top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Federasyonlar duvara toslamadan…


Dertsizlere benim sözüm benzer kaya yankısına…” başlıklı yazım beklediğimin çok üzerinde ilgi gördü.


Sporculardan…


Velilerden…


Kulüp yöneticilerinden…


Antrenörlerden…


Federasyonlarda görev yapmış isimlerden…


Hatta yıllarını spor yönetimine vermiş akademisyenlerden ve eski bürokratlardan çok kıymetli geri dönüşler aldım.


Bunlardan biri özellikle dikkatimi çekti.


Bir hocamız şöyle yazdı:


Spor Federasyonları başlıklı bir dizi yazıyla federasyonlar tüm boyutlarıyla ameliyat masasına yatırılabilir. Federasyonların gelir üretmedeki beceriksizlikleri… Rolü nedir? Olimpik madalya mı, yoksa sporun toplum kültürünün bir parçası hâline gelmesi mi?”

Aslında haklı.


Çünkü mesele yalnızca federasyon başkanları değil.


Mesele, federasyon yönetme anlayışı.


Ve belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:


Bir federasyonun başarılı olup olmadığını nasıl anlarız?


Ölçemediğinizi yönetemezsiniz


Yönetim biliminin en eski cümlelerinden biridir.

“Ölçemediğinizi yönetemezsiniz.”


Peki biz federasyonlarda neyi ölçüyoruz?


Kaç kongre yapıldığını mı?


Kaç basın açıklaması yayımlandığını mı?


Kaç paylaşım yapıldığını mı?


Yoksa gerçekten sporun gelişip gelişmediğini mi?


Bir federasyonun performansı, yöneticilerinin anlattıklarıyla değil; ortaya çıkan sonuçlarla ölçülür.


Çünkü sonuç üretmeyen yönetim, sadece iyi niyetten ibarettir.


Federasyonların gösterge paneli olmalı


Bugün modern otomobillerde onlarca sensör var.


Motor ısınmadan uyarıyor.


Lastik havası düşünce haber veriyor.


Yağ azaldığında ikaz ediyor.


Çünkü sistem biliyor ki arıza oluşmadan önce sinyal verirseniz, büyük hasarı önlersiniz.


Peki spor federasyonlarının neden böyle bir gösterge paneli yok?


Her federasyon için kamuoyuna açık bir performans ekranı düşünün.


Lisanslı sporcu sayısı artıyor mu?


Aktif kulüp sayısı yükseliyor mu?


Kadın sporcu oranı gelişiyor mu?


Antrenör eğitimleri yeterli mi?


Hakem gelişimi nasıl?


Uluslararası başarı hangi seviyede?


Sponsorluk gelirleri artıyor mu?


Federasyon kendi gelirini üretebiliyor mu?


Altyapıdan millî takıma kaç sporcu geliyor?


Bunlar ölçüldüğünde artık kimse algıyla yönetemez.


Veri konuşur.


Federasyonlar duvara toslamasın diye…


Ben buna “sporun sensör sistemi”diyorum.

Amaç ceza vermek değil.


Amaç, duvara çarpmadan önce direksiyonu çevirebilmek.


Çünkü bazı federasyonlarda yıllarca aynı sorunlar yaşanıyor.


Sporcu sayısı düşüyor.


Kulüpler kapanıyor.


Uluslararası başarı geriliyor.


Gelir üretilemiyor.


Ama raporlara baktığınızda her şey yolunda görünüyor.


Oysa sorun, kaza olduktan sonra değil; kaza yaklaşırken görülmelidir.


İyi yönetim budur.


Madalya mı, spor kültürü mü?


Hocamızın sorduğu ikinci soru da çok önemli.


Federasyonların görevi yalnızca olimpiyat madalyası kazanmak mıdır?


Elbette hayır.


Ama madalya da önemsiz değildir.


Asıl mesele, ikisini birbirine rakip görmekten vazgeçmektir.


Spor kültürü güçlü olmayan ülkelerin elit sporu sürdürülebilir olmaz.


Tabanı olmayan piramit ayakta durmaz.


Çocuk sporla tanışacak…


Kulüpler güçlenecek…


Antrenör gelişecek…


Rekabet artacak…


İşte madalya, bu zincirin en son halkasıdır.


Biz ise çoğu zaman en son halkayı çekerek zinciri yukarı kaldırmaya çalışıyoruz.


Olmuyor.


Gelir üretemeyen federasyon gerçekten özerk olabilir mi?


Hangi federasyon başkanıyla konuşsanız…


Üç cümleden biri mutlaka şudur:

Bakanlıktan yeterli bütçe alamıyoruz.”


Oysa mesele, sadece alınan bütçenin miktarı değildir.


Ben her zaman şu anlayışı savundum:


Devlet, sporun ana sponsorudur.

Bunun aksi düşünülemez.


