Yine Yenildik!
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 28 Kas 2013
- 2 dakikada okunur
Bir spor karşılaşması ya da yarışma öncesinde değişik şiddetlerde de olsa her sporcu yenme umudu, beklentisi yanında yenilme kaygı ve korkusu yaşar.
Bu duygusal yaşantıların ortaya çıkmasında yalnızca kendinin ve rakibin sportif güç ve becerisi üstüne bilgisi etkili değildir, kaybetme duygusunun olumsuzluğu, medya-taraftar baskısı, sponsorların beklentisi vb birçok irili ufaklı neden etkili olurlar1.
Kaybettiğiniz bir müsabaka sonrası soyunma odası o gün yaşadığınız en kötü mekândır. “İsyan edenler”, “Sessizliğe bürünenler”, “Küfür edenler”, “Suçlayan-Suçlananlar” veya “saldırganlaşanlar”… Adeta kâbusa dönen soyunma odasında, futbolcular başarısızlıklarını davranışlarına anlamlar yükleyerek gidermeye çalışır. Bu durum, konusu eleştiri ya da kınama olarak taraftarlar ve medya arasında bir iletişim tarzını geliştirir. Birçok kulüpte var olduğu düşünülen dedikodu döngüsü, hedefte olan kişiler yani teknik direktör ve yıldız oyuncular için kişisel ve mesleki imajına yönelik saldırılara dönüşmesi ise beklenen bir sonuçtur.
Duygular yaşandıkları ana bağlıdır. İfade ediliş biçimleri de bir manzaranın renklerinin güneşin doğuşu ve batışıyla beraber değişmesine benzer. O an için bu çözüm olarak düşündüğümüz “Dünya kadar transfer yaptık, bu teknik direktör veya futbolculara güvenmiyorum (Öfke)”, “Bu maçı kaybettiler- iyi bir ceza verelim de görsünler (Öç alma)”, “Yanlış oyuncu oynatırsan böyle olur (İsyan)”, “Biz kötü takımız, iyi futbolcu-antrenör değiliz (Özgüven kaybı) gibi söylemler, neden yenildiğimizi, yaptığımız hataları ve çözüm yöntemlerini yani kısacası bir sonra ki müsabakada neler “yapmamız veya yapmamamız” gerektiği konusunda bizde akılcı bir fikir veriyor mu? Tabii ki HAYIR!.
Kaybedilen bir müsabaka sonrası takımdaki herkes genellikle çevresindekilere karşı daha hassas ve kırılgan olur. Bunun sebebi mağlubiyetten kaynaklanan sorunları nasıl çözümleyebileceğinin yeterince bilmemesi ve duygusal tepkilerin gösterilmesidir.
Bu tepkiler futbolun doğası gereği normal karşılanabilir, fakat insan tecrübesi ve bilgisi arttıkça sorunlara çözüm üretmeyi öğrenen bir varlıktır. Yaş ve tecrübe ilerledikçe duyguların yerini aklın alması gerekir. Çünkü “başarısızlık durumunda karşı direnebileceğiniz, kendinizi geliştirebileceğiniz tek yol budur.”
Nasıl yetiştirilmiş olursa olsun, yenilgi her sporcuyu üzer, yengi ise sevindirir. Sporcu olmanın gereği yenilince üzülmemek, yenince de sevinmemek değildir; bu duyguları denetleyebilmek, onlara ölçü getirebilmek, onlara egemen olabilmek ve böylece duygusal tepkisini, acısını, feryadını güzelleştirebilmek, insanlaştırabilmek, yüceltebilmektir1.
Futbol için geçerli olan, takımlar için geçersiz değildir. Bu gibi durumlarda en önemli şey duygusal olarak üzüntünün “Abartılmadan”, “Hedef göstermeden”, “Şiddet kullanmadan” sakin bir şekilde yaşanılmasıdır.
Bu tür olumlu mesajlarla, yalnızca başarılı olduğunda değil başarısız olduğunda da destek göreceğini bilen futbolcu artan özgüveni sayesinde daha fazla risk alacak dolayısıyla performansı artacaktır. Bu nedenle, futbolcuların fikir gelişimini sağlayacak ortamları oluşturmalı, performans düşüklüğü olan futbolcuları cezalandırmamalı aksine çözüm yolları sabırla futbolcularla paylaşılmalıdır.{jcomments on}
Kaynak:
Erdemli A., (2008), Spor Yapan İnsan, E Yayınları, İstanbul.





















Yorumlar