Avrupa'da Çoğu İyi Bildiğimiz Ligler ve Kulüpler Aslında Batık!
- Doç. Dr. Deniz GÖKÇE

- 7 Tem 2010
- 3 dakikada okunur
Dünya Kupası, İspanya’nın turnuva öncesinde beklenen şekilde şampiyon olmasıyla sonuçlandı. Turnuva başladığında A. T. Kearney firmasının araştırmalarından alınmış istatistikleri FutbolEkonomi’de gündeme getirmiştik.
A. T. Kearney, 37 ülkede elliden fazla ofisi bulunan, 1926 yılında ABD’de kurulmuş, 2700 kadar danışman çalışanı ve bir milyar dolara yaklaşan cirosu ile dünyanın en büyük yönetim danışmanlığı firmalarından biridir. Son dönemde A. T. Kearney, spor ekonomisi ve yönetimi konusundaki çalışmalarıyla dikkati çekmektedir.
Dünya Kupası birden zevklenip, hele Arjantin ve Brezilya gibi herkesin gönlündeki (ve dünyaya en çok oyuncu satan ülkelerin) takımları elenip, üstelik Avrupa’nın baba liglerini oluşturan İngiltere (Premier Lig), Fransa (Ligue 1) ve İtalya (Serie A) gibi şöhretli ligleri olan ülkelerin milli takımları erkenden veda edince, hem “baba” spor kulüplerinin hem “baba” liglerin hem de “baba” milli takımların ekonomisi gündeme geldi. Aşağıda Avrupa milli takımları için istatistiki özet veriyoruz.
Sonuçta, milli takımının parasal değeri en yüksek olan İspanya şampiyon oldu. Ülke ligi en yüksek parasal değere sahip İngiltere ise perişan oldu. Liginde az yabancı oyuncu oynatan ülkeler — yüzde 32 ile İspanya ve yüzde 29 ile Almanya — yüzde 44 civarında yabancı oyuncu oynatan diğer ülkelere göre daha başarılı oldular.
Milli takımında devşirme oyuncu olmayan İspanya şampiyon olurken, devşirme oyuncu fazlası olan ülkeler genelde zirveye gidemediler. İspanya’nın özel bir durumu da var: Takımın iskeleti yarıdan fazla Katalan Barcelona üzerine kurulu. Barcelona bu siyasi fark nedeniyle “İspanyol oyuncu” değil, kendi altyapısından yetiştirdiği oyuncuları yabancılarla harmanlayarak ve Hollanda futbolunu ile teknik adamlarını ithal ederek başarılı oldu. Ayrıca Barcelona kulübünün bir “sahibi” yok; para veren yüz bini aşkın üyesi var. Bu nedenle İspanya futbolunun yapısı da farklı.
İsteyen bu istatistiklerden istediği sonucu çıkarabilir. Biz, liglerde yabancı sayısının artışının (ve yabancı kalitesinin düşüşünün) milli takıma zarar verdiğini, “finansal çözümün” ise altyapıdan gelebileceğini düşünüyoruz.
Şimdi ise yerel ligler, Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi başlarken, biz de analizlerimizi üst profesyonel liglerin ekonomisine çeviriyoruz.
Tabii ki Türkiye’deki duruma da yakından bakacağız. Ama önce özendiğimiz Avrupa liglerinin ekonomisini inceleyeceğiz.
Zaten yerel medya da yavaş yavaş liglere şüpheci bakmaya başladı. Cumhuriyet Gazetesi 18 Temmuz Pazar günü “Avrupa kulüpleri borç batağında” başlığıyla konuya girerken, “Türkiye’de bahar” alt başlığıyla ülkemizdeki komik derecede yüksek transfer paralarını gündeme getiriyordu.
UEFA tarafından Haziran 2010 tarihinden itibaren gündeme gelen “finansal sportmenlik” kuralları, kulüplerin gelirlerinin yüzde 75’i yerine, artık yalnızca yüzde 25’i kadar borçlanabileceklerini vurguluyordu. Sabah Gazetesi de yine 18 Temmuz Pazar günü Beşiktaş altyapı sorumlusu ve başarılı bir iş insanı olan Sinan Vardar ile mülakat yaptı.
Vardar, ülkemizdeki 190 kulüpten 140 kadarının, özellikle de ikinci ligdekilerin kepenk kapatacak durumda olduklarını vurguluyor ve “büyük” olduğu iddiasındaki kulüplerimiz dahil herkesin 2014 yılına kadar UEFA kriterlerine uymak zorunda olduklarını söylüyordu. Özellikle de Avrupa’da kupalara katılan takımların mikroskobun altına girecekleri çok açık diyen Sinan Vardar, “30 yaşını geçmiş yabancı dışarıda bire oynayacaksa, ülkemizde dört fiyatına oynuyor” derken, Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş dahil tüm kulüplerin sosyal sigortalara, bankalara ve vergi dairelerine borçlarının dernek statüsündeki mal varlıklarını aştığının altını çiziyordu.
Bu konulara detaylı eğileceğiz. Ama şimdi A. T. Kearney tarafından yapılan son araştırmadaki Avrupa ligleri ve kulüplerinin ekonomik durumunun özetini verelim.
Avrupa’nın üst ligleri — yani İngiltere, İspanya, İtalya, Fransa ve Almanya ligleri — bir bütün olarak analiz edildiğinde, eğer bu ligler normal şirketlerin tabi olduğu kriterlere göre değerlendirilse, haşmetli İngiltere ve İspanya liglerinin kârlılık oranı (ROA) ve özvarlık/toplam varlık oranlarının eksi olması nedeniyle bir yıl içinde iflas etmiş olacaklarını; İtalya’nın ise federasyonun çabalarıyla biraz daha iyi durumda olmasına rağmen iki yıl içinde iflas edebileceğini vurguluyor.
En iyi durumdaki Almanya ve ikinci iyi durumdaki Fransa liginde ise hem kârlılığın hem de özvarlık oranının pozitif olması nedeniyle bu iki lig iflasın eşiğinde değiller.
Peki ya bizim lig ve Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş gibileri? Spor medyası kafasını kuma gömeceğine cesur davranarak, aslında bizim kadar bildikleri gerçekleri yazmalı.
İtalyan Roma takımının 325 milyon euro borcun altından kalkamayarak Unicredit Bankası’na devredildiğini, George Soros’a satışının bile gündemde olduğunu yazalım. Veya Manchester United taraftarlarının 700 milyon sterline yürüyen borç nedeniyle takımın kırmızı formalarını atıp kuruluş dönemindeki sarı-yeşil formaları giymeye başladıklarını ve kulübü devralmak için bireylerden para topladıklarını belirtelim.
Ama kendimize de bir çuvaldız batıralım.





















Yorumlar