top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Arsenal ve PSG'nin Büyük Sırrı: Büyümek İçin Eksilmek

Kaan Tunçbilek- Bu hafta sonu Budapeşte’de, Şampiyonlar Ligi finalinde Arsenal ve PSG'yi izleyeceğiz.


Son iki yıldır Avrupa futboluna damga vuran, belki geçen yıl yarı finalde eşleşmeseler yine final podyumunu kapatacak olan bu iki kulübün ortak bir sırrı var. Sahadaki taktiksel dehalarından veya ellerindeki yeteneklerden çok daha derin bir sır...


Her iki takım da hocaları Arteta ve Enrique ile bir “kültür devriminden” geçerek buraya geldi. 

Peki ama nasıl? Onları sadece Guardiola, Ferguson, Klopp ile değil efsanevi CEO Jack Welch ve yönetim gurusu Simon Sinek ile aynı yerde buluşturan neydi?


Kurumsal Toksisite ve "Yüksek Yetenek / Düşük Güven" Tuzağı

İş dünyasının efsanevi CEO’su Jack Welch’in ünlü bir kişilik matrisi vardır. Welch, performans kriterlerini belirlerken liderleri dört tipe ayırır. Bizim konumuz olan en tehlikeli grup ise "Tip 4"tür:


Şirkete muazzam sonuçlar getiren (çok satan/çok gol atan) ama organizasyonun temel değerlerine zerre inanmayanlar. Welch, "Bu insanları hemen kovun, çünkü kültürü içeriden çürütürler," der.


Simon Sinek de bunu Amerikan Deniz Komandoları (Navy SEALs) üzerinden örneklendirir. Güvenlik ve ekip ruhunun hayati olduğu ortamlarda, "performansı tavan ama güvenilmez" bir liderdense; "performansı ortalama ama değerleri güçlü" bir lider her zaman tercih edilir. Çünkü ilki toksiktir ve sonunda bütün organizasyonu yok eder.


İşte Mikel Arteta ve Luis Enrique tam olarak bu kurumsal dersleri yeşil sahada uyguladılar.


Radikal Vazgeçişler: "Büyümek İçin Eksilmek"


Arteta, Arsenal’ın başına geçtiğinde takım kaybetmeyi normalleştirmişti ve "süperstarlar" kulübün, menajerin ve sistemin üzerinde konumlanmıştı. Arteta, kurumsal dünyadaki "büyümek için eksilmek" kavramının tam karşılığını vererek muazzam bir zararı göze aldı:


Haftalık 350.000 Pound alan, kulübün en büyük küresel markası Mesut Özil'i saha içi ve dışı nedenlerden ötürü gözünü kırpmadan kadro dışı bıraktı, sözleşmesini feshetmek için üste para ödedi.


Takım kaptanı, en golcü oyuncu ve kulübün tılsımı olan Aubameyang'ı, -disiplinsiz davranışları sonrası- sadece kadro dışı bırakmakla kalmadı; kaptanlığını aldı ve sözleşmesini feshedip Barcelona’ya bedava gönderdi.


Kulüp tarihinin o dönemki transfer rekoru (72 milyon Pound) olan Pepe ile -performans ve uyum sorunu yüzünden- yollarını ayırdı. "Bize pahalıya patladı, oynatmak zorundayız" yanılgısına, yani kurumsal dünyadaki adıyla Batık Maliyet Yanılgısı’na (Sunk Cost Fallacy) düşmedi.


Paris’te ise Luis Enrique benzer bir neşter vurdu. Yıllarca Neymar ve Mbappé gibi dünya yıldızlarının şımarıklıklarıyla yürüyen "pazarlama odaklı" PSG kültürünü kökten yıktı. Mbappé’nin Real Madrid’e gidiş sürecindeki kaprislerine prim vermedi, onu en kritik maçlarda oyundan alarak veya yedek bırakarak takıma net bir mesaj verdi: "Hiç kimse bu logodan daha büyük değildir." Bütün takımı yeniledi, egoları değil, sistemi büyüttü.


