Sporda ve Bayramda Fedakârlığın Ruhu
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 12 saat önce
- 2 dakikada okunur

Bir bayram sabahı ile bir maçın son düdüğü aslında birbirine sandığımızdan daha çok benzer…Birinde paylaşma, diğerinde mücadele ruhu vardır.
Birinde sofraya konan emek, diğerinde sahaya bırakılan yürek… İkisinin ortak noktasında hep aynı duygu durur: Fedakârlık.
Bayramlar, insanın paylaşmayı ve kendinden verebilmeyi yeniden hatırladığı zamanlardır.
Çocukken sadece tatil, yeni kıyafet ya da kalabalık sofralar gibi görünen şeylerin; aslında paylaşmak, vazgeçebilmek ve gerektiğinde kendinden verebilmek olduğunu zamanla öğreniyoruz.
Aslında spor da tam olarak bunu öğretiyor.
Bir final maçının son dakikasını düşünün… Sakat sakat sahada kalan bir oyuncu, son nefesine kadar mücadele eden bir takım, kaybetmesine rağmen tribünlerden alkış alan bir sporcu… Çünkü spor sadece kazanmak değildir.
Hayat bize zamanla şunu öğretiyor: Bazen yenilerek büyür insan; bazen de kaybederken karakterini koruyarak. Fakat bugün hem sporda hem hayatın içinde eksikliğini hissettiğimiz önemli bir şey var: Fedakârlık ruhu.
Kurban Bayramı’nın bize hatırlattığı değerler de tam burada anlam kazanıyor.
Biz fedakârlığa yabancı bir toplum değiliz.
Çocuklarını “Kurban olayım” diyerek seven annelerin ülkesiyiz.
Paylaşmanın bereket olduğuna inanan bir kültürden geliyoruz.
Nesiller boyunca; gerektiğinde kendinden vermenin, dayanışmanın ve birlik olmanın değerini öğrendik.
Kurban Bayramı yalnızca dini bir ibadet değil, aynı zamanda insanın bencilliğini törpüleyen bir vicdan eğitimidir. Sadece sahip olduklarını değil, gerektiğinde kendi rahatını da paylaşabilmektir.
Belki de bu yüzden sporun en unutulmaz anları kupalar değil, insanlığın öne çıktığı anlardır.
Rakibini yerden kaldıran futbolcu…
Madalyasını ailesine armağan eden sporcu…
Finali kaybetmesine rağmen gözyaşları içinde rakibini tebrik eden atlet gerçek büyüklüğün bazen kazanmaktan değil, gerektiğinde kendinden verebilmekten geçtiğini öğretir.
Bugün çocuklara sadece başarıyı değil, emeği de öğretmek zorundayız. Kazanmayı değil, kaybetse bile mücadele etmeyi… Sadece rekabeti değil, vicdanı da anlatmak zorundayız. Bayramlar paylaşmayı, spor mücadeleyi öğretir. İkisi birleştiğinde ortaya yalnızca iyi sporcular değil, iyi insanlar çıkar.
Sonuç olarak, toplum olarak en çok ihtiyacımız olan şey budur: Birbirini ezmeden yarışabilen, kazanınca kibirlenmeyen, kaybedince dağılıp gitmeyen, fedakârlığı zayıflık değil erdem sayan insanlar… Çünkü insan kazandığında değil, kazandığını paylaşabildiği ve gerektiğinde feda edebildiğinde büyür.






















Yorumlar