Okuyanlar bilir, yıllardır devletin ve siyasetin spor ile ilişkisi üzerine kafa yorup yazarım. Devlet spora hangi alanda yatırım yapmalı, siyasetçiler bu süreci nasıl yönetip, büyük organizasyonlarda elini taşın altına koyup görev aldıktan sonra işleyişi özerk kurullara, federasyonlara devretmeli diye dünya örneklerini ve örnek uygulamaları anlatır dururum.
Bir de sporda şiddet konusunda benzer bir rotadan gidip, stadlarda salonlarda kötü tezahüratlara son vermek gerektiği konusunda yorum ve önerilerde bulunurum. Hariçten gazel okumamak için yıllarca basketbol, futbol gibi iki büyük federasyonda ilgili alanlarda üst düzey yöneticilik yaparak da sözü işe dönüştürmeye çabalarım.
Bu düşündüklerimin en güzel örnekleri sergilenirken karşılığında en çok eleştirdiğim tepki gösterildiğinde bu zamana kadar yazdıklarım ve yaptıklarım ile sporumuz adına hüzün kaplar içimi.
Neden bunları söyledim?
Türk spor tarihinin en büyük başarısını kazandığımızı Dünya Basketbol Şampiyonası’nda elde edilen ikinciliğin sportif boyutunun yanında bir de son yıllarda inşa edilen idari boyutu var.
Basketbol Federasyonu özerk oldu. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Spor Bakanları ve Genel Müdürler destek oldular.
Federasyonu serbest bırakıp, denetim mekanizmaları oluşturuldu. 2004 yılında Basketbol Şampiyonası’nın alınmasında yine devlet-federasyon işbirliğinin güzel bir örneğini gördük.
Ve son şampiyona gelelim ve soralım: Organizasyon yeteneği bir hayli gelişmiş Basketbol Federasyonu hangi bütçeyle salonları yapabilecekti?
İşte burada devlet devreye girdi ve özellikle Faruk Nafiz Özak’ın Spordan Sorumlu Devlet Bakanı olması ile hem Sinan Erdem Spor Salonu hem de Ankara Spor Salonu için ek bütçeler yaratılarak şampiyonaya hazır hale getirildi.
Siyasetçisinden, devlet görevlisine, belediyesinden inşaat işçisine, yöneticisinden, sporcusundan seyircisine kadar herkesin katkısı ile bu başarıya ulaşıldı.
Karşılığında en büyük mutluluğu milletçe paylaşacağımız seremoni töreni kakafonik bir senfoniye dönüştü. Arkadaşımın maça götürdüğü Amerikalı üst düzey bir yönetici, ıslıklarda sesini duyuramayınca şöyle bir mesaj atmış ona “Sizin halkınızın böyle bir günde yöneticileri ile alıp veremediği ne?”
Evet ne? Bu başarılar siyasetler üstü ya da gökten zembille inmiş, günlük tartışmaların gürültüsünde güme gidecek konular değil ki, tüm milletin sporunun bugününün olduğu gibi gelecekteki yeni örneklerinin müjdecisi.
Hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun, beğensin beğenmesin Fransız halkı 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın alınmasındaki rolünden dolayı Sarkozy’ye minnettar kaldı.
O gün dudaklar değil eller konuşmalı, ıslıklar yerini alkışlara bırakmalıydı.