AZİZ YILDIRIM’IN SORU(N)LARI
- Ömer GÜRSOY

- 6 Oca 2011
- 2 dakikada okunur
Geçen haftaki yazımda Aziz Yıldırım’ın Meclis Araştırma Komisyonu üyelerine hitaben yaptığı konuşmadaki “Sporu Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü mü, federasyonlar mı yönetmeli?” sorusunun eşliğinde devlet ve federasyonlar arasındaki hiyerarşik yapının nasıl olması gerektiği konusundaki görüşlerimi anlatmaya çalışmıştım.
Yıldırım’ın sorularını bizde kendimize (yıllardır) sorun ettik.
Yıldırım ile konuştum, sözlerinden “federasyonların gerçek sahiplerinin devlet mi, yoksa kulüpler mi olduğuna artık karar verilmesi gerektiğini” anladım.
Ben her ne kadar sahipleri kelimesini yanlış bulsam da çok doğru bir yol ayrımı, çok doğru bir karar anı.
Bu kararın tarihsel kökeni var. İşte bir örnek:
1979 yılında göreve başlayalı daha iki ay olmamış Beden Terbiyesi Genel Müdürü Gençlik ve Spor Bakanı tarafından görevden alınmış ve bunun üzerine yedi Federasyon Başkanı istifa etmişti. Bu gelişmeler üzerine, o zamanlar Milliyet Gazetesi yazarı, Anayasa profesörü olarak benim de hocam olan Mümtaz Soysal hayrete düşüyor ve şunları yazıyordu:
“Bir bakıyorsunuz, çekilenlerin davası, kendi alanıyla değil de, üstleriyle. Federasyon başkanları bu durumu protesto etmek için çekiliyormuş. Çünkü kendileri de 'aşağıdan yukarıya' işleyen bir mekanizma ile değil, 'yukarıdan aşağıya' doğru oluşturulan bir hiyerarşiyle göreve gelmişlerdir. Türk sporu tabanından tepesine doğru oluşacak yerde, tepesinden tabanına doğru oluşturulan bir piramitle yönetilir.”
30 yıl sonra bile, bu tür piramitlerde beyhude yere define arayıp da labirentlerinde kaybolmanın ne âlemi var? “Ben özerk federasyonum ne istersem yaparım” anlayışı da “özerkliği kaldıralım” anlayışı da çıkmaz sokaktır. Hatta kısır ve zararlı olarak görürüm bu düşünceleri..
Özerkliğin felsefesini tam olarak algılayamayan federasyonlar ile kamunun verdiği desteği lütuf olarak gören bir anlayış bu çıkmaza varan tali yollardır.
Bu durumlarda sağduyu gerekir.
Sağduyu ise iki uçurum arasındaki dar geçittir.
Bu dar geçitten geçemeyenlerden birisi de ne yazık ki Sabah Gazetesi’nden sevgili arkadaşım Ali Erdoğan.. Erdoğan, “Özak ve Akgül” göreve başlıklı yazısında istediği gibi para harcayan ve hesap vermeyen federasyon başkanlarını eleştirerek “özerklik tartışılmalı, hatta kaldırılmalı” diyor.
Demokrasiyi ağzımızdan düşürmediğimiz bugünlerde “burnu kaşımak yerine kesmeyi” öneren yazılar kaleme alınırken oysa daha özerkliği hecelemediğimiz dönemlerde Mümtaz Hoca neler yazmış: “Neymiş? Aşağıdan yukarıya doğru seçime gidilirse “kaliteli adam” işbaşına gelmezmiş. Bir gelmez, iki gelmez, üçüncüsünde gelir. Yaptıklarının sorumluluklarını taşıyan, hesabını veren, veremeyince de yeniden seçilemeyen insan yaratmak; kişilik yaratmanın en güç yoludur, ama, aynı zamanda en sağlam yoludur.”
Bu sütunlarda devletin kamu adına özel spor sistemini yöneten federasyonlara “müdahale etmeden nüfuz etmesinin” örneklerini içeren çok sayıda yazı yazdım. İstenirse gazetemizin internet sitesinden okunabilir.
Aziz Yıldırım gibi devletin de kafası karışık..Sporu yöneteyim mi yoksa yön mü vereyim ikiliminde..
Sonuçta vardığım nokta şudur: Bu çözüm(leme)ler için ne bir, iki yazı ne de bir, iki yazar yeter.
Spor akademisindeki hocaları da göreve davet ediyorum.
Uçuruma yuvarlanmadan dar geçitlerden geçmek bilgi ve maharet ister!
Habertürk






















Yorumlar