Galatasaray ile ilgili beş ay önce yazdığım yazıda “Sorunlar masanın altına süpürüldü ama yeni muhaberelerin de önü açık” demiştim.
Oldu. Derin ağabeyler derin sulardan çıktılar, Seyrantepe’de yaşanan protestolar ve takımın bir türlü durdurulamayan çöküşü derken en sonunda ibra şoku yaşandı.
Ne yazık ki, benim için 1997 yılından beri “Adnan ağbi” olan Galatasaray Başkanı Adnan Polat bu savaşı kaybetti. İçeriden dışarıdan her taraftan bu kadar saldırıya uğrayan bir başka ne bir siyasetçi ne de bir kulüp başkanı görmedim desem doğrudur.
Polat’ın içine düştüğü bu durum en önemli savaş stratejisi oyunu olan satrançtaki iki deyim örtüşüyor: Zugswang (hamlesizlik) ve zeitnott(zaman sıkıştırması).
Oyunun bir yerine geldiğiniz zaman, hangi hamleyi yaparsanız yapın, hangi taşı yerinden oynatırsanız oynatın, çok büyük bir kayba uğrar ve kaybedersiniz. Artık, mağlubiyet kaçınılmazdır.
Polat satrançtaki 'hamlesizlik' durumuna düşmüştü. Üstelik bir de mali kurulun tarihi tüm krizlerin üstüne geldiği için 'zaman sıkışması'yla da karşılaştı Polat. Bir ay önce “ibra krizini aşabilecek mi?” diye sorduğum Polat kendinden emin bir şekilde “evet atlatırım” dediğinde bugün burada yazdıklarımı düşünüyordum.
Her şeye rağmen “yazı kışa çevirilen” Polat kesinlikle böyle bir mağlubiyeti hak etmedi.
Mağlubiyet yalnızlaştırır. Peki galibiyet?
Geçtiğimiz günlerde Nuri Şahin’le yapılan bir röportajı okudum. Hemşeri olduğumuzu öğrendiğim Nuri’nin “Kırşehirli olup da Neşet Ertaş’ı dinlememek olur mu?” sözlerini okurken yıllar önce gurbete giden dayılarımı düşündüm. Bugün milli takıma gurbetçi futbolcuları bekler gibi nasıl beklerdik gurbetten gelmelerini. Teypte çaldığı gibi, getirdikleri hediyelere “doyulur mu doyulur mu?”ydu.
Anlattıklarından geleneklerinden ayrılmadığını anlaşılan Nuri, Poulo Coelho’yu, özellikle “motivasyon” ve “şükür” kitaplarını okuduğunu söylüyor.
Nuri’nin bu röportajını okurken aklıma kendisi gibi çok genç yaşta kulübünün takım kaptanlığı görevini üstlenen ve yalnızlaşan Arda geldi.
Arda’ya Coelho’nun son kitaplarından “Kazanan Yalnızdır”ı okumasını tavsiye ederim. Ayrıcalıklı sınıfın zirveye çıkan üyelerinin konumlarını yitirme korkusu, para, güç ve şöhretin tehlikeleri anlatılır bu kitap.
Arda bu kitabı okurken Neşet Ertaş da dinleyebilir Nuri gibi.
Bugünlerde bozlaklar iyi gider bizim kazanıp da kaybedenlerimizin ruh hallerine… {jcomments on}