Sporun Öğrettiği: Şiddet Karakter Zaafıdır, Eşitlik Şampiyonluktur
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 4 Mar
- 2 dakikada okunur
Spor bize hep şunu öğretir: Maçı kazanmadan önce kendini yenmelisin. Kondisyonun yetmiyorsa, zihnin dağınıksa, öfkeni kontrol edemiyorsan; en iyi taktik, en pahalı transfer bile seni şampiyon yapmaz.
Çünkü sahadaki mücadele, önce insanın kendi içindeki mücadeledir.
Hayat da böyledir.
Kendiyle barışmayan bir erkek, ne takım arkadaşını ne oyunu anlayabilir. Kendini tanımayan, duygularını yönetemeyen bir sporcu nasıl ki sahada sürekli faul yapar, gereksiz kartlar görür; hayatta da öz farkındalığı olmayan bir insan ilişkilerinde sürekli kırar, döker ve cezalandırır.
Öz Disiplin Olmadan Oyun Oynanmaz
Bir sporcu düşünün: Kendi eksiklerini kabul etmiyor, her hatada başkasını suçluyor, eleştiriye tahammülü yok. Böyle bir sporcu, takımın lideri veya oyunun dengesi olabilir mi?
Denge, bir kişinin diğerini taşıması değil, iki güçlü bireyin yan yana durabilmesidir.
Özgür olmayan bir oyuncu, takım arkadaşının özgürlüğünü, özgür olmayan bir erkek de kadının özgürlüğünü tehdit görür.
Oysa toplumsal yaşam ve sporun özü paylaşmaktır. Topu saklayan değil, pasveren büyür. Özgürlük de böyledir; paylaşıldıkça çoğalır.
Şiddet: Sahadaki Kontrol Kaybı, Hayattaki Karakter Sorunu
Spor psikolojisinde kontrol kaybı; öfke patlaması, rakibe bilinçli sertlik, hakeme saldırı gibi davranışlarla kendini gösterir. Bu, sadece taktiksel bir hata değil, karakter zaafıdır.
Bir insanın başkasına yaptığı kötülük, onun içindeki eksikliğin dışavurumudur. Kendi huzuru için başkasını ezen, tehlike anında sorumluluktan kaçan, gücünü zayıf gördüğüne yönelten kişi; sahada da hayatta da aslında korkusunu saklıyordur.
“Kurtlar da birbirini parçaladıkları zaman haklıdırlar” denebilir. Ama biz sporla saygıyı, disiplinle içgüdüyü, kuralla kaosu ayırmayı öğrenmedik mi?
Stresini üzerinden atmak için şiddete başvuran bir erkek, aslında en temel spor erdemini kaybetmiştir: Öz kontrol.
8 Mart: Tribünde Değil, Yan Yana
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca çiçek verilen bir gün değil; eşitlik, emeğe saygı ve insan onurunun hatırlandığı bir gündür.
Kadın, erkeğin hatalarını tolere etmek için yaratılmadı. Kadın, oyunun kenarında bekleyen yedek değil; sahanın eşit oyuncusudur. Toplumun erkeğe tanıdığı sınırsız serbestliğin faturasını kadına kesmek, hem ahlaki hem insani bir yanılgıdır. Sahada yapılan sertliğin cezası nasıl takıma yazıyorsa, hayattaki adaletsizlik de toplumun tamamına yazılır.
Unutulmaması Gereken Bir İsim
Geçtiğimiz dönemde öğrencisi tarafından öldürülen öğretmen Fatma Nur Çevik, sadece bir eğitimci değil; bu toplumun geleceğine yön ve emek veren bir insandı.
Biz karşı kaldırımda göründüğünde ceket iliklediğimiz öğretmeni, sınıfta tartaklayacak, alay edecek ve sonunda öldürecek kadar “iyi” eğitilmiş öğrenciler yetiştirebiliyorsak; burada sorun bireysel bir öfke patlamasından fazlasıdır.
Bu cinayet, yalnızca bireysel bir suç değil, değerler sistemindeki çöküşün alarmıdır. Eğer gençlerimize kazanmayı öğretip kaybetmeyi öğretmiyorsak, rekabeti öğretip duygudaşlığı öğretmiyorsak, gücü öğretip sorumluluğu öğretmiyorsak; sorun yalnızca bireyde değil, sistemdedir.
Hiçbir toplum, en zayıf halkasından daha güçlü değildir. Kadınların güvende olmadığı bir yerde güçten bahsedilemez.
8 Mart’ta mesele yalnızca kadınları alkışlamak değil; erkekliğin tanımını yeniden düşünmektir.
Gücü şiddetle değil, öz disiplinle; üstünlüğü baskıyla değil, eşitlikle; başarıyı ezerek değil, birlikte yükselerek tarif etmektir. Çünkü bir evin yuva, bir takımın şampiyon veya bir toplumun güçlü olması aynı ilkeye dayanır: Önce iyi insan olabilmek.




















Yorumlar