştı. Gökçek, belediyenin takımını çekmeyi değerlendirdi ancak Türkiye’de ilk kez kurulan bir ligden henüz başlarken çekilmeyi, Ankara’nın o dönemki kırılgan siyasi şartlarında uygun görmedi. Pek de desteklemedi. Takım kendi içinde para toplayarak deplasmana gitmek dahil, pek çok zorluğu aşarak bitirebildi sezonu” (s.102). Dinarsu takımının şampiyonluğu ile sonuçlanan sezonun ardından gelen sezonlarda da Dinarsu takımının lig üzerindeki etkisi sürdü. Siyasetin etkisi ile Ankara Belediye kadın takımı ligden çekildi. Aslında sadece onlar değil Acarlar, Fenerbahçe, Dedeoğlu Demetevler, Kütahya Çinispor ve Gümüşsuyu da bırakanlar arasındaydı. Fenerbahçe yönetim kurulunda Amatör sporlar sorumlusu olarak görev yapan eski voleybolculardan Perihan Özbilgin’in Fotomaç gazetesine verdiği röportaj, süreci anlamamız açısından önem arz etmektedir: “Türk kadının futbola ters gelen bir yapısı var. Belirli düzeydeki bayanlar futbol oynamak istemiyorlar. Bayan futbolunu varoşlardaki ailelerin çocukları oynuyor. Biz diğer branşlar ile futbolcuları kaynaştıramadık. Sporcularımız futbolcuları dışladılar” (s. 110).  Kitabın bu bölümünde Türkiye’nin farklı kentlerindeki kadın futboluna ilişkin örnekler üzerinde durulmaktadır. Bir sonraki bölümde ise A milli kadın futbol takımımızın ilk milli maçı olan Romanya mücadelesi ele alınmaktadır.


1990’lı yılların sonuna gelindiğinde kadın futbol ligindeki sirkülasyon son derece artmış ve takım sayısı beşe düşmüştür. Buradan sonra kadın futbolunda şike tartışmalarının kapısının açıldığı sezonla karşı karşıya kalıyoruz. Ercan Güven, Milliyet gazetesindeki köşesinde yaşanan olayları şu ifadelerle eleştirmekteydi: “Kadınlar şikede erkekleri solladılar. Geleceğin anneleri, antrenörleri, öğretmenleri bu günleri on yıl sonra çocuklarına nasıl anlatacaklar? Deplasmanlı Kadın Ligi, altyapısı oluşturulmadan alelacele başlatılmış sağlıksız bir organizasyonun tüm semptomlarını gösteriyor. Takımlar arasında uçurumlar var. Dev firmaların sponsorlukları bu işi meslek edinmiş insanların ağızlarını sulandırıyor. Federasyon da üç maymunu oynayınca meydan onlara kalıyor” (s. 128). Yaşananları futbolcuların gözünden nasıl gerçekleştiği meselesi ise durumu daha farklı bir konuma oturtuyordu. Futbolcular adına açıklama yapan Zeytinspor takım kaptanı Melek Turan, yaşananlara kendilerinin karıştırılmaması gerektiğini belirtiyordu: “Kulüpten maddi sıkıntı nedeni ile maça gidemeyeceğimiz söylendi. Biz, bu sorunu halledebileceğimizi belirterek lisanslarımızı ve formalarımızı istedik, ama alamadık. Yine de kendi aramızda para toplayarak İstanbul’a geldik, sahaya çıktık, vicdanen rahatız” (s. 129).


Daha sonraki sayfalarda da yine yaşanan olumsuzluklar ve bu olumsuzluklar karşısında ortaya çıkan çeşitli takımlar ile o takımlara ait anekdotlara yer verilmektedir. 2000-01 sezonu şampiyonu Kuzeyspor, “ilk kez düzenlenecek olan ve daha sonra Kadınlar Şampiyonlar Ligine dönüşecek olan UEFA Kadın Futbol Kupasına katılma hakkı elde etmişti. Ancak federasyon masraflara destek olmayınca, uygun bir sponsor da bulunamayınca, ligin kurucusu otuz üç takım arasında bir Türk takımı olamadı” (s.134). Aslında bu durum Türkiye’de kadın futboluna nasıl yaklaşıldığının en net örneğini teşkil etmektedir. Her fırsatta futbol ülkesi olduğunu belirtenlerin, kadın futbolu söz konusu olduğunda kılları bile kıpırdamamaktadır. Bu bölümün en ilginç olayı ise Şalvarspor’un sahaya çıkışı olmuştur. Burdur’un 450 nüfuslu Güney Yayla köyünün kızları, şalvarları, başörtüleri, lastik ayakkabılarıyla köy meydanında futbol oynuyordu…Şalvarspor dünya kadınlar gününde stada çıktı. Burdur Stadında Burdur Kız Lisesi takımıyla bir maç oynadılar. Maçı kazanan Şalvarspor’un timsah yürüyüşünü kaydetmek için Güney Kore televizyonu dahi Burdur’daydı” (s.135).