Adalet Terazisi: Değerlere Sadık Kalana İkinci Şans


Peki bu Arteta ve Enrique sadece yıkıcı mı davrandı? Hayır. Bu sistemin en önemli ayağı adalet terazisidir.


Kültüre uymayan yıldızı ne kadar pahalı olursa olsun silen bu sistem, değerlere sadık kalan ama formsuz olanı ise ölümüne korur. (Jack Welch'in sistemindeki Tip 2 yöneticiyi)

Luis Enrique, performansı zaman zaman hayal kırıklığı yaratan ama aidiyeti ve iş ahlakı yüksek olan Ousmane Dembélé’ye ısrarla ikinci bir şans verdi ve onu sistemin anahtarı yaptı.

Arsenal’da bunun benzeri var mı? 


En büyüğü var: Granit Xhaka. 2019 yılında Arsenal taraftarı onu sahada yuhalarken Xhaka formasını yere atmış ve kaptanlığı elinden alınmıştı. Herkes için Xhaka hikayesi bitmişti. Ancak Arteta, İsviçreli oyuncunun içindeki iş ahlakına ve ortak değerlere bağlılığa güvendi. Ona ikinci bir şans verdi, onu rehabilite etti. 


Xhaka küllerinden doğarak Arsenal’ın saha içi liderine dönüştü ve kulüpten bir kahraman gibi uğurlandı.


Geçmişin İzleri

Bu hikaye yabancı değil aslında. Tarih bu temizliği yapanların ne kadar büyük dönüşümlere kapı açtığını yazar. 


Pep Guardiola Barcelona’nın başına geçtiğinde ilk işi -genç Lionel Messi’yi saha dışı yaşamlarıyla zehirlemesinler diye- Ronaldinho ve Deco’yu göndermek olmuştu (Sonrasında Eto’o da bu listeye eklendi).


Sir Alex Ferguson, 2005’te ise takımın efsane kaptanı Roy Keane'in sözleşmesini, kulüp televizyonunda genç takım arkadaşlarını acımasızca eleştirdiğinde hemen feshetti.


Jürgen Klopp da Liverpool'da sisteme uymayan rekor transfer Christian Benteke'den anında vazgeçti; gitmek için huzursuzluk çıkaran Coutinho'yu ise hiç yalvarmadan satıp gelen parayla Van Dijk ve Alisson'u alarak "büyümek için eksildi".


Arteta ve Enrique Biz Liderlere Hangi Dersi Veriyor?


Aslında Arteta da Enrique de en zor olanı yaptı. Çünkü kulüplerin de şirketlerin de bu tuzağa düşmesi çok kolaydır. Kısa vadeli başarı baskısı, ciro hedefleri veya taraftar isyanları yüzünden değerlere uymayan yıldızları tutmak, bir organizasyonun sonunu hazırlar.


Sadece mali performanstan veya kaybedilen paralardan bahsetmiyorum. Huzursuzluğun da kurumsal maliyeti çok yüksektir, adaletsizliğin de... Hak etmeyene, sadece yetenekli veya popüler diye imtiyaz tanıdığınız an, arkada sessizce işini yapan sadık çalışanlarınızın / oyuncularınızın bağlılığını kaybedersiniz.


Ancak bu resimdeki en önemli gizli özne yönetim kuruludur. Arteta ve Enrique gibi liderlerin; Guardiola, Ferguson ve Klopp gibi efsanelerin arkasında, “ortak değerlerin gücünü ve uzun vadeli kültürü, kısa vadeli mali performansın önünde tutmaya inanan” vizyoner yönetim kurulları vardı.


İşte o güveni, adaleti ve ortak kültürü sağladığınızda; büyümek için eksildiğinizde, Jack Welch’in Tip 4’ünü gönderdiğinizde, değerleri kısa vadeli performansa terchih ettiğinizde, -ve Tip 2'leri desteklediğinizde- efsane olursunuz. Yenilmez olursunuz. Ve sonunda o Şampiyonlar Ligi finaline çıkarsınız. 


Belki de başarının o çok merak ettiğimiz sırrı önümüzdedir. Ne dersiniz?

 
 
 

Yorumlar


bottom of page