Neyin, kimin şoku?
- Ömer GÜRSOY

- 15 Tem 2011
- 2 dakikada okunur
Şok, şok, şok, Futbol dünyası büyük şokta…
Futbol dünyasının önemli isimleri tutuklandı, Türkiye Futbol Federasyonu’nun önemli yöneticileri futboldaki şike soruşturması kapsamında ifade verdi.
Şok’un kelime anlamı ani, beklenmedik, şaşırtıcı, alışılmamış…
Peki bu olayda beklenmedik ya da şaşırtıcı olan ne?
Bundan tam bir buçuk yıl önce Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav’ın şike ile ilgili açıklamaları üzerine “Omerta Pandora” başlıklı yazımda o dönemde en yazıl(a)mayanı, en keskin haliyle şöyle söylemiştim:
“Türk futbolu son 25 yılının bağırsaklarını temizlemeden önümüzdeki dönemlere sağlıklı ilerleyemez. Bugünlerde ülkemizde Ergenekon soruşturmaları çerçevesinde “derin devlet”le hesaplaşırken “derin futbol” bu süreçten kendisini soyutlayamaz. Yıllardır “ben konuşursam, neler olur neler” diyenler, “bugün hakemler maç satmıyor ama eskiden…” deyip devamını getirmeyenler, “çanta içerisinde para taşıyanlar” bugün hala futbolun içerisinde değiller mi?... Geçen haftaki yazımda hassas bahçıvan bıçağı ile futboldaki çalıları budamaya başladığını söylediğim Özgener’in bu sefer karşısında korkarım birkaç çalı değil koca bir orman var. Umalım ki, bu süreçte sadece şike, bahis değil, vergi kaçırmalar, hatır transferleri de gündeme gelir.”
Uzak görüşlülük örnekleri sergilemeyi bırakarak, o kadar uzağa gitmeyelim, bundan bir ay önce bir yazıdan bir bölüm:
“Önceki başkanlardan Haluk Ulusoy gücünü genel kuruldan, Hasan Doğan Başbakandan alırken, Özgener’in meşruiyet dayanağı yoktu. Özgener de değişik kesimlerden özellikle basınla bir meşruiyet ayağı yaratmaya çalıştı. Onu anlıyordum ama onaylamıyordum.”
İşte son olaydan sonra şoka giren de bu meşruiyet dayanağı olanlar. Yoksa (nasıl ki sistemden beslenenler sistemi değiştir(e)mez ise) bugün sporun içinde debelendiği yılların biriktirdiği sorunların müsebbibi olmasa da sürdürücüsü olanların, çözümün değil sorunun parçası olmaları yıllardır işin aslını görüp söze kaleme dökebilenler açısından hiç de şok edici değildir.
Yine Aralık 2009’da “Yıldırım’ın oku Özgener’in topuğu” başlıklı bugünün “sıcak meselesi” olan Mahmut Özgener ile Aziz Yıldırım arasındaki hakem federasyon tartışmaları ele alan bir başka yazıda şunları söylemiştim:
“Gelişmiş bir ülkenin futbol dünyasının başındaki bir kişinin sadece hakem hataları yüzünden görevden uzaklaştırılmak istenmesini anlayamam. Bunu kabul etmem de mümkün değil... Ama o başkanın içi boş bir güven söylemine sarılıp bir türlü çözüm üret(e)memesini de!..Özgener, Gandi’nin yaptığı gibi ne aman dilemeli, ne de aman vermeliydi…”
Yine aynı yazıdan:
“Aşil Sendromu kitabının yazarı Mario Rosa diyor ki: ‘Yapabileceğimiz tek şey, kaçınılmaz tahribatla mümkün olduğunca baş etmeye çalışmaktır.’ Türk futbolunun ‘oyun kurucusu’ Özgener gereğini yapmazsa ona daha çook ok atılır.”
Diyeceğim o ki futbolun önde gelen aktörleri bu süreci iyi okuyamadılar. Bir gün kendi kapılarının da çalınacağını düşün(e)mediler. Bu “saadet zincirinin” ilelebet devam edeceğini sandılar. Ama bu süreçte futbolun sağlıklı örgütlenmesinin tamamlanamamasının etkisi var. Özerkliği yanlış anlamanın ve yorumlamanın da payı olduğunu düşünüyorum. Velhasıl özerkliğin kıymetini bilemedik.
Ne şok, ne sürpriz, ne beklenmedik…
Mesele budur.





















Yorumlar