Genç Futbolcu Anlayışımız Karıncaya Tüfekle Ateş Etmeye Benziyor!
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 7 Şub 2022
- 3 dakikada okunur
Alt yapı ve oyuncu yetiştirme konusunda genel futbol anlayışımız özetle: “genç futbolcu yetiştirmiyor” şeklinde karşımıza çıkıyor. Alt yapı yaş grupları takımlarımız var, antrenman yaptırıyoruz, kendi yaş gruplarında maç oynatıyoruz ama zorunluluk olmadıkça sistematik olarak üst yapıya hazırlamayı beceremiyoruz.
Genç futbolcu oynatma bir anlayış ve politika ürünü değil, neden-sonuç ilişkisinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Futbolcuya üst yapı ihtiyaçlarına göre değil, kendi yetenek ve becerilerini geliştirmeye yönelik antrenman yaptırıyoruz. Futbolcuların bireysel antrenman becerilerini geliştiremiyoruz. Bu durumda, futbolcunun motor özellikleri düşüncel becerisinden daha hızlı gelişiyor. Profesyonellik algısını daraltan bu durum futbolcunun vizyon ‘repertuarını’ fakirleştiriyor. Örneğin alt yapılarda birçok futbolcu Ronaldo gibi saç tıraşı oluyor, Messi kramponu giyiniyor veya Neymar gibi seviniyor (bu duruma, Aristoteles “her şeyde aşırılığa kaçmaktır gençlik” diyor) ama bu elit futbolcuların ‘futbol düşüncesini’ merak etmiyor. Çünkü, Türkiye’de futbolcular, alt yapılarda futboldan önce kullanılmayı ve katlanmayı çok güzel öğreniyor. Aynen okullardaki gibi düşünmeden, sormadan, sorgulamadan ve araştırmadan futbolu öğrendikleri için sonrasında kendilerine dayatılan her şeyi yerine getirilmesi gereken bir zorunlu görev olarak kabul edip uyguluyorlar.
Yöneticiler, ‘futbolcu olarak görmüyor’, yatırım aracı olarak gördüğü için de ‘ucuz’ mukaveleye imza attırıp ‘ya tutarsa’ mantığı ile hareket ediyor. Trabzonspor düşünebileceği en iyi koşulları hesap ederek, 3 genç futbolcu daha transfer etti. Beşiktaş, bir zorunluluk hikayesi olsa da geçmişini hatırlayarak bir genci daha kazandı. Galatasaray gençlere yatırımı bambaşka bir anlamda kullandı. Genç ön liberosu Bartuğ Elmaz, Fransa Ligue 1 ekibi Marsilya ile anlaşma sağladı. Bundan sonraki maçlar da ben buradayım dedi. Yönetim, 36 yaşındaki Bafetimbi Gomis’i kadrosuna katarak savundukları politikaya gönülden bağlı olmadıklarını gösterdi.
Teknik direktörler başarısızlık durumunda kulüpten gönderilme kaygıyla ‘risk almak istemiyor’, ya ‘fark etmez onsuz da olur’ dedikleri genç futbolcuları takımın bir parçası olarak görmüyor ya da oyun anlayışı futbolcunun yeteneğini açığa çıkarmıyor. Sakat veya cezalı oyuncuların yerini doldurmak için yedek parça gibi kullanmayı tercih ediyor.
Deneyimli futbolcular, istisnalar olsa da altyapıdan bir oyuncu takımın bir parçası olarak A takıma yükselmediğinden takım arkadaşı’ olarak kabul etmiyor, zorunlu olmadıkça iletişim kurmuyor, arkadaş gruplarına almıyor ‘dışlıyor’, kamplarda aynı odada kalmıyor.
Taraftarlar ‘en zayıf halka’ olarak görüyor. Taraftarlar arasında ‘çoluk çocukla şampiyon olunmaz’ anlayışı, beklentilerinin çok zayıf olduğunu gösteriyor. Maçlarda genç futbolcuların hatalarını ‘hoş görmüyor.’ sürekli ‘zayıf’, ‘yetersiz’ ve ‘hazır olmadıkları’ vurgusu yapılıyor. Sahadaki mücadelesine saygı duyulmuyor. Yerine oynadığı deneyimli futbolcudan daha fazla performans bekleniyor/isteniyor.
