top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Şiddete Karşı Olmak, Ahlaki Bir Duruştur

Stadyumun bölümleri aynı zamanda taraftarların demografik bölünmüşlüğü anlamına gelir.

Yani, kale arkası, açık, numaralı, kapalı, loca ve şeref tribününde maç izleyen kişilerin yaş, cinsiyeti, eğitim düzeyi, ekonomik durumu ve sosyal statüsü birbirinden farklıdır. Örneğin, kale arkası tribününde maç izleyen kişilerin profillerine bakıldığında genellikle genç, öğrenci, işçi veya işsiz, gelir düzeyi düşük seyirci ve taraftar grubu olduğu söylenebilir. Şeref tribünü genellikle bürokratlar, siyasiler, federasyon temsilcileri ve kulüp yöneticileri gibi otorite kişilerden oluşurken, localar seyirci arasına karışmak istemeyen gelir durumu çok iyi, eğitim düzeyi yüksek, kulüple organik bağı olan saygın iş insanlarının maç izleme mekanlarıdır.

 

Müsabakalarda, kale arkası tribünleri ateşli taraftar grupları ve fanatik kişilerin olduğu yerler olarak kabul edilir. Bu nedenle güvenlik tedbirinin yoğun olarak tedbir aldığı tribünleridir. Güvenliği en gevşek olduğu yer ise kendinden sorumlu kişilerin olduğu localardır. Çünkü localarda maç izleyenlerin hepsi kavga etmeyecek kadar medeni, hakemlere küfür etmeyecek kadar kültürlü, maç sonunda skor ne olursa olsun rakiplerini tebrik edecek kadar centilmen, rakip yöneticileri ağırlayacak kadar misafirperver ve üst kimlik sahibi saygın/beyefendi insanlardır.

 

Bu saptamalar hemen her stadyumda şeref tribünü ve localar için güçlü bir olasılığı yansıtmaktadır. Ancak, pandemi sonrasında (Takke düştü kel göründü!) seyircisiz maçlardaki şiddet olaylarına bakıldığında şu ana kadar futbolda şiddetle ilgili yapılan bilimsel tez ve makaleleri geçersiz kılacak, kale arkası fanatik taraftarları mumla aratacak istenmedik olayların yaşandığı görülmektedir.

 

Bu olaylar, önceki bilimsel araştırma bulgularında sıkça vurgusu yapılan, saldırganlık ve şiddetin nedeni (anlamlı bir ilişkinin varlığı) olarak sunulan; yaş, cinsiyet, sosyoekonomik koşullar, eğitim düzeyi ve işsizlik gibi faktörlerin tek başlarına tetikleyici bir rol oynamadığını ve aralarında doğrudan bir ilişkinin olmadığını, kendinden sorumlu olan bu kişilerin içinde kendinden sorunlu kişiler olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Saldırganlık ve şiddete karşı sorumluluk bilincinde olması gereken itibarlı ama mutsuz ve memnuniyetsiz insanların, maç öncesinde rakip yöneticilere kabalık, futbolcu ve antrenörlere yönelik taciz edici sataşmaları, maç esnasında hakemlere küfürlü tepkiler gösterip, rakip yöneticilerin bulunduğu tribüne el kol hareketleri yapmaları, maç sonrası öfkeli demeçler vermeleri, sahaya inip adam kovalamaları veya loca basıp kadın, çocuk, misafir demeden şiddet uygulamaları futbolda şiddetin biçim değiştirmiş örnekleridir.

 

Kendimize şu soruyu soralım:

 

Nasıl oluyor da seyircisiz maçlarda şiddet adeta imal ediliyor?

 

Nasıl oluyor da bir saygın insan diğer bir saygın insana küfür ediyor, hareket çekip şiddet uyguluyor?

 

Nasıl oluyor da bu seçkin yöneticiler birbirleriyle seviyesiz bir bağ kurabiliyor?

 

Şiddetin görüntü ve ölçüsünü değiştiren bu olaylar, şiddetin sadece güvenlik değil, sosyokültürel bir gecikme sorunu olduğu işaret etmektedir. Seyircinin olmamasının daha görünür kıldığı şey tribünlerde oturduğumuz yer, eğitim ve gelir düzeyimiz, toplumsal rol ve statümüz değişse de futbol algımızın değişmediğidir. Kazanması için “her yol mubah” anlayışı ile irade arzuya, centilmenlik kabalığa, hoşgörüyü şiddete tercih edilmektedir.

 

Oysa ki, oyunun kuralı varsa, şeref tribün ve locaların bir anlamının olması, etik değerlerin işlevsel olması, saldırgan tepki gösterilmemesi, bu özel insanların içinde bulundukları toplumsal pozisyonun ne olduğunun bilincine varmaları için gerekli, camialarının saygınlıkları açısından önemlidir. Çünkü, şiddete karşı olmak ahlaki bir duruştur.

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page