Federasyon 7 Haziran 2002 tarihinde Kadın Futbol Ligini askıya aldığını açıkladı. Bu kararın gerekçesi olarak ise uluslararası alanda alınan başarısız sonuçlar, altyapı yetersizliği, ligin kalitesizliği ve ilgisizliği gerekçe olarak sunuluyordu. Ancak asıl neden bambaşkaydı: “Dönemin tanıkları, kapanma kararının arkasında, lig içinde genel ahlak algısına aykırı durumlar, ilişkiler, kavgalar ve bir bozulma algısının etkisinden de bahsediyor” (s.137). Yazarın yerinde tespiti ile Türkiye kapanmaya doğru giderken, dünya ve Avrupa çok başka bir aşamaya doğru geçiş yapıyordu.


Kadın futbolunun kaderi 2005 yılında Okul Sporları Federasyonunun kurulmasıyla değişmiştir. Okullarda kızların futbol oynayabilmesinin önü de bu yeni gelişme sonrasında açılmıştır. Bu bölümde Türkiye’nin farklı kentlerindeki okulların futbolla olan ilişkisi üzerinde durulmaktadır. 2009 yılında Federasyon bünyesinde kadın futbolu Amatör işler biriminden ayrılarak, Futbol Gelişim Direktörlüğü bünyesine geçmiş ve koordinatör olarak akademiden gelen bir isim olan sevgili dostum Erden Or getirilmiştir. Bu bölüm içerisinde U15 milli takımımızın 2010 yılında Singapur’da düzenlenen yaz gençlik olimpiyatlarında üçüncülük madalyası kazanması ile 2011-12 sezonundan itibaren bayanlar ligi ifadesinin yerine kadınlar ligi ifadesinin kullanılmaya başlanmasına ilişkin gelişmelere yer verilmektedir.


Türkiye’de kadın futbolunun tarihi biraz da kıl payı başaramamanın tarihi olarak okunabilir. 2019 sonrası yaşanan gelişmelerin önü pandemi süreci nedeniyle kesilmiş ve var olan durumun daha da gerisine düşülmüştür. Şafak Müderrisgil’in başkanlığında Türkiye 2024-2027 Kadın Futbol Stratejisi 8 Mart 2024 tarihinde kamuoyuna sunuldu. ‘Kadın Futbolu İçin Tam Zamanı’ başlığı taşıyan strateji, kız çocukları ve kadınların futbola erişimini artırmayı, altyapıdan başlayarak yetenek keşfi ve gelişimini sağlamayı, kadın futbol kültürünü yaygınlaştırmayı amaçlıyordu. “Okul ve kulüp düzeyinde fırsat eşitliği, iletişim çalışmalarıyla toplumsal destek yaratılması, paydaş eğitimi ve altyapı yatırımları, milli takımların rekabet gücünün yükseltilmesi, liglerin sürdürülebilir yapısının güçlendirilmesi ve cinsiyet eşitliği temelli sosyal fayda üretimi gibi alt başlıklarda hedefleri detaylandıran bu strateji, federasyonun daha fazla odaklanacağı beklentisi yaratmıştı. Ancak, federasyon yönetimi değişikliğinin ardından strateji, açıklanan çerçevesiyle hayata geçirilemedi. Kadın futbolu bir kez daha ‘neredeyse’ başaracaktı” (s. 193).


Çalışmanın sonuç bölümünde yazar yaşanan gelişmeleri özetlemenin ötesinde başarılanlar ile başarılamayanların neler olduğunu da bir kez daha objektif olarak gözler önüne sermektedir. Kadın futbolunun tarihi bir anlamda ülkemizin toplumsal tarihinin bir yansıması olarak da okunabilecek öğeleri bünyesinde barındırmaktadır. Dünyada bu alanda yaşanan gelişmelerin etkisi bir şekilde Türkiye’yi de içine almakta ve geleceğin kadın futbolunda ülkemizdeki temsiliyetini de şekillendirmektedir.


-Erdem Göktürk, Ofsayt Bilen Kadınlar, İletişim Yayınları, 2026

Yorumlar


bottom of page