“Altyapıya önem verelim”, “Bırakalım yabancı futbolcu sevdasını kendi gençlerimize dönelim”
Bu ve benzer sözleri yıllardır televizyondan ibretle izliyoruz. Üretim (tarım) toplumu olmamıza ve birçok gayretlere rağmen sistematik hale dönüştüremiyoruz. A takımlarda zorunluluk hikayesi olan genç futbolcuları ya olgunlaşmadan tüketiyoruz ya çürütüyoruz.
Hal böyle olunca insanın aklına iki şey geliyor: Ya bu işlerle uğraşanlar genç oyuncu yetiştirme düşüncelerinde samimi değiller, ya da eşitsizliğe neden olan takip ettikleri yol yanlış. Takımın başarı durumuna göre şartlar değişiyor, davranışlar gelişiyor, söylemler yumuşuyor ama anlayış değişmiyor.
Altyapılarda sezon sonunda antrenörlerin her futbolcunun bir üst yaş grubunda geçireceği sezonda ihtiyaç duyabileceği varlıksal eşitlik, imkân ve fırsat eşitliği, şartlarda ve sonuçlarda eşitlik gibi eşitsizlik tanımlamasının yapılması önemlidir.
Varlıksal eşitlik: Kulüp ortamında demokratik bir yönetim anlayışını işaret eden değer verme, fikirlerine saygı duyma, söz hakkı tanıma ve desteklemek genç oyuncuda sosyal yeterlilik ve kimlik duygusunu geliştireceğinden kurumsal kültür olarak yer bulmalıdır.
İmkân ve Fırsat eşitliği: Sosyo-ekonomik gücü/güçsüzlüğü işaret eder.Yetenek ve seviyesine göre adil ücret (ancak bu takımda herkesin aynı ücreti alması demek değildir, adil bir ücret tespiti ve ödeme planına sadık kalınmasıdır) dağılımı, her genç futbolcunun özel antrenman ihtiyacını içerecek antrenman planlaması, kendini gerçekleştirme, empati ve etkili iletişimle gelişim ve öğrenmenin tamamlanması sağlanabilir.
Şartlarda eşitlik: Somut uygulamalarla ayrımcılık yapılmamasını içeren bu anlayış; yönetim, antrenör ve lig düzeyine göre değişse de genç sporculara uygun düşeni, hakkı olanı vermeyi ve özlük haklarını koruma prensiplerine bağlı kalmayı içerir.
Sonuçlarda eşitlik: Müsabakanın yalnız sonuçları ile ilgilenen antrenörler için antrenmanlarda herkesten daha fazla çalışan genç bir futbolcunun takımda oynama şansı yoktur. Genç futbolcu ‘sıfırı tüketmeye’ sürüklenir. Genç oyuncuda kısa zamanda heyecan düşer, heves kalmaz, aynı zamanda takımda oynamama korkusu başlar. Sinir sistemi gerilir. Disiplinsizlik veya gevşek davranışlar görülebilir. Takım içi iletişimde ya dili tutulmuş gibi içine kapanır konuşmaz ya da yerli yersiz konuşur, söylenir veya sürekli şikâyet eder. Bu sürecin etkisi altında genç futbolcunun normal gelişmesi gerileyebilir; en değerli yıllarının bir kısmı kaybolup gider.
Sonuç olarak ‘deneyim kazanma’ kuralı işler ve bir başka takıma gönderilmesi kaçınılmaz olur. Oysaki, alt yapılarda genç futbolcu yetiştirme olasılık değil, çağdaş futbol gerçeği ideal olmalıdır. Aksi durumda genç futbolcu gelişimi, “karıncaya tüfekle ateş etmeye benzer.”




















Yorumlar