top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Teniste 0-8’i de Konuşmalıyız!



Enka Spor Kulübü uzun zaman sonra ilk kez WTA 125 seviyesindeki ENKA Open‘a ev sahipliği yaptı. Dünya sıralamasında ilk 100’ün kapısını zorlayan isimlerin mücadele ettiği böylesine önemli bir organizasyonun ülkemizde düzenlenmesi elbette sevindirici.


Ancak organizasyonun sonunda ortaya çıkan tabloyu da görmezden gelemeyiz.


Bu satırların girişindeki bilgiler, son dönemde hem dünya tenisi hem de Türk tenisi üzerine çok değerli analizler kaleme alan Belma Aral’ın Fotospor’daki yazısından. Ortaya koyduğu tablo gerçekten düşündürücü.


Ülkemizi ana tablo ve elemelerde toplam sekiz sporcu temsil etti.


Sonuç mu?

0 galibiyet, 8 mağlubiyet.


Evet…

0-8’i de konuşmalıyız.


Yine Türk tenisinin yakın tarihini yazacak kadar tecrübeli bir isim olan Cahit Yavuz’un yönetimindeki Fotospor’da yayımlanan, ENKA’nın kendi sporcusu Zeynep Sönmez’in turnuvaya katılmaması nedeniyle kulüpte “dargınlık” yaşandığı yönündeki haber de elbette haber değerine sahip.


Bunun doğru olup olmadığı ayrıca tartışılabilir.

Ama bana göre asıl tartışmamız gereken konu bu değil.


Asıl mesele, uzun yıllardır yazdığım gibi Türk tenisinin bir milim bile ilerleyememiş olmasıdır.

Üstelik artık sadece bugünü değil, geleceği de düşündüren bir tabloyla karşı karşıyayız.

Ne yazık ki tünelin ucunda güçlü bir ışık göremiyorum.


Yıllardır aynı şeyi söylüyorum:


Türk tenisinin reforma ihtiyacı var.

Çünkü reform, statükoyu koruyarak değil; onu değiştirerek yapılır.


Bu tespitler yalnızca bugünün sorunu da değil..


Bu tespitlerim sadece federasyon yönetiminlerine yönelik de değildir.


Aksine sorunun çözüm yerinin sadece federasyonlarda olmadığının altını çizmek istiyorum..


Elbette Türk tenisinin bugün karşı karşıya olduğu tablo, yaklaşık son 20-30 yılda biriken yapısal sorunların ve farklı dönemlerde görev yapan federasyonların, kulüplerin ve tüm paydaşların ortak sorumluluğunun sonucudur. Tam da bu nedenle, çözüm de günü kurtaran adımlarla değil, kalıcı ve cesur bir reform anlayışıyla mümkün olacaktır.


Ne yazık ki bugün tenisçi gelişimi adına güçlü, sürdürülebilir ve sonuç üreten bir model göremiyoruz.


Bu köşeyi takip edenler bilir.


Türk sporunda olduğu gibi Türk tenisinin kaderinin de sadece federasyonlara bırakılamayacağını yıllardır savunuyorum.


Bu yüzden özellikle şehir kulüplerinin, köklü spor kulüplerinin ve tenis yatırımını sadece tesis yapmak olarak görmeyen yapıların yeniden oyuncu yetiştiren merkezler haline gelmesi gerektiğini düşünüyorum.


Son dönemde yalnızca ENKA Open’da değil, Megasaray’da arka arkaya düzenlenen üç WTA 125 turnuvasında ve Türkiye Tenis Federasyonu’nun düzenlediği uluslararası organizasyonlarda da benzer sonuçlarla karşılaştık.


Bu artık tesadüf değil.


Bu sonuç bize çok net bir gerçeği gösteriyor:

Demek ki bugün bu seviyede düzenli olarak rekabet edebilecek yeterli sporcu havuzumuz yok.


Bugün millî takımlarımıza çoğu zaman Türkiye’nin en iyi sporcularını değil, mevcut sistemin tüm zorluklarına rağmen ayakta kalabilmiş en iyi sporcularını gönderebiliyoruz. Daha acısı ise onların da önemli bir bölümü dünya rekabetinin henüz uzağında ve sayıları ne yazık ki bir elin parmaklarını bile geçmiyor. İşte Türk tenisinin reforma ihtiyaç duyduğunu gösteren en çarpıcı gerçek de budur.


Elbette uluslararası turnuvalar düzenlemek çok değerlidir.


WTA 125 seviyesindeki organizasyonların ülkemize gelmesi Türk tenisi adına önemli bir kazanımdır.


Ama bundan daha önemli olan, o turnuvalarda sadece ev sahibi olmak değil, finale kalan, şampiyonluk mücadelesi veren ve dünya sıralamasında kalıcı yer edinen Türk sporcular yetiştirebilmektir.


Federasyonun da, irili ufaklı tüm kulüplerin de en önemli başarı kriteri bu olmalıdır.


Başarı; düzenlenen turnuva sayısıyla, çekilen organizasyon fotoğraflarıyla ya da yapılan açılış törenleriyle ölçülmez.


Başarı; dünya sıralamasında yükselen, Grand Slam ana tablolarında mücadele eden ve WTA ile ATP turlarında kalıcı olabilen sporcular yetiştirebilmektir.


0-8 sadece ENKA Open’ın skoru değildir.

0-8, yıllardır ihmal edilen altyapının, ertelenen reformların ve günü kurtaran anlayışın da skorudur.


Bu skoru doğru okuyabilirsek, belki Türk tenisi için yeni bir sayfa açabiliriz.


Aksi halde her yıl yeni turnuvalar düzenler, aynı sonuçları konuşmaya devam ederiz.


Çünkü turnuva düzenlemek önemlidir. Ama asıl başarı, o turnuvalarda kazanacak Türk sporcularını yetiştirebilmektir.


Bir de padel meselesi var…


2025 yılı Şubat ayında Gençlik ve Spor Bakanlığı kararıyla Türkiye Tenis Federasyonu bünyesine bağlanan padel, dünyada en hızlı büyüyen spor dallarından biri.


Türkiye’de ise çok ilginç bir tabloyla karşı karşıyayız.


Birkaç yıl içinde yaklaşık 30 milyon avrolukbir ekonomik hacme ulaştığı konuşulan bir branş…


Ama…


Sporcusu yok.


Bir tane resmî ulusal organizasyon takvimi yok.

Antrenörü yok..


Kulüplerin yüzde 95’ten fazlası tescilsiz, yani korsan..


Hatta milli takım seçmeleri dahi tescilsiz bir kulüpte yapıldı..


Buna karşılık çığ gibi büyüyen bir padel ekonomisi var.


Kortlar yapılıyor…

Yatırımlar artıyor…

İlgi büyüyor…

Ama iş dönüp dolaşıp yine aynı noktaya geliyor:

Bürokrasi…

Federasyon Başkanları değişiyor, Genel Sekreterler değişiyor ama değişmeyen tek şey bürokrasi..


Bu branşı köşeme taşıyan ilk yazarlardan biri oldum.


Yakın zamanda padelin Türkiye’deki gelişimini, ekonomik büyüklüğünü, yönetim modelini ve geleceğini tüm yönleriyle ele alan çok kapsamlı bir yazı kaleme alacağım.


Çünkü görünen o ki, padelde de konuşmamız gereken sadece kortlar değil; o kortların içinde kimlerin oynayacağıdır.


Yorumlar


bottom of page