Türk Sporu ve Irkçılık
- Av. Hüseyin Alpay KÖSE

- 21 May 2013
- 2 dakikada okunur
Son dönem de oynanan Fenerbahçe – Galatasaray maçında bir taraftarın sahaya elinde ki “muz”u gösterdiğinin ortaya çıkması ile sporda ırkçılık tartışması gündemde önemli ölçüde yer almaya başaladı.
Her ne kadar daha popüler olduğundan “ırkçılık” başlığı çok daha fazla kullanılıyor ise de, problemin asıl üst başlığı “ayrımcılık” olarak karşımıza çıkmakta. Zira aslında ırk temelli ayrımcılık sadece ayrımcılığın bir bir alt başlığı ve bunun dışında dil, din, köken, bölge, kültür gibi bir çok altbaşlık ayrımcılık içinde yer almakta.
Düşülen bir büyük hata da ırkçılığın sadece “siyahi” kökene sahip kişilere karşı yapılabilen bir eylem olduğu noktasında ki toplumda bulunan yanlış kanaat. Oysa ki ırkçılık fiili her etnik kökende ki insanlara karşı işlenebilir. Örneğin “kürt” ya da “bask” kökenli bir kişiye de yapılabilir rahatlıkla. Bu nedenlerle Türk sporunda ayrımcılık ya da ırkçılık yoktur söylemi aslında çokta gerçeği yansıtmamakta. Ülkemizde Diyarbakırspor oyuncularına karşı yapılan tezahüratlar, kulüp başkanlarının futbolcularına “yamyam” nitelemesinde bulunması veya hakemin oyuncudan bahsederken “zenci” oyuncu demesi gibi bir çok örneğe “muz” gösterilerek oyuncuya hayvan benzetmesi yapılması gibi örnekler bu durumu yüzümüze vurması gereken realiteler.
Dünya futbolunun en büyük iki problemi maç manipülasyonları ve ayrımcılık olarak görülmekte futbolu yönetenler tarafından. Bu nedenle doping ve manipülasyon ile beraber ayrımcılıkta global suç katagorisinde değerlendirilmekte. Yani bu suçları işleyip mahkum olan kişiler için normalin aksine verilen cezalar sadece kendi ülkesinde değil dünyanın FİFA’ya bağlı her hangi bir ülkesinde de geçerli ve uygulanmakta.
Ülkemiz sporunda ise şiddet en büyük sorun olarak karşımıza çıkmakta. Bunun için özel kanunlar çıkarılmakta ve önüne geçilmesi çalışmalar yürütülmekte ise de, özellikle yasal düzenlemelerin yetersizliği ve uygulanma problemleri nedeni ile bu çabaların sonuçsuz kaldığı her meydana gelen olayda tekrar görülmekte. Aslına bakılırsa zaten sadece cezlarla da bu konunun önüne geçilmesi mümkün değil. Zira ceza verildiğinde zaten fiil işlenmiş ve çoğu zaman, son örnekte olan bir gencin öldürülmesi gibi, geri dönülmez zararlar meydana gelmiş olmakta. Dolayısı ile cezalarla beraber ilgililerin eğitim çalışmaları da eş güdüm içinde yürütülmeli.





















Yorumlar