Çünkü spor, yalnızca madalya değil; eğitimdir, sağlıktır, sosyal kalkınmadır ve kamu yararıdır.

Dolayısıyla devletin sporu desteklemesi bir lütuf değil, asli görevidir.


Ancak şu gerçeği de gözden kaçırmamak gerekir.


Özerk bir federasyonun bütçesinin yüzde 80’ini, hatta yüzde 90’ını kamu kaynakları oluşturuyorsa, burada durup yeniden düşünmek gerekir.


Çünkü yasa, federasyonlara sadece harcama yapma serbestisi vermedi.


Aynı zamanda gelir üretme sorumluluğu da yükledi.


İşte tam burada eski bir tulumba gelir aklıma.


Tulumbadan su çekebilmek için önce içine bir miktar su koyarsınız.


O ilk su, tulumbanın içindeki havayı alır.


Sonra mekanizma çalışmaya başlar ve kuyudan su çekersiniz.


Devletin verdiği kaynak da işte o ilk sudur.


Sistemi harekete geçiren can suyudur.


Ama kuyudan suyu çekmek…


Sponsorluk bulmakla olur.


Marka değeri oluşturmakla olur.


Uluslararası organizasyonlar düzenlemekle olur.


Eğitim programları geliştirmekle olur.


Yayın hakları üretmekle olur.


Projeler geliştirmekle olur.


Kısacası yönetebilmekle olur.


Tulumbaya her seferinde yeniden su dökerek kuyudan su çıkmasını bekleyemezsiniz.


Bir federasyonun gerçek başarısı, kamu desteğini büyüten değil; kamu desteğini katma değere dönüştüren sistemler kurabilmesidir.


Çünkü güçlü federasyon, en çok bütçe alan değil…


Kendisine emanet edilen kaynağı en yüksek değere dönüştürebilen federasyondur.


Son söz yerine…


Belki de artık federasyonları sadece seçim dönemlerinde konuşmayı bırakmalıyız.


Asıl konuşmamız gereken şey, performanslarıdır.

Her federasyon için kamuoyuna açık, objektif ve ölçülebilir bir performans sistemi kurulmalıdır.


Çünkü hesap sorabilmek için önce ölçmek gerekir.


Ve belki de spor yönetiminde en önemli soru şudur:


Federasyonlar gerçekten sporu mu yönetiyor; yoksa sadece günü mü yönetiyor?


Eğer bu soruya verilecek cevap, verilerle desteklenemiyorsa…


Sorun kişilerde değil…


Sistemdedir.

İşte bu nedenle, spor federasyonlarını konuşmaya devam edeceğim.


Çünkü mesele federasyonlar değil.


Mesele, çocuklarımızın spor geleceğidir.


Ve bir not…


Bütün bu değerlendirmeler, federasyonları yıpratmak için değil…


Tam tersine, daha güçlü federasyonlar oluşturabilmek içindir.


Çünkü güçlü bir federasyon; sadece iyi yönetilen bir kurum değildir.


Bir branşın kaderini değiştirebilir.


Bir federasyon neyi değiştirir ki?” diyenler, sadece voleybola ve cimnastiğe baksın.


Doğru yönetilen bir federasyonun, bir branşın kaderini nasıl değiştirebildiğini görmek için başka örneğe ihtiyaç yok.


Çünkü iyi yönetim, yalnızca madalya kazandırmaz; kültür oluşturur, güven verir ve yeni nesillere ilham olur.


O branşa gönül vermiş binlerce sporcunun…


Yıllarını salona adamış antrenörlerin…


Çocuklarının hayali için fedakârlık yapan ailelerin geleceğini değiştirebilir.


Bu yüzden federasyonların başarısı, yalnızca yöneticilerini ilgilendiren bir mesele değildir.


Ülke sporunun meselesidir.


Bugün önümüzde önemli bir fırsat da bulunuyor.

Türk sporunda yeni bir dönem başladı..


Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi’nin nisan ayında yapılan seçimlerinde, Prof. Dr. Veli Ozan Çakır’ın başkan seçilmesi kadar dikkat çeken bir başka gelişme daha yaşandı.


İlk kez sekiz federasyon başkanı ya da federasyon temsilcisi, TMOK yönetiminde görev aldı.


Bu, sadece yönetim kurullarındaki isim değişikliği olarak okunmamalı.


Başarılı federasyonların, yalnızca kendi branşlarını değil, olimpik hareketi ve Türk sporunun ortak vizyonunu da besleyecek yeni bir sorumluluk üstlendiklerinin işaretidir.


Çünkü güçlü federasyonlar, güçlü bir TMOK’un da en önemli dayanağıdır.


Federasyonların performansı ile olimpik hareketin başarısı birbirinden bağımsız değildir.


Bu yeni dönemin spor yönetimine neler kazandırabileceğini ve federasyonlarla TMOK arasındaki yeni dengeyi ise bir sonraki yazıda değerlendireceğim.

Yorumlar


bottom of page