Mahşerin İki Atlısı: Terim, Demirören
- Müslüm GÜLHAN

- 10 Oca 2015
- 2 dakikada okunur
Çok şanslıyız çok…Öyle iki insana sahibiz ki; dünyaya kaç yüz yılda bir gelir bilemem!
Ha, birde kıymet bilsek… O da yok!
Yok, “siyasi olarak atandılar” dedikodusu
Adamlar yemiyor içmiyorlar bu ülkenin futbolunu nasıl FİFA sıralamasındaki 48. Sıradan 1. Sıraya getiririz diye çalışıyorlar.
Kim 48. Yaptıysa?
Bunu nasıl yapacaklarını Salı günü Antrenörlük Seminerinde açıkladılar:
Yemiyor içmiyor dedikse o kadar da değil? Demirören Beşiktaş başkanı olduktan sonra Türkiye’de en zengin 100 iş adamından biri oldu…
Sinyor Terim ise zaten 7 yılda toplam 27 milyon Euro alacaklı bizden!
Neyse konumuza dönelim; Demirören’in şakası ile başlayalım; “ Kulüpleri ne pahasına olursa olsun mali disiplin altına alacağız”
Bu birinci şaka…
İkincisi “ kulüplerin borç yükleri kabul edilemez durumda…”
Şakayı bağlayayım; Demirören Beşiktaş başkanı olduktan sonra, Beşiktaş tarihinin en büyük borç batağına girmedi mi?
Hadi salağa yatalım peki…
Yabancı kontenjanı konusu çok açık ve temiz değil o sonra ciddi tartışılacak konu ki; şu yönetmelik çıksın sonra bakalım. Biraz siyasi bir içerik var sanırım?
Gelelim sinyor Terim’in konuşmasına; “kendi felsefenizi oluşturun”.
Şimdi şu felsefe kelimesinden işe başlamak lazım;” Bir bilimin veya bilgi alanının temelini oluşturan ilkeler bütünü” anlamında kullanılır diyerek işe başlasa ve bu bilimin ve bilginin iç dinamikleri hakkında bilgi verip sonra futboldaki karşılığını açıklasa anlarız da öyle olmadı…
1990 ile 2008 arasında kendi yaptıklarının Türkiye Futbolu için geçerli olması gereken felsefe olarak sunup(içi son derece boş ve dayanaksız), herkesi ikna etmeye çalışması tam bir “esnaf” durumundaydı.
Hele-hele o sunum yok mu? Her yerden bir şeyler alınmış ki; bağlantısız konular halinde sunum yapması tam bir birli kirliliğiydi.
Terim’in sunumu ile Gérard Houllier’in sunumu arasında ki benzerlikler o kadar çok ki; sanırım hazırlayanlar UEFA ve FİFA’dan çok fazla yararlanmışlar!
Sunumun adı” Günümüzde Çağdaş Futbol Yönetimi” de bir türlü günümüze gelemedi, kendisinin başarılı olarak kabul ettiği 1990 ile 2008 arasında gidip geldi.
Günümüzde tutunacak bir dayanak yoktu sanırım o yüzden gelemedi!
Kendi yaptıklarının Türkiye Futbolunun temeli diye dayatması, artık Türkiye’de dayatmalarla yönetim geleneği haline geldi.
Eğitim Dairesi ile ilgili ise ortada hedefleri olan ve bu hedeflerin stratejilerini ortaya koyan bilginin olmadığı “haya bilgisi” tarzında hazırlanmış sunum ise tam bir kaos ortamının habercisiydi.
Ortada bir proje ve bunun organizasyon yapısı ile ilgili hiçbir şey yok.
Alt Yapılarda ki Pro-Lisans zorunluluğu sanırım bir tasfiye sürecinin ilk adımı olacak, tıpkı “Passolig” gibi, futbolun siyasi yapısının son hamlesi lisanslar üzerinden çalıştırıcıların tasfiyesi yada biatisağlanacak.
Pro-Lisans için gerekli olan 30 bin lira ücrete dokunmuyorum bile…
Çünkü alt yapılarda önce “insan” yetiştiriliyor, futbolcu değil, o yüzden öncelik lisans da değil pedagojik eğitimin alınmasındadır, daha bu çağda bunun farkına varamayan sinyor Terim nasıl olurda Eğitim Dairesinin başında bulunur inanılır gibi değil.
Bu tarihi bir hatadır.
“Türkiye futbolu dibe vurdu” diyor sinyor, sen 25 yıldır işin başındasın o zaman tanık değil, sanık sensin.
O İrlanda’dan aldığı Pro-Lisansı ile Ulusal Takımı çalıştırmaya devam etsin ama her türlü eğitim organizasyonundan uzak durmalı, biz 27 milyon Euro diyeti öderiz.
Biz kimlere diyet ödemedik ki…
Artık kendi Rıza’mızla insanSarraf’ı olduk.




















Yorumlar