top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Şiddet Sarmalı Hepimizi Boğuyor!

Son bir haftadır hunhar bir cinayete kurban giden Özgecanımızın arkasından tüm yurtta yükselen haykırışlarla bir kez daha kadın ölümlerini konuşmaya başladık.

Yaşananların ne kadar vahşice olduğunu, içimiz kan ağlayarak okuduk, dinledik. Sıra olan biteni anlamaya geldiğinde ise yine bildik ifadeler üzerinden durumu kurtarmayı seçtik.

 

Sorunun çok daha derinlerde bir yerlerde olduğu gerçeğini bir kez daha es geçtik. Konuşmaya başlayanların en ağır şekilde cezalandırmalılardan, idamın geri getirilmesine, suçu işleyenlerin diğer suçluların ellerine verilmesine kadar giden arada kadınların silahlanmasına uzanan sözleri ekranlarda yankılandı. 

 

Olan bitenlerden medyanın yayınladığı dizileri sorumlu tutanlardan, Amerika’da da oluyor yorumlarında bulunanlara dek pek çok ipe sapa gelmez örneği de gördük. Aslında tüm bu yaşananlar toplumsal hayatının her alanının şiddet ürettiği ve şiddetin normalleştirildiği bir ülkenin kendi kendisiyle imtihanıdır. Gördüklerimiz, işittiklerimiz buzdağının sadece üstünde yer alan kısmının yansımalarıdır.

 

Durum göründüğünden çok daha vahimdir ve çok daha fazla üzerinde çalışılmayı hak etmektedir. Kendisi gibi olmayan, düşünmeyen, inanmayan insanlara karşı hoşgörülü olduğunu söylediğimiz ancak bırakın bütün bu farklılıkları, kendi benzerleriyle bile sağlıklı bir ilişki kuramayan bir yapı ile karşı karşıyayız. Evde, sokakta, okulda, kışlada, trafikte, spor sahalarında kısaca hayatımızın her yanında şiddete maruz kalıyoruz ve yaşadıklarımız hayatlarımızın herhangi bir anında bize tekrar geri dönüyor. Bazılarımız olan biteni ufak tefek yara berelerle, duygusal travmalarlaatlatıyor, bir kısmımız ise ne yazık ki şiddetin kurbanı olarak yaşamlarını kaybediyorlar. İnsan hayatının son derece ucuz olduğu ve yaşam ile ölüm arasındaki çizginin ‘kim vurduya giderek belirlendiği’ bir ülkede işimiz her defasında Allaha havale ediliyor. ‘Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim’ diyordu RakelDink, biricik aşkını son yolculuğuna uğurlarken, bir kısmımız bu sözlerin ne kadar anlamlı olduğunu düşünürken, başka bir kısmımız ise söze değil doğrudan söyleyenin kimliğine bakıyordu. Son dönemde giderek artan ayrışma ve kullanılan nefret dili sonrasında acılarını bile ortaklaşa yaşayamayan bir ülkeden söz etmemiz gerekiyor.

 

Söylendiği gibi herkesin birbirinin acısı ile hemhal olduğu bir ülke değiliz ve giderek de hassasiyetlerimizi kaybediyoruz. Şiddet sarmalı içerisinde her an boğuluyoruz ve barışçıl bir toplumu hayata geçirebilecek bir güce de sahip değiliz. Bizdeki anlayış şiddetin şiddetle ezilmesi ve şiddetin baskıyla ortadan kaldırılabileceği düşüncesi üzerinde temellenmiştir ve öyle devam etmektedir. Şiddetin başta şiddet dili kullanılarak ve çıkartılacak olan yasal düzenlemeler ile ortadan kalkmayacağı, tam tersine toplumsal hayatın içerisindeki şiddetin görünürlüğünü ve şiddetin normalleştirilmesini hızlandırdığını geçmiş deneyimlerimiz fazlasıyla göstermiştir. 

 

Spor sahalarında ortaya çıkan şiddet olgusu üzerinde her defasında toplumsal hayatımızın ürettiği şiddetin görmezden gelinmemesi gerektiğini belirttim. Şiddetin sokaktan, aileden, okuldan, trafikten spor sahalarına taşındığını, bazen de spor sahalarından taşarak gündelik hayatımızın içerisine müdahil olduğunu söyledim. Her defasında kaybettiklerimizin ardından aynı sözleri duymak istemiyorsak, şiddetle yaşayan ve onu besleyen bu kültürü tartışmak zorundayız. İnanç, ideoloji, etnik kimlik, cinsel tercihler vb. gibi yaklaşımlar üzerinden yapacağımız her türlü çıkarımla birlikte kendimizi aklama çabası biraz daha fazla şiddete bulaşmamızı ve hayatımızın içinden çıkılmaz bir hal almasını hızlandıracaktır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page