Futbol, Ego ve Fair Play
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 8 Ara 2014
- 2 dakikada okunur
Bu makale Türk futbol kulüplerinde yönetim anlayışının yenilenmesi ve değişmesine olan inancı ifade etmek için yazılmıştır.
İnsan, günlük hayatta karşılaştığı olumsuzlukların nedeni olarak hep başkalarını, diğer insanları görmek, hatta zaman zaman da onları suçlamak eğilimindedir. Dikkatle bakıldığında, bunun temelinde yatan gerçek kişinin ego’sudur; benlik duygusudur1. ”Bütün doğruları ben bilirim, ben düşünür, ben söyler, ben yaparım! Her zaman ve yerde en kusursuz ben’im, en iyi ben’im! Benim her hareketim, söz tutum ve davranışım haklıdır, yerindedir. En temiz düşünceler ben’dedir…” gibi uzayıp gidecek, daha nice “ben” merkezli duygu ve düşünceler ile bunlara bağlı peşin hükümler, önyargılar; gerçekte, giderek biz’i, biz’den ve diğer insanlardan uzaklaştırır ve biz’i kendimize, ailemize, dostlarımıza yabancılaştırır. O kadar ki, artık biz’e bir türlü kendimizi olmak fırsat ve imkânı vermez olur.
Unutmayalım; futbol hayatında her kulüp, diğer kulüplerin rakibidir. Dolayısıyla, rakiplere yansıyacak bir olumsuzluğun faturasının bedelini, diğer kulüpler açısından, kendisinin de ödemek zorunda olduğunu iyi bilmesi gerekir.
Bunun anlamı şudur: Siz başkalarını kusurlu bulur, suçlarsanız; başkaları da sizi kusurlu bulup, suçlayacaktır. Çünkü ego’nuza bağlı olarak, her olumsuzluğun sorumlusu olarak başkalarını kusurlu görmek eğilimi, düşüncesi; sizde var ise, başkalarında niye olmasın? Kabul etmek gerekir ki bu gün futbol yöneticilerinin yaptığı, maalesef budur. Bu da sağlıklı ve doğru bir yaklaşım biçimi değildir.
Her kulüp yöneticisi özeleştiri yapmaz, hata kabul etmez, özür dilemez, kendinden olana toz kondurmaz, yalnız başkalarını kusurlu ve suçlu görürse; gerçekleri nasıl görür, doğrulara nasıl ulaşır ve özlenen faır play davranışlarını nasıl buluruz? Türk futbolundaki düzensizlik ve kargaşayı nasıl önleriz? Türk futbolunun marka değerini, oyun ve oyuncu kalitesini nasıl yükseltiriz?
Futbolu yönetenler, kendi yanlışlarını, kulüplerini uğrattıkları “maddi-manevi” zararları görmeksizin hep başkalarını “suçlama”, “eleştirme”, “dava açma”, “kınama”, “hesap sorma”, “aklama” veya “laf yetiştirme” yarışında.
Ego ve bencillik insanların ruhlarını kapladığında, İnsanlar; her konuda ancak kendi çıkarlarını düşünürler; futbolun, sevgi ve saygı ile bütünleşen üstün değerlerinden uzaklaşarak, başkalarının da hakları olabileceğin gerçeğini bir türlü kabullenmezler, daha doğrusu kabullenmek istemezler1. Onların gözünde, kendi düşündüklerinden, söyleyip yaptıklarından başka doğru yoktur ve olamaz. Bu bakımdan eleştiriye tamamen kapalıdırlar ve buna tahammül edemezler.
Doğruluk payı da olsa, bu söz ve hükümlerin altında yatan gerçek güvensizliktir.
Kendi futbolcusunun ettiği küfürleri duymayan, saldırganlığını görmeyenlerin, yapılan eleştirileri kulübü yıpratmaya yönelik eylem sanması, sonrada önün gelene:
Artık futbol bitti. Küfürden, şiddetten geçilmez oldu… Türk futbolu batıyor…” serzenişinde bulunma hakkı yoktur. Çünkü bu yöneticilere demek gerekir ki:
“Önce kendinize bakınız!”
Hâlbuki herkes önce kendisine baksa, “özeleştiri”de bulunsa ve “bütün bu olup biten olumsuzluklarda, yanlışlarda bizimde payımız yok mudur? Var ise nelerdir? Bunları düzeltmek adına ne yapıyorum/yapmalıyım? Toplumsal faır play adına; neyi, nerede, nasıl yapmalıyız…” diyebilse, her şey kendiliğinden yoluna girecek ve sorunların büyük bir bölümü kendiliğinden çözülecek.
Sonuç olarak futboldaki bu düzensizlik, küfür ve şiddet, düşüncelerdeki saflık ve temizlikle; eğitim, kültür, görgü, sevgi ve saygımızın, yetenek ve beceriyle birleşmesiyle önlenebilir.
Unutmayalım: Her türlü olumsuz düşünce, söz ve davranışları ifade eden; küfür, kavga, düşmanlık, kin ve öfke… “Rekabeti yok edici, dostlukları bitirici ve futbolu tüketicidir.”
Kaynak:
Göçgün, Ö., (2012), İnsanın Dünyası, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, İstanbul, s.52.





















Yorumlar