top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Almanya evine döndü..Paraguay’ı Yazmadan Olmaz…

Turnuvaya bizimle aynı grupta başlayan 7 milyon nüfuslu Paraguay, nedense özellikle bizim medyada Avustralya’nın bile gerisinde gösterildi. Oysa buraya tesadüfen gelmemişlerdi. Dünya Kupası elemelerinde Arjantin, Brezilya ve Uruguay gibi devleri yenerek finallere gelmiş bir takımdan söz ediyoruz.

Ancak turnuvaya onlar da ağır bir tokat yiyerek başladılar. ABD karşısında alınan 4-1’lik mağlubiyet, birçok kişi için Paraguay’ın sonu gibiydi.

Biz ise Avustralya’ya 2-0 kaybetmiştik.

Aslında gerçek turnuva o gün başladı.

Türkiye-Paraguay maçı artık bir finaldi. Kaybeden evine dönecekti.

Paraguay erken golle öne geçti. Daha da önemlisi, FIFA’nın yeni kuralı nedeniyle henüz 40. dakikada 10 kişi kaldılar. Kağıt üzerinde maç tamamen Türkiye’nin lehine dönmüştü. Ama futbol bazen kağıttaki hesapları kabul etmiyor.

Kalan 50 dakika ve uzatmalarda Milli Takımımız birkaç cılız pozisyon dışında üretken olamadı. Paraguay, eksik kalmasına rağmen müthiş bir disiplinle direndi ve bizi turnuvanın dışına itti.

İşte orada iki takımın yolu ayrıldı.

Paraguay, ABD’den yediği dört golün dersini çıkarmıştı. Önce Türkiye’yi, ardından Avustralya’yı gol yemeden geçerek grubu üçüncü sırada tamamladı. Dört gollü mağlubiyet onları yıkmamıştı. Tam tersine yeniden ayağa kaldırmıştı.

Yüksek disiplin, olağanüstü fiziksel mücadele ve belki de hepsinden önemlisi güçlü bir zihinsel direnç…

Son 32 turunda ise karşılarında tam dört kez dünya şampiyonu olmuş Almanya vardı.

90 dakika…

120 dakika…

Paraguay yine sadece bir gol yedi.

Maç 1-1 bitti.

Ve sahne artık futbolun en acımasız yerine kurulmuştu:

Penaltılar…

Maçı izlerken gerçekten kalbimin sıkıştığını hissettim.

Nefes almak zorlaşıyordu.

Bir an kendimi 2002 Dünya Kupası günlerinde hissettim.

Ve sonra aklımdan tek bir soru geçti…

Ya burada Paraguay değil de Türkiye olsaydı?

Karşınızda 4 Dünya Şampiyonu ve penaltılar tarihinde hiç elenmemiş Almanya…

Ve siz tarihi yazmaya sadece bir vuruş uzaktasınız.

Paraguay ilk üç penaltısını gole çevirmişti.

Dördüncü penaltı…

Gol olsa Almanya elenecek.

Stadyum sessiz…

Milyonlar ekran başında nefesini tutmuş bekliyor.

Paraguaylı oyuncu geldi…

Vurdu…

Top dışarı gitti.

Bir anda umut yerini sessizliğe bıraktı.

Ama hâlâ avantaj onlardaydı.

Almanya gol attı.

Bu kez sadece penaltı kullanması için oyuna alınan Paraguaylı futbolcu yürümeye başladı.

Alman tribünlerinde derin bir endişe…

Paraguay tribünlerinde ise umutla korkunun birbirine karıştığı o tarif edilemez duygu…

Yedi milyonluk bir ülke…

Dört kez dünya şampiyonu olmuş Almanya’yı elemenin eşiğinde…

Oyuncu topun başına geçti.

Koştu…

Vurdu…

Ve top doğrudan Manuel Neuer’e gitti.

Penaltılar 3-3…

Az önce sevinçten havaya uçan Paraguay tribünlerinde bu kez ölüm sessizliği vardı.

“Koca bir çöküş mü geliyor?” diye sordum kendi kendime.

Sonra Alman oyuncu geldi.

Vurdu…

Top auta çıktı.

Şimdi son kez…

Paraguay tarih yazmak için yeniden topun başındaydı.

Stadyumdaki uğultu insanın içine işliyordu.

Oyuncu ağır adımlarla yürüdü.

Sanki bütün Paraguay onun omuzlarına yüklenmişti.

Hakem düdüğü çaldı.

Sol ayağıyla vurdu.

Neuer ters köşeye yattı.

Top ağlarla buluştu.

Ve o an…

Stat adeta yıkıldı.

Paraguaylı futbolcular kendilerini yere attılar.

Tribünlerde insanlar ağlıyordu.

Sahada ise Almanya…

Yılların devi…

Sessizce yıkılmıştı.

Paraguay sadece dört maçta üç gol atmıştı.

Ama dünyanın en büyük futbol ülkelerinden birini eleyerek çeyrek finale çıkmıştı.

İşte turnuva futbolu tam da budur.

Her zaman en çok gol atan değil…

En doğru stratejiyi uygulayan kazanır.

Bence Paraguay’ı buraya taşıyan şey, ABD karşısındaki 4-1’lik mağlubiyet oldu.

Çünkü onlar o yenilgiyi unutmadılar.

Bahane üretmediler.

Hakem konuşmadılar.

Şanssızlığa sığınmadılar.

Bir araya gelip eksiklerini gördüler.

Hatalarından ders çıkardılar.

Adeta “Kaybederken kazandık.” dediler.

Biz ise Avustralya maçının neredeyse aynısını Paraguay karşısında oynadık.

Hiç ders almadan…

Hiç değişmeden…

Daha önce de yazmıştım.

Futbolda her zaman kazanamazsınız.

Top direğe çarpar.

Kaleci hayatının maçını oynar.

İstediğiniz kadar üretirsiniz ama gol bulamazsınız.

Bunlar futbolun içinde var.

Ama 180 dakikada toplam dört kez hücum eden iki takımdan üç gol yemek…

İşte bunu açıklayamazsınız.

Türk Milli Takımı’nın neden başarısız olduğunu anlamak isteyenler sadece Paraguay’a baksın.

Strateji…

Disiplin…

Yüksek motivasyon…

Savaşan bir takım…

Ve taktik plana son saniyeye kadar mutlak sadakat…

Belki de başarı budur.

Ve son olarak…

Almanya’yı eleyen Paraguay’ı izlerken kendime şu soruyu sordum:

“Ya o takım Paraguay değil de Türkiye olsaydı?”

Belki bugün milyonlarca insan sokaklarda olacaktı.

Belki çocuklar o geceyi ömür boyu unutmayacaktı.

Belki yıllar sonra yine aynı heyecanla anlatacağımız yeni bir 2002 hikâyesi yazılmış olacaktı.

Olmadı…

Ama Paraguay bize bir gerçeği yeniden hatırlattı.

Bazen en büyük zaferler, en ağır yenilgilerin ardından gelir.

Giray Bulak

Yıllarca Türk futboluna emek veren Giray Bulak, sosyal medyanın gürültüsüne kapılmadan sessizce futbolu anlatmaya devam ediyor. Fotospor’daki değerlendirmelerinde sadece futbolun içinde kalıyor.

Belki de bu yüzden söyledikleri çok dikkat çekmiyor.

Oysa Avustralya ve Paraguay maçlarından önce yaptığı uyarılar birebir gerçekleşti.

Demek ki asıl değerli olan, testi kırıldıktan sonra konuşmak değil…

Kırılmadan önce doğruyu görebilmektir.

bottom of page