Futbola Fransız Kalıp Yabancıyı Eleştirmek Komik!
- Müslüm GÜLHAN

- 15 Kas 2017
- 3 dakikada okunur
Önce şu Fransız halimizle ilgili saptamaları yapmakta yarar var ki ‘Fransız’ tabiri boşa gitmesin.
Sporun bir ülke için önemi, devlet tarafından belirlenmiş yapısal kurgusu ve bu yapıyı hayata geçireceği politikalarla belli olur. Bu konuda, şu an için tartışabileceğimiz bir politikanın olmadığı açıktır. Yani devlet yönlendirici bir hamilik görevini üstlenmemiştir. Tabii bu durum da ortaya büyük bir açık çıkartıyor!
İşte bütün sorun bu açığı kimlerin doldurmasıyla ilgili.
Peki, kim dolduruyor?
Futbol konumuz olduğu için buradan yola devam edelim.
TFF, Kulüpler Birliği, kulüpler, başkanlar, antrenörler, siyasete yakın isimler, menajerler ve medyaolarak belirliyebiliriz. Bu sayılan gruplardaki tüm profilleri yakından tanıdığımızda, ki tanıyoruz (!),ortaya çıkan resmin hiç iç açıcı olmadığını da biliyoruz.
Artık isimler üzerinden gitmektense, hepimiz bıktığımız için, yapısal kurgudan gitmemenin biraz daha rahatlamamızı sağlayacağını düşünüyorum. En azından sinirlerimiz bozulmaz.
TFF’nin özerk yapısının ortadan kalktığı için iradenin federasyonda olmadığı açık seçik ortada. Başkanı spor ile ilgisi olmadığı gibi, entelektüel olarak da yetersiz. Ve siyasi iradeyi, yetersizliğinden dolayı kullanıma açık şekilde işin içine sokmada yarar görüyor. Varlığıda buna bağlı zaten…
Federasyon bakımından1-0 mağlubuz.
Türkiye Futbolu için en önemli kurum olan Futbol Eğitim Dairesi’nin işleyişinin anlaşılamaması aslında futbol içindeki en büyük açmaz.
Ekolü oluşmamış bir spor branşına yön verecek tek kurum bu eğitim dairesiyken, en büyük işlevsizlik maalesef bu kurum için geçerlidir. Sürekli boşta kalan piyasa hocalarının veya Mili Talkıma gelen hocanın ‘kanka’sı olan birilerinin bu kurumun başına geçmesi ve sürekli bu kurumun değişime maruz kalması, onun,kurumsallaşamayarak tamamen işlevsiz kalmasına neden olmaktadır.
Ersun Yanal, Fatih Terim’in ‘kanka’ları ve en son olarak Tolunay Kafkashiçbir eğitmen donanımları olamayan bu kişilerin, bu yapıya ne verebilecekler veya nasıl bir proje üretip uygulayacaklar. Ki bu kurum projeler üzerinden yapısını sürdürmek zorunda.
Eğitim Dairesi bakımından 2-0 mağlubuz.
Başkanlara gelince, onlar menajerler ile beraber bir sadet içerisinde kulüp yönetiyorlar. Yabancı kontenjanı ateşli savunmaları futbol adına olmadığı, ‘rant’ kurgusu olduğu açık şekil ortada. Kulüplerin tamamı borç batağına saplanmışken tüm başkanların iş hayatlarında (…!) ciddi para kazanmalarını anlamak çok zor. Hayır, bu kadar yetenekliyseniz niye kulüpler batıyor? İkinci hayır, şu off-shore yerine biraz on-stress olsa bile yeterdi.
Maalesef 3-0 mağlubuz.
Teknik adamlara gelince (maalesef henüz kadın yok), zaten dertleri ve kaygıları mesleki kariyerlerini üst seviyeye çıkartıp, Avrupa’da ki ortamda rekabet edebilecek seviyeye gelme değil. Tamamen ilişkiler üzerine kurgulanış bir meslek kriterleri var. Bu da onların işine geliyor ve rahatlar, iyide para kazanıyorlar, zaten piyasayı ele geçirmiş on, on iki kişiler…
Mağlubiyet 4–0 oldu.
Gelelim adamların krallarına! Ne demekse? Yani futbolculara. Hepsinin tek hedefi üç büyüklerde oynamak ve orada kalıcı olup hayata devam etmek. Avrupa filan hak getire, tek tük gidenlerin de hali ortada. Oralara gidip, farklı kültürler altında helak olmak hiçbirinin işine gelmiyor. Bu zenginliği anlayabilecek bir kültürel donanıma sahip değiller ki,Avrupa hedefleri olsun. Zaten ‘arabesk kültür’ onlar için yaşam enerjisi.
Oldu mu 5-0.
Gelelim son yapıya ve en önemlisine: alt yapı. Eğitim dairesinin elini kolunu sokacağı yer burası. Proje üzerinden kurgu yapılanacak yer olan alt yapılar, maalesef her kulübün başındaki koordinatörlere teslim edilmiştir. Birkaç tanesi hariç, tamamına yakını eski futbolcu olup, eğitim formasyonu bakımından hiçbir donanım almamışlar.Çalışan antrenörleri de kendi özelliklerine yakın seçtiklerinden ki; tartışmaya maruz kalmak istemiyorlar. Pedagojik olarak insan yetiştirmenin sorumluluğundan uzak bu ‘abi’ler, maalesef futbola en büyük zararı veren kişilerdir.
Bugün ki kurgular içerisinde alt yapılardan tam donanımlı oyuncu çıkması mümkün değil.
Ve 6-0 mağlubuz.
Şimdi yabancı futbolcu kontenjanın fazlalığının nasıl bir olumsuz etkisi olabilir ki?
İşte İngiltere… Buyurun inceleyin… Alt yapılardaki büyük başarısı ve A Milli Takımının yapısı… Kurumsallık böyle bir şeydir. Mühim olan, alınacak kararın yapısal kurgusunu ve kar fayda analizini iyi yapmaktır.
Bizdeki sorun, Mustafa Denizli ve Burak Yılmaz gibi yerli antrenör ve futbolcuların alan kaybetmeleridir. Yetersizliklerinin kurgu içinde belli olmasından dolay sıkıntıları var. Hiç olmazsa bir kalitenin etkisi, bu kadar sıkıntının içinde zaman zaman ortaya çıkma ihtimali umut veriyor. Bari bu ihtimali kaybetmeyelim.Belki bir rekabet ortamı oluşur.
Ama, futbolcular ve antrenörlerin anlaşmalarını ‘avro’ olarak yapmaları en azından Avrupa’yayaklaştığımızın göstergesi. Ha gayret…





















Yorumlar